Ana Sayfa Kent-Yaşam yazıları Hediye Selda Yılmaz 3. İzmir Sefarad Kültür Festivali izlenimleri - 1

3. İzmir Sefarad Kültür Festivali izlenimleri – 1

İlki 8-9 Aralık 2018 tarihlerinde gerçekleşen İzmir Sefarad Kültür Festivali bu yıl üçüncü kez yapıldı. Pandemi nedeniyle geçen yıl yapılamayan festival, bu yıl 28 Kasım – 6 Aralık tarihleri arasında eğitici, bilgilendirici, keyifli, dolu dolu bir etkinlik programıyla gerçekleşti. Etkinliklerin büyük bir çoğunluğunu izleyebildiğim için mutluyum. 

Festival etkinliklerini ve kendi izlenimlerimi tek yazıya sığdırmam olanaksız. Bu nedenle etkinliklerin kronolojik sıralamasını temel alarak yazılarımı sürdüreceğim. Önce festival broşürü ve içeriğinden söz etmek istiyorum. 

Broşürün kapak sayfasında bulunan “Fatma Ana Eli” motifi festivalin ana iletisini vermektedir. Başta üç semavi din olmak üzere Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş coğrafyada rastlanılan bu motif mutluluk, huzur, bolluk, şans, çoğalma, dayanıklılık gibi olumlu duyguları, düşünceleri ve dilekleri ifade eder. Elin ortasındaki göz motifi nazardan korunmayı temsil eder. Yahudi kültüründe “Hameş Eli” ya da “Miryam Eli” adıyla anılır. Olumlu isteklerin, dileklerin, duaların ortak bir motifte buluşması, bu motif aracılığı ile anlatılması çok anlamlıdır. Bu motif ortak kültürel mirasımızın en güzel ifadesidir. Motifin iç bezemeleri ve renklerine bayıldım. Broşürde festivalin amacı şöyle özetlenmiş:

“…15 Yüzyıl’da İber Yarımadası’nı (İspanya-Portekiz) terk etmek zorunda kalan Sefarad Yahudileri, binlerce yıldır birbirinden farklı kültürlerin ve inançların yan yana yaşadığı İzmir’de, yaşamı paylaştıkları Müslüman ve Hristiyan toplumlarının kültürel öğelerini de kucaklamışlardır. Bunun sonucu olarak müziği, mutfağı, gelenekleri ve sanata yansımaları ile belki de dünyada eşi benzeri olmayan ve sadece İzmir’e özgü bir “Sefarad kültürü” ortaya çıkmıştır. Adeta İzmir ile özdeşleşmiş olan boyoz ve sübyenin yanı sıra, farklı mimarileri ile tarihi havralar, Ladino halk şarkıları ve daha nice değer kentin kültür hazinesinde yerini almıştır. Son yıllarda kentimizin bu alandaki zenginliği daha görünür olmuştur. Somut kültürel mirasının yanı sıra gösteri sanatlarından tutunda mutfak, ritüeller, gelenekler, dini törenler gibi soyut kültürel miras öğeleri de hayatımıza girmeye başlamıştır. Festival etkinlikleri akıl, anlayış, hak ve adaleti simgeleyen “Hanuka” bir diğer adıyla Işıklar Bayramı öncesinde başlayacak ve son Hanuka mumunun yakılacağı güne kadar devam edecektir…”

Sinagoglar gezisiyle başladığım festival etkinliklerini Hanuka Bayramı ile noktaladım. Şimdi sıra ile etkinlikleri anlatmak istiyorum.

Sinagoglar gezisi

Sinagoglar gezisi – Hevra Sinagogu

Festivalin ilk etkinliği geleneksel hale getirilen Kemeraltı Sinagogları gezisi oldu. Bu yıl ben de katıldım. Profesyonel turizm rehberleri eşliğinde altı grup halinde Kemeraltı’da birbirine çok yakın, bazıları da sırt sırta olan sinagogları gezdik. Bu yönü ile sinagoglar bölgesi dünyada tek. Gezide sinagogların tarihçesi, mimarisi, Sefaradlar’ın inançları, dini törenleri ve gelenekleri ile ilgili bilgiler aldık. Daha önce bazı sinagogları görmüştüm, ancak restore edilip kullanılır hale getirilen Etz Hayim ve Hevra sinagogları ile birlikte tamamını görmüş ve bilgilenmiş oldum. Festival etkinliklerinin tamamı bu bölgedeki sinagoglarda gerçekleştirildi.

Sinagoglar gezisi – Şalom Sinagogu

Ayrıca Etz Hayim Sinagogu’nun bodrum katı bir sanat galerisine dönüştürülmüş. Harika bir amaç için işlevsel kılınmış. Bu galeride fotoğrafçı Barbara Yoaf’ın “Bat-Mitsva” adlı fotoğraf sergisini izledim. Böylece bir nevi “erginleme töreni” olan Bat-Mitsva geleneği ile ilgili fotoğraflar eşliğinde bilgiler edindim. Bu arada kendi ergenlik dönemime derin bir yolculuk yaptım.

Birinci Juderia ve kortijolar

Katıldığım etkinliklerinden bir diğeri tarihçi Dr.Siren Bora’nın “Birinci Juderia – Eski Yahudi mahallesi” adlı söyleşisi ve hemen arkasından fotoğrafçı Birol Üzmez’in “Kortijolor” adlı fotoğraf gösterisiydi.

“Birinci Juderia” adıyla anılan eski Yahudi mahallesi bugünkü Agora ören yeri ve çevresi, İkiçeşmelik Caddesi ile Kadifekale eteklerine kadar olan bölgeyi kapsıyor. Sefaradlar İzmir’e gelince bu mahallelere yerleşmişler.

Manisa – Akhisar Oteli (eski bir kortijo)

Kortijolar (İspanyolca “avlu” anlamında) tek girişli bir avlu etrafında yan yana sıralanmış odalardan oluşan kapalı yaşam alanlarıdır. Bu yapılar dar gelirli Sefaradlar’ın barınma yerleriydi. Kortijolor “Yahudhane” ya da “Aile evleri” olarak da anılıyor. Aynı zamanda dostluğun, dayanışmanın ve paylaşmanın da yaşandığı yerlerdi. Göçlerle birlikte el değiştirdi. Bazıları yıkıldı, bazıları otel oldu. Halen sağlam durumda 5-6 tane kortijo bulunuyor. 

Birol Üzmez’in fotoğraf ve görsel- işitsel sunumu ile bugünkü kortijo yaşamına dair hüzünlü anlar yaşadım. ”Neydi, ne oldu buralar” dedirten değerli bir çalışma. Öğrendiklerim burada kalmasın düşüncesiyle bu bölgeleri bir kez daha gezmeye karar verdim.

Agora ören yeri ve çevresi – Eski 1. Juderia Mahallesi

Festival sürerken güzel bir öğleden sonrasını “1. Juderia Mahallesi ve Kortijo” gezisi ile değerlendirdim. Önce 1. Juderia sokaklarını gezdim. Daha önce bu bölge içinde kalan Tarık Sarı Sokağı’nda bulunan Göçmen Sağlığı Polikliniği’nde çalışmıştım. Ayrıca çeşitli saha çalışmalarında bu bölgeyi dolaşmıştım. Yani yabancı değilim buralara. Ama bu gezimi bambaşka bir bakış açısıyla yaptım. Festivalin verdiği ruh hali ve yeni bilgiler eşliğinde sokakları farklı bir gözle dolaştım. Eski 1. Juderia Mahallesi’ni gözümde canlandırmaya çalıştım. “Bu sokaklarda kim bilir ne göç sarsıntıları, ayrılık acıları yaşandı… Dilleri olsa da konuşsalar” demeden kendimi alamadım.

Gezimin son bölümünde daha önce de ziyaret ettiğim, otel olarak hizmet veren bir kortijoydu. Sahiplerinin dedeleri burayı bir Yahudi’den satın almışlar. Fotoğraf çekmek ve gezmek için gelenler çok oluyormuş. Ayrıca sinema filmleri de çekilmiş. Sahipleri oteli bu haliyle korumaya ve yaşatmaya kararlılar.

Bir de Mavi Kortijo varmış. Ancak zamanım kalmadığı için onu sonraya bıraktım.

Ayakta kalan kortijoların korunması ve işlevsel hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem Sefarad kültür mirasının korunması adına önemli, hem de kültür turizmi bakımından özgünlük taşıyan yapılar. Bölgeden ayrılırken bir “Kortijo Müzesi” düşü de kurdum elbette. Neden olmasın?

Sokakların sesine ve düşler dünyasına daldığım bu gezimi unutulmaz bir müzik ziyafetiyle tamamladım. Ayrıntıları bundan sonraki yazımda okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikHer şeye rağmen
Sonraki İçerikESHOT’tan üç yeni hat
İLİŞKİLİ YAZILAR
- Advertisment -
 

EN ÇOK OKUNANLAR