Ana Sayfa Kent-Yaşam yazıları Saadet Erciyas İzmir Arkeoloji Müzesi 95 yaşında bir çınar

İzmir Arkeoloji Müzesi 95 yaşında bir çınar

Kapılarını resmi olarak 15 Şubat 1927 yılında açan İzmir Arkeoloji Müzesi’nin kuruluşunun 95. yılı kutlanıyor.  Batı Anadolu’daki en büyük müze olan mekan, İzmir’in Cumhuriyet tarihindeki ilk arkeoloji müzesi olma özelliği taşıyor. Müze, özellikle Antik Yunan, Roma, Bizans dönemi eserleriyle dünyanın sayılı zengin koleksiyonlarından birine sahip bulunuyor.

“İzmir Arkeoloji Müzesi” bugün UNESCO Geçici Dünya Miras Listesi’nde bulunan Kemeraltı ve çevresini kapsayan İzmir Tarihi Kent Merkezi’nin tam da başlangıç noktasında yer alıyor. Konak’ta Bahribaba Parkı içinde inşa edilen ve engelli dostu olarak yenilenen üç katlı modern müze binasında eserler 5 bin metrekarelik alanda sergileniyor. 

İzmir Arkeoloji Müzesi’nde tarih öncesi çağlardan Bizans Dönemi’ne çok sayıda eser bulunuyor. Bir bölge müzesi olan bu mekanda Agora (Konak-Basmane), Bayraklı (Smyrna), Yeşilova, Ulucak (Kemalpaşa), Limantepe (Urla), Panaztepe (Menemen), Metropolis (Torbalı), Teos (Seferihisar), Klazomenai (Urla), Aydın (Afrodisias), Tire, Efes ve Bergama’dan gelen eserler ziyaretçilerle buluşuyor.

Müzenin zemin katında tüm eserlerin ayrı kategorilerde korunup saklandığı eser depoları, bir restorasyon laboratuarı, kütüphane ve arşiv, ilk katta ise idari bölümler yer alıyor. Orta kat müzenin ikinci katı ve aynı zamanda müzenin giriş katı özelliğini taşıyor. Konferans salonu ve üç koridordan oluşan taş eserler salonu bu katta yer alıyor. Mermer ve taş heykeltıraşlık eserleri içeren büyük heykeller, büstler, portreler ve masklar sergileniyor. 

Müzenin en çarpıcı eserlerinden biri olan ve Roma Dönemi’ne tarihlenen mermer heykelin Efes’in kurucusu Androklos’a ait olduğu düşünülüyor. Zemin katta bulunan ve Kadifekale’den çıkartılmış Geç Antik Çağ’a ait mozaikli alanı orta kattan izlemek mümkün.

Müzenin üçüncü katında Ege Denizi’nde batıklardan çıkan, bronz oluşu nedeniyle bozulmadan bugüne kadar ulaşabilen “Bronz Koşan Atlet Heykeli” ve “Bronz Demeter Heykeli” müzenin en ilgi çeken eserleri arasında yer alıyor. Bronz heykellerle aynı katta sergilenen Hazine Odası da yine ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken bölümlerden. 

Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans ve İslami döneme ait sikkeler, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait altın, gümüş ve kıymetli taşlardan süs eşyaları ve de cam eşyalar da müzenin bu katında görülebiliyor. Hazine Odası’nda yer alan, ince bezemesiz yapraktan yapılmış altın ağız ve göz bantları dönemin alışkanlıklarına ilişkin ip ucu verirken bölgemizin arkeolojik zenginliğini de sergiliyor.

Aynı alanda Etnoğrafya Müzesi’yle de komşu olan İzmir Arkeoloji Müzesi’nin bahçesi de içerisi kadar zengin eserlerle bezeli. Yazıtlar, heykeller, mezar stilleri, mimari öğeler ve çok farklı dillerde yazılmış epigrafi kolleksiyonu bahçede yer alıyor. Koleksiyon Türkiye’nin Antik Yunanca ile ilgili en geniş kapsamlı yazıt koleksiyonlarından biri olarak biliniyor. 

1940’lı yıllardan başlayarak çok sayıda kurtarma kazısı yapan, Türkiye’nin arkeolojik arazi çalışmaları açısından en yoğun müzelerinden biri olan İzmir Arkeoloji Müzesi’nin depolarında yaklaşık 200 bin eserin bulunduğu tahmin ediliyor. Müzede sergilenen eserlerin ise bu sayının çok daha altında olduğu biliniyor.

Eserler 1924’te toplanmaya başlamış

Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle kurulan müzede, dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik, kurucu müdür Aziz Ogan ve Selahattin Kantar’ın katkılarıyla eser toplama çalışmaları 1924 yılında başlamış. Müze için koleksiyon çalışmaları sürerken bir yandan da müze içinde bulunan resim galerisi ve kütüphanede kurulmuş. 

İlk olarak 1927 yılında Basmane Kapılar’da bulunan ve Yunan işgalinin arkasından terk edilen Aya Vukla Kilisesi’nde “Asarı Atika Müzesi” adıyla açılmış. Müzede sadece İzmir’den değil, Bayraklı, Agora, Klaros, Notion, Pitane, Klazomenai, Bergama, Efes, Teos gibi ören yerlerinden gelen eserler sergilenmiş.  Müzeyi 1931 yılında gezen Mustafa Kemal Atatürk, müzeye ilişkin olumlu görüşlerini hatıra defterine yazmış. 

Yıllar içinde bölgeden gelen buluntular arttıkça kabına sığmayan bir müzeye dönüşmüş. 95 yıllık süreçte bir çok kez yer değiştirmiş. 1943 yılında Asarı Atika Müzesi ismi “İzmir Arkeoloji Müzesi” olarak değiştirilen müzeye getirilen buluntular yoğunluk nedeniyle sığmayınca, eserlerin bir kısmı 1951 yılında Kültürpark’ta bulunan Milli Eğitim Pavyonu’na taşınmış. 

Bugün Eski Seramik Eserler Binası olarak kullanılan ve İtalyan Mimar Bruno Taut’un eseri olan yapı da sergilemeye yetmeyince 1970’li yılların sonunda Bahri Baba Parkı içinde bugünkü müze binası inşa edilmiş. 11 Şubat 1984 yılında “müze ve sergileme” amacıyla inşa edilen bina törenle hizmete girmiş. Aya Vukla Kilisesi’ndeki sergileme ise 1980 yılına kadar sürmüş. 

İzmir Arkeoloji Müzesi’nin 2000’li yıllara gelindiğinde teşhir kapasitesinin dolması bir başka arayışa yöneltmiş yöneticileri. Bu kez Kültürpark’taki eski müze binası ile yanındaki iki bina mülk sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş. 2004 yılında Tarih ve Sanat Müzesi adıyla açılan bina 13 bin 320 metrekarelik alandaki üç ayrı mekanda sergileme olanağı sağlamış: Taş Eserler Bölümü, Seramik Eserler Bölümü ve Kıymetli Eserler Bölümü. 

Ziyaretçiler bugün Kültürpark’taki müzenin sadece Taş Eserler Binası’nı gezebiliyor. Diğer iki bölüm 2021 yılında kapatılarak yeniden İzmir Arkeoloji Müzesi’ne taşınmış. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bu bölümler Konak’taki müzenin depolarında olduğu için şimdilik görme olanağı bulunmuyor.

Yeni yeri Ege Medeniyetleri Müzesi mi olacak?

95 yıllık müzenin yolculuğu büyük olasılıkla burada bitmiş değil. Alsancak’taki eski Tekel Sigara Fabrikası alanında yapımı büyük bir hızla süren Ege Medeniyetleri Müzesi, bir süre sonra Arkeoloji Müzesi’nin yeni evi olacak gibi görünüyor. En azından eserlerin bir kısmı için.

Müzenin kuruluşunda emeği geçen üç isim

Cumhuriyet döneminde bir ilk olma özelliği taşıyan, 95 yaşındaki İzmir Arkeoloji Müzesi’nin kuruluşunda özellikle üç ismin büyük emeği var.

Bu kişilerden ilki, tarihi eserlere ilgisiyle bilinen, arkeolojik eserlerin gün ışığına çıkarılması ve korunması, araştırılması ve yayınların yapılması için çabalayan İzmir Valisi Kazım Dirik (1881-1941). Vali Dirik, İzmir Asarı Atika Müzesi’nin yanı sıra İzmir Havalisi Asarı Atika Cemiyeti’ni kurdurmuş ve başkanlığını da yapmış.

İkinci isim, İzmir’de uzun yıllar Asarı Atika müfettişliği yapan, İzmir Asarı Atika Müzesi’nin yanı sıra Bergama ve Efes müzelerinin kuruluş çalışmalarına başlayıp, müze koleksiyonlarını hazırlayan müzenin ilk müdürü Aziz Ogan (1888-1956). Ogan, daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’ne atanmış.

Aziz Ogan’ın İstanbul Müzeler Müdürlüğü’ne atanması üzerine görevi üstlenen kurucu müdürlerden Selahattin Kantar (1878-1941). Kantar’ın 1932-1941 yılları arasında İzmir-Efes müze müdürü olarak ekipteki araştırmacılarla birlikte Smyrna Agorası’nın ortaya çıkartan kazılara öncülük yaptığı ve dünyaya duyurulmasında büyük emeği geçtiği biliniyor.

İLİŞKİLİ YAZILAR
- Advertisment -
 

EN ÇOK OKUNANLAR