Sinemanın tarihinde İzmir

Paris’teki Grand Café ’den İstanbul’daki Sponek Birahanesine…

Ülkemizin ilk sinema tarihçisi Nijat Özön, “Türk Sinema Tarihi” (1962) adlı yapıtında sinema sanatının ilk adımlarını şöyle aktarır:

“1895 yılı, çeşitli sinema aygıtlarının artık lâboratuvar dışına çıktığı bir yıldır. Yılın ilk üç ayı içinde Lumiere Kardeşler, “cinematographe” adını verdikleri aygıtlarıyla ilk özel sinema gösterilerine başladılar. Yılın ortalarına doğru, “cinematographe”ın ünü, bilim, meslek dergilerinden günlük gazete sayfalarına yayıldı. Gerek “cinematographe” gerekse öbür “canlı fotoğraf” aygıtları, dünyanın dört bir köşesinde herkesin merakla beklediği bir yenilik oldu. 28 Aralık 1895 günü Lumiere Kardeşler’in Paris’teki Grand Café’de halka yaptıkları ilk genel gösteri ile sinemanın beyazperde üzerindeki asıl serüveni başladı. 1896 yılı boyunca “cinematographe” bütün dünyayı bir “yoyo”, “hula hoop” ya da “rock’n’roll” modası gibi sarıverdi.”

Lumiere Kardeşlerin sinemaskopu buluşları, eğlence dünyasını alt üst ederken yarattığı ticari bir rüzgârla da yeni bir sanat dalının doğuşuna bütün dünya hemen aynı sürelerde tanık olur. 1896 yılında, buluşlarından bir an önce çok para kazanma amacındaki Lumiere Kardeşler, bir yandan sinemaskopu çoğaltıp Avrupa’nın başkentlerinde, büyük kentlerinde gösteriler yaparlarken yardımcılarından Promio’nun anılarından da İstanbul’da, İzmir’de ve Doğu’nun gizemini yansıtan Şam, Yafa, Kudüs, Beyrut vb. kentlerde filmler çektiklerini öğreniyoruz.

İşte bu günlerde, elektriğin olmadığı Osmanlı’da, İstanbul’da, ilk kez, Sponek Birahanesinde, sinemaskop(-?-) makinesiyle bir film gösteriminin yapıldığını, dönemin tanıklarının öyküleştirmelerinden öğrensek de uzunca bir süre gösterinin gününü öğrenemedik. Bu gösteriye ilişkin bir haberin / bilginin, The Levant Herald Gazetesi’nin 12 Aralık 1896 günlü sayısında çıktığını, yaptığı gazete incelemeleriyle, okurlara ayrıntısıyla ilk kez Metin And öğretmenimiz duyurur. İlginçtir, Osmanlı’da sinemanın tarihini araştıran araştırmacıların çok büyük bir bölümünün görmediği bu makalede, Metin And, gösteriye ilişkin bizlere şu bilgileri veriyor:

“7. Sanat diye anılan sinemanın tarihi öyle kısadır ki, Türkiye’deki sinemanın tarihi de buna yaşıt, bir bakıma daha eskidir. Türk sinema kitaplığına birçok değerli eser kazandıran Nijat Özön “Türk Sinema Tarihi” adlı önemli incelemesinde, İstanbul’daki ilk sinema gösterisini Ercüment Ekrem Talu’nun çocukluk anılarına dayanarak anlatıyordu. İşte bu ilk gösteri üzerine bir iki bilgi kırıntısı katacak haberi The Levant Herald Gazetesi’nin 12 Aralık 1896 tarihli sayısında buluyoruz. Edison’un buluşu, “Le Cinématographe” adıyla ilk kez basına gösterilmiştir. (1895’de yayınlanan bir kitapta Edison’un buluşunda kamera için “Kinetographe”, sessiz olanı “Kinetoscope”, gramofonla gösterileni için “Kinetophonograph” adı kullanılmıştır) Gösteri, Sponek birahanesinde düzenlenmişti. Sponek birahanesi Galatasaray karşısında, Avrupa pasajında ve Hammalbaşı sokağı 7 numaradaydı. Burası daha önce de birtakım gösterilere sahne olmuştu. Örneğin 1893’te ünlü Fransız gözbağcısı Cazeneuve burayı tiyatro biçimine sokup temsiller vermişti. İşte bu Sponek salonundaki ilk sinema gösterisinde; askerlerin yürüyüşü ve kalabalığın arkadan gelişi, bir trenin gara girişi (trenin üzerine geldiğini sanan bir kadın korkarak salondan kaçmış), yatakta yatan birinin bir örümcekle savaşı, bir ressamın önündeki sehpaya bir çırpıda bir adam resmi yapması ve resmi bitirdikten sonra halkı selamlayarak çıkışı, bir bahçe ve deniz kıyısından görünümler sunulmuştur. 18 Aralık 1896 tarihli gazeteler ise, D. Henri sinemasının halka açıldığını, Rus Çarı’nın Paris’e gelişinin gösterileceğini duyurmuşlardır. 

İlk gösteriyi böylece belirttikten sonra, bir de bunun eskiye uzanan bir geçmişi olduğunu belirtelim. Bu önceki gösterileri bugünkü anlamında sinemadan sayamayız. Çoğunun ne olduğunu bile tam bilemediğimiz bu gösterilerin sinemayı hazırlayan birtakım öncü denemeler olduğunu düşünebiliriz. Nitekim sinema tarihçileri, kitaplarında, müzelerde ve sergilerde sinemanın tarihini gölge oyunu ve bizim Karagöz’le başlatırlar. Sinemanın 60. yıldönümünü kutlamak için “The Observer” gazetesi, “The British Film Institute” ile “La Cinémathéque Française”in ortaklaşa düzenledikleri Londra’daki büyük sinema sergisinde, 2 ve 18 numaralı salonlar gölge oyununa ayrılmıştı. 2 numaralı salonda bizim Karagöz de boy gösteriyordu.”

12 Aralık 1896 günlü The Levant Herald Gazetesi’ndeki açıklamalardan, bu gösterinin, 11 Aralık 1896 günü yapıldığı anlaşılıyor. Yine 12 Aralık 1896 tarihli, Fransızca yayımlanan Stamboul Gazetesi’nde de Sponeck Salonu’ndaki bu gösterinin, 11 Aralık 1896 günü, “kendi doğal boyutunda, canlı fotoğrafların”, “basın mensupları ve birkaç davetli” için yapıldığını öğrenirken “Une Curiosité Photographique – Merak Uyandırıcı Fotoğraflar” başlığıyla da yeni bir buluş olarak sinemaskopun (-?-) kısa bir tanıtımını okuyoruz.

10 Aralık 1896 / İzmir’de, Frenk Mahallesinde Apollon Salonu’nda… 

Ahenk – 10 Aralık 1896

Osmanlı’da, ilk film gösterimlerinin sadece İstanbul’da yapılmadığını biliyoruz. Aralık 1896 ayı içinde İzmir’de de “kinematograf” adlı bir aygıtla” bir gösterim yapıldığını, bu yeni buluşa seyirci /müşteri çekmek amacıyla da Ahenk’te çıkan duyurular yanında gazetenin “muhabiri”nin de izlediği gösterimi, ayrıntılı olarak anlattığı yazısını biliyoruz:

 “Frenk Mahallesinde kâin Apollon salonunda her akşam alafranga sâat beşden altıya kadar Edison’un ihtirâ‘-gerdesi olan kinematograf nâm âlet vâsıtasile hayret-engîz bir mahâretle ecsâm-ı müteharrikenin resimlerini almak gibi gâyet eğlenceli ve şâyân-ı temâşâya oyunlar icrâ olunmakdadır. Duhûliyesi bir çeyrek mecîdiyye olub çocuklar için on metelikdir.”

İzmir Türkçe basınının, döneminde en uzun süre yayımlanan gazetesi Ahenk’te çıkan bu başlıksız duyuruyla, “Frenk Mahallesindeki Apollon salonunda, her akşam, saat beşten altıya kadar hareketli cisimlerin resimlerini almak gibi oldukça eğlenceli ve izlemeye değer oyunların gösterildiğini” öğreniyoruz. Ancak duyuru, gösterilerin “dün akşam başlamadığını”(!), çok önceden olmasa da epeyden beri, “her akşam” sürdüğünü bize açıkça belirtiyor. Doğal bir uslamlamayla, İzmir’de, 9 Aralık 1896, Çarşamba gününden başlayarak bu ayın ilk haftası içinde sinematograf gösteriminin başladığını söyleyebiliriz. 

13 Aralık 1896, Pazar: Muhabirimiz Apollon Salonunda Kinematograf İzliyor…

İstanbul ile İzmir’de hemen aynı günlerde gerçekleşen, gazetelerde reklam / haber olarak da yer alan gösterimlerin aralarında önemli bir fark var: İstanbul’da, Sponek’teki gösterime ilişkin Aralık 1896’da yazılmış bir izlenim yazısı elimizde yok! Sadece Ercüment Ekrem Talu’nun, çocukluk günlerinin anısı olarak izlenimlerini aktaran, 47 yıl sonra “Perde ve Sahne” Dergisi’nde yayımlamış bir yazı var! 

Ahenk-17 Aralık 1896 – S.2 – St.2

İzmir’deki “kinematograf” gösterimini ise, Ahenk Gazetesi’nin muhabiri, “Pazar gecesi [13 Aralık 1896-E.S.] alafranga sâat altı raddelerinde mezkûr salonda hâzır bulunduk.” diyerek gösterimi izlediğini vurgularken gözlemlerini, izlenimlerini de gazetenin, 5 Kânûn-ı evvel 1312 [17 Aralık 1896] tarihli sayısında yayımlıyor. İşte Edison’un “yoktan var ettiği” buluşuyla gerçekleşen film gösterimini anlatan, Ahenk’te başlıksız yayımlanan, yazarını bilmediğimiz bu yazı, sinema tarihimiz açısından oldukça önemli bir tanıklığı yansıtıyor. 

Burada sizlerle paylaşacağım bu belge yazı, ilk kez, DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nde birlikte çalıştığım, dekanımız, anısı güzel Rauf Beyru tarafından, sinema dergisi Antrak’ta, içeriği oldukça ağdalı olan metnin günümüz Türkçesine aktarımı yapılarak yayınlandı. Rauf Beyru hocamızın, bu belgeyi yayınlarken öncelikli amacının metnin anlaşılması olduğunu hepimiz anlıyor, biliyoruz. Emeklerine ne denli teşekkür etsek az! İzmir’in kültür tarihine yaptığı katkılara bir kez daha şükran borçluyuz.

İlginçtir, “Sinema tarihimizdeki” ilk gösteriye” ilişkin bilgileri değerlendiren yapıtları, makaleleri incelediğimizde, neredeyse bütün dünya kentlerindeki gösterileri bizlere anlatan araştırmacılar, nedense, Osmanlı’nın ikinci büyük kenti İzmir’den, sinema tarihimize ışık tutan bir yayını inceleyip değerlendirmiyorlar! Ne diyelim… “Sinema Tarih(-çi-)leri” içinde, Ahenk’teki makaleyi, R. Beyru’dan yararlanarak değerlendiren elimizde tek yayın var.

Bugüne değin 17 Aralık 1896 [5 Kânûn-ı evvel 1312] günlü Ahenk’te çıkan, şimdi okuyacağınız bu belge yazının çeviriyazısının hiçbir yayın organında yayımlandığını duymadım, görmedim. Yine de bir yanılgıya düşmemek içinİngilizce ve Fransızca bilen R. Beyru’nun bu belgeyi günümüz Türkçesine aktararak yayınlarken Osmanlıca bilmediğini, çalışmalarında kaynak olarak kullandığı İzmir gazetelerini taratıp metinlerin okunuşunda doğal olarak yardım aldığını, çalışma arkadaşlarına da doğrulattıktan sonra burada, sinema tarihimiz açısından çok değerli olduğuna inandığım bir tanıklığı yansıtan bu belgenin özgün biçimini yayınlamaya ve Osmanlıca sözcüklere, tanımlara, tamlamalara boğulmuş belgeyi, herkesin daha kolay anlamaları için yeniden günümüz diline aktarmaya karar verdim. 

Ahenk-17 Aralık 1896 – S.2

* Kinematograf Gösterimi İzlenimleri Ahenk Gazetesi’nde …

 “Frenk Mahallesinde kâin Apollon salonunda her akşam Edison’un ihtirâ‘- gerdesi olan Kinematograf nâm âlet-i garîbe vâsıtasile ecsâm-ı müteharrikenin resimlerini almak gibi gâyet eğlenceli ve şâyân-ı temâşâ bir takım oyunların icrâ edilmekde olduğu nüsh-i sâbıkamızdan birinde neşr ü işâa eylemişdik.

Mezkûr oyunların ne derece hayret-engîz bir mahâretle icrâ olunduğunu lâyıkile anlamak ve dâhî-yi meşhûr Edison’un ihtirâât âlemindeki mahâret-i hârik-ül-âdesi ile fünûn-i hâzıranın terakkiyât-ı i‘câz-kârânesi hakkında bir fikir hâsıl eylemek için her hâlde mezkûr salonu ziyâret lâzımdır.

Pazar gecesi [13 Aralık 1896 – E.S.] alafranga sâat altı raddelerinde mezkûr salonda hâzır bulunduk. [E.S] Sahnenin önünde iştiâl eden iki lamba ansızın söndürüldü. Salon zulmet içinde kaldı. Erbâb-ı temâşâ arkalarını sahneye vererek sahnenin karşısında asılmakda bulunan beyaz bir perdeye ihâle-yi nazar-ı dikkat eylemişlerdir. 

Biraz sonra mezkûr perde mechûl bir noktadan nebeân eden elektrik ziyâsile tenvîr edildi. Müteâkıben perde üzerinde yemek masası etrafına dizilmiş ta‘âm etmekle meşgûl bulunan bir âile efrâdı nümâyân oldu. Ta‘âm ile iştigâl eden âile efrâdından her birinin ayrı ayrı evzâ‘ ve harekâtı nümâyân oluyor.

Temâşâ-gerân fevk-al-âde büht ü hayret ve heyecân içinde bu garîb, velehu-res-i efkâr manzaraya nigeh-bân oluyor. Bu mes’ûd âile ile âdetâ teâti-i efkâr eylemek istiyordu.

Ba‘dehû âile zulmet içinde gayb oldu. Bunu müteâkıb perde üzerinde istihmâm etmeğe hazırlanmış nîm- -üryân bir kadın arz-ı didâr etdi. Kadın banyoyu aldıktan sonra gözden nihân oldu. [Bu iki tümce Rauf Beyru’da yok.] Bunun arkasından Çar hazretlerini Paris’e getiren demiryolu katarı fevk-al-âde bir süratle perde üzerinde yürümeğe başladı. Katar tevakkuf ederek biletçi kapıları açdı yolcular ise hârice atlamaya başladı. 

Şimendöferin gaybûbetini müteâkib beyaz fistanlı gayet mâhir bir aktrist perde üzerinde zuhûr ve fevk-al-âde bir mahâretle raks ederek ashâb-ı temâşânın hayret ve taaccübünü tezyîd eyledi. 

İşbu aktristin perde üzerindeki aldığı vaz‘iyyet, icrâ etdiği rakslar hakikaten hayret-engîz ve nâ-kâbil-i ta‘rîf bir raddede idi.

Aktristi müteâkib bir takım çamaşırcı kadınlar zuhûr ederek çamaşır yıkamaya başladılar. Bundan sonra ashâb-ı temâşâ derhâl kendilerini Paris’in (Republique) Meydânı’nda buldular. Berrak laciverdî bir semâ altında meydân-ı mezkûrun aldığı manzara tasvîr edilemez. Etrâfdaki muhteşem ebniyeler, caddenin ortasından amedüşüd eden tramvaylar, yolcular kâmilen müşâhede olunuyor! İnsan ise bu garîb manzaranın karşısında engüşt-i ber-dehân-ı hayret olarak kalıyor. 

Bundan sonra perde üzerinde bir takım çocuklar raks etmeğe başladı. Ashâb-ı temâşâ işbu hoş manzara ile dahi bir müddet telvîn-i nazar etdikden sonra oyunlara hitâm verildi. 

Bu menâzır-ı hayret-amîzi husûle getiren “kinematograf” fotoğraf gibi bir âletdir. Eşyânın şekillerini tersîm etdiği gibi ecsâm-ı müteharrikenin ân-ı vahdeddeki harekât ve evzâ‘ını irâe ve tasvîr eder.” [Bu iki tümce de R. Beyru’da yok.] 

*[24 Aralık 1896] Ahenk, 12 Kânûn-ı evvel 1312 [24 Aralık 1896], Perşembe, s.2:

“Husûle getirdiği menâzır-ı hayret-efzâsından hâme-rân-ı beyân olduğumuz (kinematograf) gelecek Cuma gününden itibâren Apollon Salonu’ndan Rıhtım üzerinde kâin (Luka) Kahvehanesine nakl olunacak ve mahall-i mezkûrde dahi o garîb, velehu-res-i efkâr oyunları icrâya devâm edecekdir.”

*[12 Ocak 1897] Ahenk, 31 Kânûn-ı evvel 1312 [12 Ocak 1897], Salı, s.2:

“Menâzır-ı hârik-ül-âde irâesiyle şöhret-şiâr olub dâhî-yi şehîr Edison’un muhteriâtından bulunan sinematografın duhuliye ücreti büyükler için on, küçükler için altı meteliğe tenzîl edilmiş ve dünden itibâren Kordon’da Luka Kahvesinde yeni yeni manzaralar irâe etmeğe başlamışdır.”

Sonuç yerine…

Ahenk’te, 17 Aralık 1896, Perşembe günü yayımlanan, “kinematograf” gösterimini, gazetenin muhabiri, 13 Aralık 1896, Pazar günü izliyor. Ahenk’te, kinematograf gösterimini bildiren ilk bilgi ise, 10 Aralık 1896, Perşembe günü, bir duyuru /reklam haberi… Bu yazıdan film gösterisinin sürmekte olduğunu anlıyoruz. İşte bu bilgileri öğrenen İzmirliler, gün farkıyla da olsa, Osmanlı’da ilk film gösteriminin İzmir’de yapıldığını dillendirir oldu. Şimdilik eldeki verilere göre böyle bir gerçeklik var görünüyor. Bu bilgi, “ilk olma ayrıcalığı”, elbette önemli… 

Ancak ben İstanbul’da ve diğer Osmanlı kentlerinde sinema tarihi araştırmalarının basın tarihi kaynaklarımıza bakarak bitmediğine inanıyorum. Örneğin Rumca, Grek harfleriyle Türkçe, Ermenice, Ermeni harfleriyle Türkçe, Ladino diliyle, İbrani harfleriyle Türkçe vb. yayımlanan süreli yayınlarımızın sinema tarihimiz açısından tarandığını duymadım. Örneğin Türkçemizin sahnelerimizde ilk kez duyulduğu, Güllü Agob’un Osmanlı Tiyatrosu’nun etkinlik-lerinin ana kaynaklarının başında, Ermenice çıkan süreli yayınlar olduğunu biliyoruz. Burada, büyük emek verip Ermenice süreli yayınları taratan öğretmenim Prof. Dr. Metin And’ı rahmetle, sevgiyle anıyorum. 1895’den başlayarak 1897 yılına ve sonrasını kapsayacak taramalar / araştırmalar inanıyorum ki sinema tarihimize yeni bilgiler kazandıracaktır. Bu yönde alınteri dökeceklere şimdiden binlerce teşekkürler.

Ahenk’teki belgeyi, özgün durumuyla yayımlama kararını verirken, anısı güzel Rauf Beyru öğretmenimin, bir dalgınlık diye düşünüyorum, metni günümüz Türkçesine aktarırken hem özgün yazıdan kimi tümce atlamaları yaptığını hem de açıklamalarında özgün dilin sözcük-lerinin karşılıklarını daha özgürce düşündüğünü gördüm. Elbette böyle eski metinler de özgür bir aktarıma açık… Çünkü Osmanlıca birçok sözcüğün, tamlamanın bugün birebir karşılığını bulmak çok zor! Çağrışımla, benzetme değerleriyle karşılıklarını, anlamlarını daha özgürce düşünerek verebiliriz elbette. Ancak ben böylesi belgelerin anlamlarında biraz daha tutucuyum! Özgün anlamın, içeriğin yine de bu dilde saklı olduğuna inanıyorum… İşte bu inançla, 1896 yılından bizlere seslenen, özgün metnin yazarı olarak belki Mehmet Necati Bey’in, belki de İsmail Sıtkı Bey’in sözcüklerinin, tümcelerinin karşılığı (?) olacağını düşündüğüm bir anlatımla sizleri baş başa bırakıyorum: 

*Günümüz Türkçesiyle: Ahenk, 5 Kânûn-ı evvel 1312 [17 Aralık 1896], Perşembe, s.2:

Frenk Mahallesinde bulunan Apollon Salonu’nda her akşam, Edison’un yoktan yarattığı (bir) buluşu olan kinematograf adlı şaşkınlık veren aygıt aracılığıyla hareketli cisimlerin resimlerini almak gibi gayet eğlenceli ve izlemeye değer bir takım oyunların gerçekleştirildiğini geçmiş sayfalarımızdan birinde duyurmuştuk.

Adı geçen oyunların ne derece şaşkınlığa düşürücü bir ustalıkla yapıldığını değeriyle anlamak ve ünlü bilgin Edison’un buluşlar alanındaki bu olağanüstü ustalığını görmek ve günümüz bilimlerinin insanı şaşkına çeviren ilerleyişi konusunda bir görüş üretebilmek için sonuçta bu salonu ziyaret etmek gereklidir. 

Pazar gecesi [13 Aralık 1896-E.S.], alafranga saat 6.00 sıralarında adı geçen salonda hazır bulunduk. Sahnenin önünde yanmakta olan iki lamba aniden söndürüldü. Salon karanlık içinde kaldı. Seyirciler arkalarını sahneye vererek sahnenin karşısında asılı beyaz bir perdeye dikkatle bakmaya başladılar.

Biraz sonra, perde, bilinmeyen bir noktadan çıkan elektrik ışığıyla aydınlandı. Ardından perde üzerinde bir yemek masası çevresine dizilmiş yemek yiyen bir aile bireyleri belirdi. Yemek yiyen aile bireylerinden her birinin ayrı ayrı tavırları ve davranışları görülüyor.

Seyirciler, olağanüstü (bir) hareketlilik, şaşkınlık ve heyecan içinde, bu tuhaf, düşünceleri alt üst eden manzarayı izliyorlar. Bu mutlu aile ile adeta görüş alış verişinde bulunmak / konuşmak istiyorlardı. 

Daha sonra aile, karanlık içinde kayboldu. Bunun ardından perde üzerinde yıkanmaya hazırlanmış yarı çıplak bir kadın yüzünü gösterdi. Kadın banyoyu aldıktan sonra gözden kayboldu. Bunun arkasından, Çar hazretlerini Paris’e getiren demiryolu katarı olağanüstü bir hızla perde üzerinde yürümeye başladı. Katar durdu, biletçi kapıları açtı, yolcular ise dışarıya atlamaya başladı. 

Trenin yok oluşunun ardından beyaz fistanlar giymiş gayet yetenekli bir aktrist, perde üzerinde göründü ve olağanüstü bir ustalıkla dans ederek seyircilerin hayretlerini ve şaşkınlığını çoğalttı. 

Bu aktristin perde üzerindeki görünümü, oynadığı danslar, gerçekten şaşkınlık verici ve anlatılama-yacak derecedeydi. 

Aktristin ardından, birtakım çamaşırcı kadınlar ortaya çıkarak çamaşır yıkamaya başladılar. Bundan sonra seyirciler, kendilerini Paris’in ‘Republique’ [Cumhuriyet] Meydanı’nda buldular. Berrak, laciverte çalan bir gökyüzü altında adı geçen meydanın aldığı görünüm betimlenemez. Çevresindeki görkemli yapılar, caddenin ortasından gidip gelen tramvaylar, yolcular, hepsi görülebiliyor. İnsan ise, bu şaşırtıcı görünüm karşısında, “şaşkınlıktan ağzında parmağıyla” bakakalıyor.

Bundan sonra, perde üzerinde bir takım çocuklar oynamaya başladı. Seyirciler bu hoş görünüm ile de bir süre bakışlarını renklendirdikten sonra oyunlara son verildi.

Bu insanı hayrete düşüren görünümleri yapan “kinematograf”, fotoğraf gibi bir aygıttır. Eşyanın biçimlerini resimlediği gibi hareketli cisimlerin / bedenlerin pek kısa bir anındaki hareketlerini ve tavırlarını gösterip betimliyor.

* Ahenk, 12 Kânûn-ı evvel 1312 [24 Aralık 1896], Perşembe, s.2:

Ortaya koyduğu, şaşkınlığımızı çoğaltan görünümleri açıkça yazdığımız kinematograf, gelecek Cuma gününden başlayarak Apollon Salonu’ndan Rıhtım üzerindeki Luka Kahvehanesi’ne taşınacak ve adı geçen yerde de o tuhaf, insanın düşüncelerini alt üst eden oyunları göstermeye devam edecektir. 

* Ahenk, 31 Kânûn-ı evvel 1312 [12 Ocak 1897], Salı, s.2:

Olağanüstü görünümler göstererek şöhret kazanan, ünlü bilgin Edison’un buluşlarından olan sinematografın giriş ücreti büyükler için on, küçükler için altı meteliğe indirilmiş ve dünden başlayarak Kordon’da Luka Kahvesi’nde yeni yeni görünümler göstermeye başlamıştır.

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments