Ana Sayfa Kent-Yaşam yazıları Işık Teoman Kültürel miras adası: Cunda

Kültürel miras adası: Cunda

Cunda (Alibey) Adası’nda Rahmi Koç Müzesi, Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı geçtiğimiz Ekim ayında açılan Bekir Coşkun Kütüphanesi, kente kültür anlamında renk katmasının yanı sıra ziyarete gelenlere gerçek bir hazine sunuyor. Öyle bir hazine ki, içine girdiğinizde çıkmak, ayrılmak mümkün olmuyor. İnsan kendini o dönemin içinde buluyor, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. Sanki bir zaman makinesinin içindeymişsiniz gibi o yıllara gidiyorsunuz ama dönmek zor oluyor. Bu üç yapı kent kültürü sunmasının yanı sıra yıkılmaktan kurtarılan üç önemli tescilli bina. İyi ki kurtarılmış, çünkü UNESCO yolunda kalıcı listeye girmek için emin adımlarla yürüyen Ayvalık’a çok yakışan yapılar arasında ilk sıralarda yerini alıyor. 

Bu kenti neden çok seviyorum biliyor musunuz? Ayağa kaldırılmış, kent kültürüne kazandırılmış, yaşamın içinde, nefes alan binaları gördükçe sevgim ve ilgim bir kat daha artıyor. Bekir Coşkun Kütüphanesi, Taksiyarhis Kilisesi, Ayvalık Ayazması veya Rahmi Koç Müzesi olsun, yüzlerce yıllık binalar restore edilmiş ve artık bizimle birlikte yaşıyor, o yılları hatırlatıyor, o dönemde yaşayan insanların kültürlerini, geleneklerini gözler önüne seriyor. 

Bir dönem Rum vatandaşlar Ayvalık’ın keyfini çıkarmışlar. O yıllarda daha da bakir olan bu kente çok şey katmışlar. Mübadele ile birlikte geride bıraktıkları eserler zaman içinde yıkılmaya yüz tutmuş ve sahipsiz kalmış. Kurtarılanlar olmuş, ama aralarında yok olup giden eserler de olmuş. Yine de Ayvalık’ta tarihi kent sokaklarının aralarına serpilmiş gibi duran dört binden fazla yapı var ve bunların iki bini tescilli. 

Tescilli olmasına karşın ayakta zorlukla duran binaların yanı sıra tamamen çöküp gitmiş yapılar da var. Ve ben onları gördükçe hüzünleniyorum, üzülüyorum. Soruşturduğumda şöyle bir durum çıkıyor karşımıza: Mübadeleden bu yana bir asır geçmiş. Miras silsilesi öyle yaygın bir duruma gelmiş ki, elli metrekarelik bir binanın mirasçıları arasında yüzlerce insan yer almaya başlamış. Ne satabiliyorlar, ne yapabiliyorlar. Çünkü o kadar sayıdaki insanın bir araya gelmesi mümkün değil. 

Çok bina bu nedenle sahipsiz kalmış. Bazı açıkgözler bunu fırsat bilip birçok yapıya çökmüş. Ben bu duruma çok yakından tanık oldum. Gazeteci yazar Serdar Turgut’un eşi Rana Hanım yıllar önce Cunda (Alibey) Adası’nda bir Rum evi satın almış. Yurtdışında yaşadıkları için zaman içinde ilgilenememiş. Bunu fırsat bilen bir süpermarket sahibi nasıl olduysa bir yolunu bulup binanın alt katının kapısına anahtar uydurmuş ve yıllarca depo olarak kullanmaya başlamış. Aile Türkiye’ye dönünce Cunda’daki evin durumunu araştırmak için İzmirli gazeteci yazar Nedim Atilla’ya ulaşmış. Nedim Atilla benim telefonumu vermiş. Serdar Turgut da bana ulaştı ve evin durumuna bakmamı rica etti.

Cunda’da Cumhuriyet Fırını’nın bulunduğu sokağa girdiğimde muhteşem görüntüye bayıldım. Eski yapılar fırının hemen yanından uzanıp gidiyor, hepsi de birbirinden güzel. Arada bazıları otel olarak kullanılıyor. Rana Hanım’ın evinin alt katında bir asma kilit ve camdan içeri baktığımızda depolanan mallar görünüyor. Kimin kullandığını araştırdığımızda karşımıza bölgenin bilinen ve tanıdık marketlerinden biri çıkıyor. Sonuç olarak aradım, taradım ve adamı bulup kendisine ulaştım. Neden, kimden izin aldığını ve ne hakla yıllardır kullandığını sorduğumda, onlarca hikaye yazdı bana ayaküstü. Anahtarı alıp binayı kurtardık ama, bakımsız kalan binanın içi çöp ev olmuş, pencereler parçalanmış, çatıda çökmeler ve akıntılar oldukça büyük hasarlara yol açmış. 

Bu hikayeyi neden anlattım? Çünkü bu durumda olan onlarca evlerde benzer durumların yaşandığını duyuyorum, ama kim bulacak, kim sahip çıkacak? “Karanlıkta kalan öyküler” diyorum ben bu duruma. Sahipsiz binalar yok olup, yıkılıp gidiyor. Böyle durumdaki tarihi bir yapı da son anda kurtarılmış. Şimdi onun öyküsünü, Agios Yannis Kilisesi’nin bugüne kazandırılmasının sürecini anlatacağım. 

Mübadele döneminin ardından sahipsiz kalan Cunda (Alibey) Adası’ndaki Agios Yannis Kilisesi. Bu tarihi yapı da cemaati olmayınca, yıllar içerisinde bakımsızlığın ve ilgisizliğin bir sonucu olarak iyice harabe haline gelmiş, ayakta zor duruyormuş, yani yıkılmayı bekliyormuş. Tamamen yıkılmaya yüz tutmuş olan bu tarihi kilise, iş insanı Rahmi M. Koç’un gözünden kaçmamış. Rahmi Koç’un kültür varlığı olan eski eserlerin kurtarılmasına yönelik girişimleri sonucunda, maddi ve manevi katkıları ile restore edilmiş ve 7 Ağustos 2007 tarihinde “Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı” olarak Cunda Adası’na kültür mirası olarak yeniden kazandırılmış.

Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı bünyesinde hizmet veren Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı, ne mutlu ki günümüzde büyük bir kültür mirası olarak varlığını sürdürüyor. İsmini, ilerleyen yaşı nedeniyle göz sağlığı bozulan ve “Göremediğime değil, okuyamadığıma üzülüyorum” diyen emekli Büyükelçi Necdet H. Kent’in ve eşinin isimlerinden alan Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı’na, Necdet H. Kent’in oğlu Muhtar Kent tarafından, merhum babasından kalma 1300’ü aşkın kitap bağışlanmış. Kitaplığa ulaşmak çok kolay. Ayvalık kent merkezinden geçen dolmuşlar ile gidilebildiği gibi, Cunda kent merkezinden tarihi kent sokaklarının tadını çıkararak da ulaşılabilir. Veya Çataltepe güzergahına giden dolmuşlar da sizi kitaplığa giden yolun önünde indirebilir. Yine kesme taşlı yoldan kitaplığa ulaşılır. 

Muhteşem bir restorasyon ile ayağa kaldırılan kilisenin girişinde gökyüzüne uzanan iki dev servi karşılıyor ziyaretçileri. Biraz yokuş çıkıldığı için doyumsuz manzarasıyla teras kafede nefeslenmek gerekiyor. Pandemi nedeniyle ziyaretçi sayısı kısıtlandığı için beklemek gerekiyor, bu bekleme süresini terasta çay içererek değerlendirebilirsiniz. Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı’nın hemen yanında bir değirmen bulunuyor. Bu değirmenin giriş katında küçük hediyelik eşyalar ve yörenin zeytinyağını satan dükkanlar yer alıyor. Kitaplığın ön ve arkasındaki kafe ise nefes kesici bir manzaraya sahip. Ayvalık, Şeytan Sofrası, Dalyan Boğazı, Tavuk Adası, Cunda, Çataltepe, Hasır Adası ve Edremit Körfezi, tümüyle bu terastaki kafeden görülebiliyor.

Necdet Kent

1911 doğumlu olan ve 2002 yılında vefat eden, İkinci Dünya Savaşı sırasında Musevilere yardımcı olabilmek için kendi hayatını tehlikeye atan bir Türk diplomatı olan Necdet Kent, 1941 ve 1944 yılları arasında Marsilya Başkonsolosu olarak görev yapmış. Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı’nı pazartesi hariç haftanın her günü 09.30-17.30 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. 

İLİŞKİLİ YAZILAR
- Advertisment -
 

EN ÇOK OKUNANLAR