Bir yazar dört kitap

İngiltere parklarıyla ünlüdür. Genellikle şehrin trafiğinden, insan kalabalığından uzak, uçsuz bucaksız yemyeşil çimenler ve envai çeşit ağaçların arasında, o ıssızlık ve sonsuzluk duygusuyla bedeniniz adeta doğa ile bütünleşir. Hafif gri ve ılık havasıyla tipik bir Londra sabahı bu parklardan birindeyiz. 

Dürsaliye Şahan ile Kuzey Londra’nın Hertfordshire kırsalında, uçsuz bucaksız yemyeşil çimenlerin ortasında Viktoryan dönemine ait stili ve olanca ihtişamı ile yükselen West Lodge Park Oteli’nin bahçesindeyiz.

Burası Birinci Dünya Savaşı sırasında hemşirelerin dinlenme evi olarak kullanılmış oldukça büyük bir şato. Ancak gayrı resmi kaynaklara göre burası bir aşk yuvası olarak da kullanılmış eski bir tarihte. 150 yıllık tarihi boyunca durmadan el değiştiren ünlü İngiliz ailelerine “sweet home” olmuş West Lodge. Ancak onca farklı hizmetler sunduğu özel sahiplerine rağmen güzelliğinden, asaletinden bir şey kaybetmeden şimdi halka açık, dört yıldızlı otel kafe ve restoran hizmeti veriyor bu tarihi güzellik. 

Dürsaliye Şahan ile birlikte, 1900’lerden beri burada konaklamış kişilerin duvarlardaki portreleri arasında özellikle rahibe hemşireleri anarak caffe latte’lerimizi höpürdetirken biz de bir fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik. Sohbetimizin konusu dört kitap üzerineydi. Ama ille de aşk vardı bütün hikayelerde. Kitaplardan üçünde memleketten kadınlar, dördüncüsündeyse Londra’daki Türkiyeli çocuklardı ağırlıkta. 

Dürsaliye Şahan: Ben sadece üstündeki örtüyü kaldırdım

Parantez Aşklar’da dokuz kadın var. Olayların yani aşkların yaşandığı ortamlar birbirinden çok farklı alanlarda; Anadolu’nun bir taşra kasabası eşrafı arasında, Ankara’nın resmi dairesinde, İstanbul’un bir gecekondu mahallesindeki düğününde, doğuda bir aşiretin sofrasında… Toplumsal konumları farklı olan bu insanlar arasındaki ortak duygu tutku. Dürsaliye Şahan bu farklı karakterlerin sıra dışı tutkularını kendi bağlı oldukları kültürel çevrelerin arasında öylesine gerçekçi bir şekilde işlemiş ki, “Vay canına, bunu nasıl yaparlar?” diye hayret edebilirsiniz. Ama bu şaşırma sahtedir. İçten içe bu tutkulu aşka gıpta edilir. Çünkü yasak aşk aslında gerçek aşktır, tutkudur. 

Toplumumuzda gelenekler, töreler özgür aşkı baskıladığı için, ancak gözü kara, isyankar, sıra dışı davranmaktan korkmayanların her türlü sonucu göze alarak yaşadığı bir efsanedir aşk. Dürsaliye Şahan, “Parantez Aşklar” kitabındaki yasalara, törelere karşın, her şeyden vazgeçebilmeyi kafaya koymuş bu karakterlerin yaşadıklarının aslında toplumda yaygın bir ilişki olduğunun altını çizerek, “Ben sadece üstündeki örtüyü kaldırdım” diyor. Örtünün altında yaşanan aşklara olanca sahiciliği ile şahit olmamızı sağlayan ise yazarın toplumsal dokuyu çok iyi yansıtmasından kaynaklanıyor. 

Ayarsız Kadınlar Cemiyeti onbir bölümden oluşuyor. Popüler bir televizyon dizisinin epizotları gibi her bölüm. Görselliği oldukça yüksek. Büyük şehrin yoksul semtlerinden birinde bakkalı, kahvecisi, kuaförü, ev kadını gibi mahallenin tüm karakterleri yaptıkları işlerlerle bütünleşen düşünce tarzlarıyla, birbiriyle bağlı ilişkilerdeki aşklarıyla geleneksel bir döngünün içindeler. Ancak yazarımız “Ayarsız Kadınlar Cemiyeti”nde, toplumun bütününün bir kesiti olan çileli hayatı, mahallelilik kültürüyle, iyimserlik ve dayanışma ile nasıl tersine çevrilebileceğini bir film lezzetiyle görselleştiriyor. Mahallede yaşanan ilişkilerdeki kusurlar, yanlışlar, nefretler, ihanetler, öfkelere rağmen, özellikle kadınların dayanışması ile yaşamın güzelleştiğine tanık oluyoruz.

Yazarımız kadın dayanışmasının yaşanan toplumsal sorunlarda çözümleyici rolünü öne çıkardığı kitabında kadınlara güvenmenin önemine vurgu yapıyor bir bakıma. Dürsaliye Şahan görselliğe özellikle önem vermesinin nedeninin, okumanın düşük olduğu bu koşullarda, rahat okunabilme, geniş kesimlere ulaşabilme, film dünyasının olanaklarından yararlanabilme arzusu olduğunu söylüyor. Nitekim burada ele almadığımız oyun ve senaryoları da var. Hatta davalık olan ve sonunda kazandığı bir tv dizi senaryosu da bulunuyor. 

Şerbet ve Tottenham Çocukları kitap adlarının seçimi konusunda aklımıza sorular getiriyor. Acaba kitabın içeriğine uygun bir ad mı, yoksa yazarın adı mı önemli olan? Uzun yıllar kitabevi yöneticiliği yaptığım için bu soruyla çokça karşılaştım. Okur bazen falanca yazarın son kitabını soruyor, bazısı da adı şu olan kitap diye arıyor, hatta adını hatırlamayıp da konusu şu olan diye soran okur bile oluyor. 

Şerbet İstanbul’da bir kapıcı kızı. Muhteşem bir karakter. Yoksul. Bilinçli, gözü kara, cesur bir kız. Lise öğrencisi. Sınıfındaki bir subay çocuğuna platonik aşık… Hikayenin ilk üç bölümünü bir çırpıda okudum. Muhteşem bir karakter tahlili. Gıpta edilecek, sağlam, cesur, özgün bir kişilik. “Fergül, burada dur” dedim kendime, “Şerbet’e saygı, biraz ara ver, Şerbet ile tanışmanın tadını çıkar”. 

Dördüncü bölüm 41. sayfadan başlıyor ve 19 bölümlük olay 215. sayfada bitiyor. Şerbet üçüncü bölümden sonra kendini 15 Temmuz darbesinin içinde buluyor. Artık konu Şerbet’ten sokaktaki direnişe dönüyor. 15 Temmuz’da sokakta geçen darbe karşıtı halk gösterilerinde, öğretmen, öğrenci, ev kadını, seyyar satıcı, cami cemaati, subay ailesi, çöp toplayan Roman çocuklar gibi çok farklı kesimden insanların, o olay sırasındaki konumlarından sokaktaki direnişe katılışlarını çok gerçekçi bir şekilde ele almış yazar. 

Aslında kitapta ana olay 15 Temmuz, neden adının “Şerbet” olduğunu soruyorum. Dürsaliye Şahan, yayınevinin tasarrufu olduğunu söylüyor. Evet anlaşılır, yayıncı işin pazarlama kısmını da düşündüğü için bazen adında, bazen içeriğinde bile söz sahibi olabiliyor, bir dereceye kadar elbet. Ben “Şerbet”i çok sevdim. Başka bir öykünün baş kahramanı olmasını çok isterim. Ancak yazarımızla gerçekten yakın geçmişin bu gibi tarihsel olaylarının belgesi niteliğinde, edebiyat eseri yazmak oldukça meşakkatli ama bir o kadar da yazılmayı bekleyen konular olduğuna dair hemfikiriz. 

Tottenham Çocukları bir kürt genci olan Keko’nun hayat hikayesi. Konunun alt katmanında yine bir ülke gerçeği ile karşılaşıyoruz. Kürt kökenli doğulu bir çocuğun büyük şehirde yaşadığı çarpıcı acı gerçekler, adaletsizlik, ayrımcılık, dışlanmışlık. Aynı zamanda ötekileştirilmiş gencin karakteristik güçlü sabrı, direnme kararlılığı, cesur atılganlığı sayesinde elde ettiği kaderini değiştebilme olanağı. Köyünde yaşananlar ise başlıbaşına başka romanlara kapı açacak olan, resmi tarih ve söylemlerden farklı yaşanmışlıklara dayalı olaylar zinciri. Köyleri basılanlar, dağa çıkarılanlar, haraç kesilenler… Ev içlerinde yaşanan ağır erkek egemen ve dinsel kültürler, feodal yapı… 

Dürsaliye Şahan diğer romanlarında olduğu gibi ülke insanını iyi tanıyor. Kendisinin de içinden geldiği kültürel davranışları karakterlerine çok iyi yansıtıyor. Tottenham Çocukları bir doğu hikayesi, Türkiye’de bir kürt olmanın hikayesi. Keko’nun köyü, İstanbul’a okumak için gelebilmek için başına gelen serüvenler, İstanbul’un gecekondularına yerleşme, tesadüfen, şans eseri kaydolduğu özel okuldaki varlıklı aile çocukları arasındaki “öteki” konumu… Her bir bölüm başlıca tv dizi epizotları gibi görsellik taşıyor. Ama yine kitabın adı bizi yanıltıyor. 304 sayfalık kitapta on sayfayı geçmiyor Keko’nun Londra’ya gelişi ve başına gelenlerin öyküsü. Yazarımıza bunu sorduğumda “off record” yaptık. 

Roman yabancı gettosu olan Tottenham’da başlamış aslında. Gerçek bir hikayenin izini sürerken karşılaştığı yeraltı dünyasının suç çeteleri ve kötü yollara düşen göçmen, yoksul, yabancı çocukların dramına sebep olan çevrelerin engelleri ile karşılaşmış yazarımız. Yayınevinin de uyarıları işin içine girince Tottenham’da yaşanan acı gerçek olaylarda, gençlerin geldiği kökenlere doğru bir ağırlık kayması olmuş. Tottenham’da yaşanan diğer yabancı ve Türkiye kökenli gençlerin seri intihar olayları anısına ithafen konulmuş bu ad. Türkiye’den Londra’ya geliş ve Londra’daki yaşam konusunda ikinci kitabın yolda olduğunu belirtti Dürsaliye Şahan. 

Dürsaliye Şahan

Yazardan ziyade kitapların tanıtımını yapmış oldum. Elbette yazarların hayatını hep merak ederiz. Nasıl yazdıklarını, neden yazdıklarını… Ancak bir söz vardır, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Dürsaliye Şahan bir edebiyat emekçisi. Ülke gerçeklerini, sorunlarını, çözümünü araştırıyor, düşünüyor, yorumluyor, yazıyor. Elbette kendi işi, yeteneği doğrultusunda edebiyat meşrebince yapıyor, sözünü söylüyor, tavrını koyuyor. Okuyun, göreceksiniz, seveceksiniz. 

İLİŞKİLİ YAZILAR
- Advertisment -
 

EN ÇOK OKUNANLAR