Ana Sayfa Kent-Yaşam yazıları Efdal Sevinçli Örneğini Görmediğimiz İntibâh Gazetemiz

Örneğini Görmediğimiz İntibâh Gazetemiz

Bugün hiçbir sayısını göremediğimiz, kaç sayı çıktığını bile bilmediğimiz, İzmir’de, Devir gazetesinden sonra Türkçe yayımlanan ikinci özel gazetemiz İntibâh’tır (1875) [1]. Ermeni milletinden ünlü avukat Corci Bubli’nin [2] imtiyâz sahibi olduğu, ilk müslüman / Türk gazetecimiz Mehmet Salim Bey’in de başyazarlığını yaptığı İntibâh’ın [Uyanış] varlığı üstüne edindiğimiz sınırlı bilgileri, dönemin gazetelerindeki “gazeteci kavgası” haberlerine borçluyuz. Özellikle Grigorios Karidis [3] ile Mehmet Salim Bey’in, Aydın’daki (Temmuz 1869 – Mart 1914) [4] çalışma süreçlerinde başlayan tartışmaların sonuçlarını, İzmir Türkçe basınında yaşanan ilk gazeteci kavgasının açık kanıtları olarak Devir’de (Eylül 1872 – Nisan 1873) [5], İntibâh’ta (Haziran 1875 – Mart 1876 -?-), Kara Sinan’da [6] (Haziran 1875 – Mart 1876) sürüp giden çekişmelerde, tartışmalarda, mahkemelerde görüyoruz. İntibâh’ta çıkan sataşmaları ve yanıtlarını bilme olanağımız olmasa da Kara Sinan’ın birçok sayısında, yazılanlar, dönemin İzmir gazeteleri hakkında bize bilgi verirken iki gazeteci arasındaki tartışmaların da oldukça sert geçtiğini gösteriyor. Örneğin, Mehmet Salim Bey’in Urla Kaymakamlığı görevinden alınmasından sonra, Ağustos 1875’de, G. Karidis ya da Kara Sinan Cemal Bey’in yazdığı (?) metnin yayınlanmasına nasıl izin verildiğini bugün bile sormadan edemiyorum: 

“- Siz kimsiniz, böyle kalabalık gelmekden murâdınız nedir.

– Efendim biz Urla ahâlîsinden iffet ü istikâmetini i‘lân eden kendinden izzetlü Salim Efendi memleketimizde memûriyyeti esnâda iki ay zarfında her birerlerimizden birer desîse ile aldığı akçeden şu Efendi oğluna elli lira şu Nuri Beğ’e on lira şu Teneke-zâdeye on lira benim gibi a’şâr kolcusu fakîrden on lira ve daha başka fukarâlardan da pek çok paralar almış ise de şimdi sergi zamanı olduğundan onlar gelememişlerdir. Ricâ ederiz şu bizim paralarımızı tahsîl ediniz.

– Ammâ tuhaf adamlar imişsiniz ha. Beni size Urla tahsîl-dârı diye kim anlatdı. Hem bu adam sizden cebrî para almadı ya. Vermeyeydiniz. 

– Hakkınız var lâkin insan nâmûsu için her bir varını fedâ edebilir. Zâbıta memûru ile Nâib Efendi’ye etdiği muâmeleden ürkdük de nâmûs belâsı verdik. Bu zât sizin esnâfınız a’dâdan ve siz de gazetecilerin kethüdâsı bulunduğunuzdan evvel emirde size mürâcaat etdik sonra biz mürâcaat edecek makâmı biliriz. Elimizdeki senedler emre havâledir.

– Anladım anladım. Lâkin yorulursunuz orayı da ta‘cîz etmeyin. Geçenlerde Bosna’dan bir Yahûdî geldi. Sened ibrâz etdi muhâkemelerinde ben de bulundum. Evvel emirde senedi inkâr etdi. İmzâsını isbât etdiler. Parasını verdim dedi. Bîçâre Yahûdî yemin etdi, yemin de aralığa gitdi. Ve-l-hâsıl sizin anlayacağınız zavallının ikiyüz bu kadar Macar altını bıçaklarını salladı gitdi …….. 

“- Sinan Ağa işitdiniz mi?

– Neyi.

– Hani ya şu yok mu.Onu herkes bilir Salim midir nedir. İntibâh ilâvesiyle etdiği hezeyâna kanâat etmeyerek kaleme aldığı sefat… yı (-?-) Ermeni milletinden ba‘zı zâta temhîr etdirmiş. Acâib biz Ermeni milletine ne yapdık. Bizim onlarla ne alışımız ne verişimiz var. Onlar öyle pek mülâhazasız adam değillerdir. Belki Sâlim Efendi’nin ne yazdığını veyâ Sâlim Efendi’nin ne çiçek olduğunu bilmezler de temhîr etmişlerdir. 

– Evet, bilenler koğdular bilmeyenlere çok ricâ ile temhîr etdirdi.

– Olabilir ya mahkeme-yi adâlet açıkdır. Hakları varsa alabilirler. Bana kalırsa yalnız bu iş Sâlim’in teşvîkile olmamalıdır. Çünkü bizim dostumuz bir değil. İntibâh muharriri Deli Corci de berâberdir. Zirâ onaltı numaralı İntibâh’da muharririmiz Emin Efendi’nin tecennün eylediğini i‘lân etdikden başka bâ-emr-i âlî neşri memnû‘ olan ilâvesiyle dahi efendi mûmâ-ileyh vesâir husûmetleri olan zâta kal ü kaleme alınmaz sûretde itâle-i lisâna cür’et etdikleri meydânda olub merkûmânın yoruşları umûmun nefretini da‘vet etdiğinden başka bir fâideyi müfîd olamayacağı zannındayız. 

– Hay hay bu şikâyet-nâmeyi temhîr edenlerden pek çoğu iğfâl edildiklerini bi-l-beyân beyân-ı ma‘zeretde bulunuyorlar. 

– Olabilir ya insân nisyândan hâlî değildir.” [7]

Mehmet Salim ile Corci Bubli’ye yönelik bu karalamalara, suçlamalara (?), İntibâh’ta da yanıtlar verildiğini, Kara Sinan’da çıkan, çoğu aşağılayıcı, küçük düşürücü, alaycı yazılardan, yanıtlardan, anlıyoruz.

Bu arada, bir gazete adı olarak İntibâh’ın seçiminde, Namık Kemal’in İntibâh romanının etkisinin olmadığını söylemeliyim. Namık Kemal’in, Magosa sürgününde, 1873 yılı sonbaharında, Son Pişmanlık unvanlı bir hikâye yazıyorum” dediği bu roman, Maarif Nezareti’nden ancak Mart 1876’da basım izni alırken sansür kurulunca da hem içeriğinde hem de adında değişiklik yapılır, yapıtın adı, İntibâh / Sergüzeşt-i Ali Bey olur. Vakit gazetesince, parça parça basılan roman (30 Haziran 1876 – I. cüz) ancak 1876 yılı sonuna doğru kitap olarak satışa çıkar. 

Osmanlı-Türk basın tarihinde İntibâh adını taşıyan ilk gazete İzmir’de yayımlanırken, Hanya’da (1881), Kahire’de (1899), Paris’te (1903),Yanya’da (1908) , Bursa’da (1921), aynı adda beş gazetenin daha çıktığını biliyoruz. [8]

İlâve-yi İntibâh

Bugüne değin Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde, İzmir basın tarihi araştırmalarımda, İntibâh gazetemiz üstüne bir belgeyle, bilgiyle karşılaşmadım. Sadece, litografi / taş baskıyla basılmış, 28 Mayıs 1291 [9 Haziran 1875, Çarşamba] günlü, İlâve-yi İntibâh’ın(İntibâh’ın eki) 8. sayısı karşıma çıktı. “İlâve”nin 30 para olduğunu, müşterilerine de ücretsiz olarak verileceğini, dört sayfalık eki okuyunca da özgün gazetenin baskısında, harflerin çok kullanım nedeniyle ezildiğini, kâğıda iyi çıkmadığını öğreniyoruz. Bugün gazete basımında ulaştığımız üstünlüklerimiz bize, “mürettipleri, kurşundan dökülmüş harfleri, hurufat kasalarını”, kitapların, gazetelerin, dizgicilerce tek tek harfleri dizip sayfaları kalıba alarak basıldığını, yüzlerce basın emekçisinin kurşundan zehirlenerek öldüklerini unutturdu.

“Sahib-i İmtiyâz ve Muharrir-i Evvel”inin [Başyazar] Corci Bubli olduğu belirtilen gazetede yayın yönetmeni [muharrir-i sânî] olarak çalıştığını bildiğimiz Mehmet Salim Bey’in adı yazılı değil. Gazetenin daha güzel baskısı için İstanbul’dan yeni harfler alındığını, basıma yetmeyince de bir iki aya kadar gelecek olan yeni siparişle İntibâh’ın büyük nüshasının eskisi gibi Cuma günleri çıkarılacağını, şimdilik müşterilerin gazetesiz kalmamaları için de haftada bir İlâve-yi İntibâh’ın, litografya yöntemiyle güzel kâğıda basılacağını, “taze ve mühim” haberlerle birkaç sütunda da güldürülere yer verileceğini öğreniyoruz. 

El yazısı gazetemizin sütunlarını izleyerek “yerel haberler”den İzmir’de vilâyet yönetiminde olan değişiklikleri öğrenip gülünçlü yazıları okurken dönemin gülmece anlayışını ya da yazarımızın yeteneğini değerlendirebilirsiniz…

Dördüncü sayfada, dört katlı bir binanın yanışını gösteren bir çizim /resim / karikatür karşımıza çıkıyor. Resmin altındaki yazıyı okuyunca, çizimin, dönemin tulumbacılarının / yangın söndürme görevlilerinin eleştirisi için yapıldığını anlıyoruz !… 

Dönem basınının en önemli iletişim aracı “Telgraf-nameler”, gazete merkezine, Karataş pazarından, Frenk Mahallesi’nden ve Manisa’dan haberler aktarırken İntibâh, İzmir’in Türkçe ilk karikatür ve mizah gazetesi / dergisi Kara Sinan’ın 3 Haziran 1875 günü çıkan ilk sayısındaki Kara Madi karikatürüne soru işareti ve ünlemlerle sataşmadan duramıyor !…

Üç yaprak İlâve-yi İntibâh

İLÂVE-Yİ İNTİBÂH 

PUL / Gazeteye Mahsûs Pul – İki Para / Mühür: Journal Le Revenu [Gazete pul vergisi] -Smyrne

Birinci Sene, No.8, 5 Cemâzi-yel-evvel 1292 / 28 Mayıs 1291 [ 9 Haziran 1875, Çarşamba ] , Bir nüshası 30 Para, Müşterilerimize meccânen verilir.

I-1- Gazetemizin ekser hurûfâtı tamâmile çıkmayıp kırâatinde müşkilât çekilmekde olduğuna dâir müşterilerimiz tarafından şikâyât gitdikce çoğaldı.

Gazetemizi ve men‘-i dest-gâh-ı intişâr etmekden maksad umûma bir hizmet olup yoksa halkı dolandırıp paraları aldıkdan sonra hiç gazete vermemek veyâhûd cüz’î masrafla okunmaz derecede evrâk neşr etmek olmadığını belki en büyük düşmanlarımız dahi teslîm eder.

İşte bu fikre mebnîdir ki ilk nüshalarımızın tab‘ olunduğu matbaanın hurûfâtı çürümeğe yüz tutmuş olduğuna nazaran müstaidd zannetdiğimiz bir mürettibin tertîbi üzerine Der-saâdetden yüzotuz kıyye mikdârı hurûfât celb etdik bu hurûfâtı bir gazetenin neşrine kâfî zanneder iken iki sayfanın tab’ına bile kifâyet etmedi ve me’mûrlarının adem-i i‘tinâ ve takayyüdüne mebnî / I-2- matbaa yine eski hâlini buldu.

Bu hâl ise mesleğimiz ve mukavelemizin hâricinde olduğundan der-akab o matbaayı terk ile evvel-emirde üç dört yüz kıyye a‘lâ hurûfât ile edevât-ı lâzımeyi sipâriş eyledik ve fakat bunların bir iki aya kadar vürûd edeceği melhûz olub bu müddet zarfında dahi müşterilerimizi gazetesiz bırakmak istemediğimizden onları her cihetle memnûn ve mütâlaalarını teshîl etmek üzere iki kat masârifi ihtiyâr ile işte gazetemizin litografya ya’nî taş basmasile ve nisbetle güzel kağıd üzerine çıkarılmasına karar verildi ve bir de yine edevât hurûfâtımızın vürûduna ta‘lîken gazetemizin büyük nüshası kemâ-fi-s-sâbık beher cum’a günü çıkarılacağından fazla şimdilik haftada bir def’a olarak böyle ilâve kalkalü (-?-) neşr olunacak evrâkın bir cihetinde tâze ve mühim havâdisden bahs olunacağı gibi birkaç sütûnu dahi letâife hasr edilecekdir. II-1- Ümîd ederiz ki bu dahi rağbet-i umûmiyyeye mazhar olur.

Sahib-i İmtiyâz / Ve Muharrir-i Evvel / Corci Bubli

Havâdis-i Mahalliyye 

Übbehetlü Devletlü Hüseyin Avnî Paşa Hazretleri önümüzdeki cum’a günü me’zûnen Avrupa’ya azîmet buyuracaklardır.

Vâlî-yi Âlî-yi Vilâyet Devletlü Ahmed Paşa Hazretleri önümüzdeki cum’a günü İzmir’i teşrif buyuracakları işidiliyor.

İzmir Mahkeme-yi Ticâreti Reisi İzzetlü Ahmed Kâmil Efendi Hazretleri geçen cum‘a ertesi günü İzmir’e avdet ve umûr-ı me’mûrelerine mübâşeret buyurmuşlardır.

Letâif

Geçen akşam Çorakkapısı’nda tütüncü dükkânı önünde duran bir zât acele giden bir zâtı durdurur da bir de ber vech-i âtî makaleleri işitilir.

Duran – Efendim akşam şerîfler hayr olsun.

Giden – Size de efendim. Ve min-el-garâib.

– Ne buyurdunuz?

– Ve min-el-garâib.

II-2- – Anlayamadım.

– Ve min-el-garâib.

– Neden icâb etdi yoksa ta ‘zîmde kusur mu etdik?

– Estağfirullah. Ve min-el-garâib.

– Fesübhânallâh.

– Amân efendim lûtf edin bundan bir şey.

– İstifâde edemedim bir beliyyeye mi uğradınız?

– Ve min-el-garâib.

– Şimdi çıldıracağım ben mi anlatamıyorum yoksa siz mi anlayamıyorsunuz?

– (Titreyerek) Cânım hastayım görüyorsunuz a ayaküstünde duracak hâlim yok. Yarın anlatdırayım.

– Amân efendim hasb-el-hulûs pek merâk etdiğimden hastalığınızın ne olduğu fî beyân buyurmanızı ricâ ederim. 

– Nasıl anlatdırayım ma’lûm panayır olmak münâsebetile Karataş’a gitmiştim. 

– Sonra efendim?

– Sonrası saat dokuzbuçuk sularında Tilkilik nâm mevki’de bulunan kahvenin birisinde tesâdüf etdiğim bir azîz ahbâbımın ibrâmından dolayı bir saat kadar oturdum.

– Ey efendim hayır ola kendinizde bir titreme de müşâhede ediyorum birisine hiddetlenip de kan başınıza sıçramasın.

– Ben duracak hâlim yok diyorum hâlâ sen bana ilm-i tabâbetden dem (v)uruyorsun. Ve min-el-garâib.

– Merhamet buyurun çabuk anlamak arası üç çâr-yek (çeyrek) -III-1- geçer geçmez bendenizi bir titremek aldı ve alanda müşâhede [ Son iki sözcük alt tümceye bağlı olmalı- E.S. ]

 – Ediyorsunuz lâkin efendim rüzgâr yok idi ki bu titremenizi soğuk aldığınıza isnâd edeyim.

– Hayır efendim bu soğuk alışım rüzgârdan bürûdetden rutûbetden kardan yağmurdan buzlu limonata içmekden dondurma yemeden değil me’mûlün gayri ve tabîînin muhâlifi bir şendendir(-?-) [şeydendir -E.S.]. Ve min-el-garâib.

– Ve min-el-garâib. Bu kelâmı siz de tasdîk ve irâda kalkışdınız yoksa.

– Bu işden haberiniz mi var? 

– Hayır efendim olsa sormam ve hak-i pâyınızı bu kadar ayakda durdurmam.

– Ey niçün tekrâr etdiniz bu da bana merak oldu.

– Bir insan beyân buyurduğunuz şeylerin biri vâsıtasile soğuk almaz da tabîatın muhâlifi bir şeyden üşürse elbetde taaccüb ederim.

– Buna yalnız siz değil çok kimseler taaccüb etdi.

– Sonra efendim hânemde terlemek üzere kahveden kalkdım sizden evvelce tesâdüf etdiğim bir zât hastalığımın sebebini suâle kalkışdı neden neş’et etdiğini bilemediğimden tedâvî olunmak üzere aceleten gitdiğimi söylediğimde böyle sebebsiz şey olmaz siz bugün gazete mazete gibi şeylerden aldınız mı dedi bendenizin böyle bilâ-sebeb zuhûr eden hastalığın arasında böyle gazetenin filânın falanın lüzûmu var mı deyü kendisine -III-2- biraz çıkışdım dur acele etme sözümü dinle sahîh söylüyorum demesi üzerine hükûmet konağı önünde ahbâbımdan birinin vermiş olduğu resimli ve yeni çıkmış bir gazeteyi koynuma koyduğumu söyledim der-akab aldı yırtdı atdı. Epeyce ilişdim ammâ hâlâ biraz devâm etmekdedir. 

– Korkmayın bu akşam bir terlerseniz yarına bir seyre çıkarsınız ve bir de yırtıp atdığınız gazetenin bir nüshasını alıp tütsülerseniz inşâllah bir şeyiniz kalmaz. 

– İnşâllah efendim.

– Lâkin vücûdunuz epeyce örselenmiş olduğundan bu akşam çorbadan başka öyle lahm veyâ sebze ve et gibi şeyler yemenizi münâsib göremem.

– Pek a’lâ ammâ lahm dediğiniz ne oluyor?

-Kamûsa mürâcaat buyurur anlarsınız.

– Anda bulamaz isem?

– Soğuk almanıza sebeb olan mârr-ül-beyân resimli ve yeni çıkan gazeteye mürâcaat ederseniz (lahm ya’nî et) olduğunu anlarsınız. 

– Amân Allah esirgesin ne okur ve ne de anlarım.

– Niçün?

– Ziyâde soğuk alıp bütün bütün hasta olmamak için.

-IV-

– Bre açalım işte yangın yerine yanaşdık suyu boşaltsanız a.

– Acelemiz ne, dursun da ondan sonra bak neler yaparız.

-IV-1- Telgraf-nâmeler / Karataş fî 25 Mayıs / Pazar olmak münâsebetile saat onikiye kadar şıklarla epeyce kalabalık oldu. Madmazellere işâretler ziyâde hele madam elbiseleri yolların nezâfetinden mülevves idi. Mîrâsyedi takımı ötede beride piyasa etmekde idiler alış veriş yolunda olduğundan esnâf pek hoşnûddur.

Frenk Mahallesi fî 27 Mayıs / Pudra ta’bîr etdikleri pirinç tozu ki madamalar yüzlerine sürmekle tâzeleşirler (Düzgün) fîâtı üste koymuş olduğundan an-karîb satıcılar bu yüzden kesb-i servet edecektir.

Mağnisa’dan fî 28 Mayıs Sabah

Arpa tarlaları biçildi başak tarlalarından epeyce istifâde olunacağını âid olanlara şimdiden tebşîr ederiz. Feyz ve bereket ber-kemâldir.

-IV-2- Ne İcâd Bir Muamma

Kara Madi / Kara Sinan? …. !!!

İ’lân / Bir kırmızı pâbûç için zirâat ve felâhını terk edenlerin aklı satılık olub bir paradan ziyâdeye tâlib bulunamadığı cihetle müzâyedesi kat’iyyen kara haberci üzerine takarrür eylediğinden i‘lân-ı keyfiyyete ibtidâr olunur.

İ’lân / Ayasuğluk’un rüsûmunun iltizâmına tâlib olan ukalânın lengec [Leng-k:Topal][lengec-yengeç-?-] bacak Kara İdris Ağaya mürâcaat buyurmaları.

Corci Bubli 

İlâve-yi İntibâh Beğenilmedi mi ?…

İki paralık (!) gazete pul vergisi [9] yapıştırılmış İlâve-yi İntibâh’ın sekizinci sayısını gördük, okuduk. Peki, İzmir basın tarihinde ek veren ilk Türkçe gazete olduğunu da düşündüğüm İntibâh’ın, İlâve-yi İntibâh’ı yayınını sürdürebildi mi? 

İntibâh gazetesi araştırması sırasında, İlâve-yi İntibâh örneğiyle, Bâb-ı Âlî’nin kararına yardımcı olması için Dışişleri Bakanlığı Basın Odası’nın görüşlerini içeren bir belge daha karşımıza çıktı. 

Bir yaprak yayının kabul edilmediğini gösteren belge

Bâb-ı Âlî

Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi

Matbûât Odası / Aded 51

İzmir’de tab’ ve neşr olunmakda bulunan İntibâh nâm gazete yerine İlâve-yi İntibâh nâmında ve mizâh gazetesi tarzında muvakkaten bir gazetenin neşrine ibtidâr olunduğu ve bu da / hurûfâtın fersûdelenmesine mebnî sipâriş olunan hurûfât ve edevâtın vürûduna değin müşteriler gazetesiz kalmamak efkârından ilerü geldiği leffen takdîm kılınan nüshası meâlinden istinbât / olunmuş ise de mezkûr İntibâh gazetesinin politikaya ihsâsına ve nüsha-yı mezbûrenin münderecâtı âdetâ eğlence yolunda ve uygunsuz bir sûretde olmasına binâen bunun bir daha / neşr olunmaması hakkında sâhib-i imtiyâzına tenbîh olunmak üzere Aydın Vilâyet-i Celîlesine telgraf-nâme-yi sâmî keşîde buyurulması iktizâ eder ise de her halde emr ü fermân hazret-i men lehü-l-emrindir. 

Fî 11 Cemâziy-el-evvel 1292 / Fî 3 Haziran 1291 [15 Haziran 1875, Salı]

Mühür / “Ministaire Des Affaires Etrangeres * Direction De La Presse / 

Müdir-i Matbûât Der Nezâret-i Celîle-yi Hâriciyye”

Gazetenin imtiyaz sahibi olarak Corci Bubli’nin, -şimdilik- bize ulaşmayan dilekçesiyle verilen örnek sayının içeriğinin özetlendiğini düşündüğüm Basın Odası’nın yazısında, İntibâh gazetesinin politika haberlerine yönelik çizgisine ve İlâve-yi İntibâh’ın içeriğine bakarak “adeta eğlence yolunda ve uygunsuz bir surette oluşundan” beğenilmediğini, bu nedenle de bir daha yayınlanmaması görüşünün “sâhib-i imtiyâzına tenbîh olunmak üzere” Aydın Valiliğine yazılmasının, bu yönde son kararın da gerçek emri verene ait olduğunun vurgulandığını görüyoruz… Ancak 12 numaralı Kara Sinan’dan yaptığımız alıntı, İlâve-yi İntibâh’ın, 19 Ağustos 1875’de yayımlanmakta olduğunu düşündürtüyor. Osmanlı yurttaşı bildiğimiz, İzmir “Ermeni milletinden”, Namık Kemal’in arkadaşı, “mason üstadı” Corci Bubli’nin başka uyruğu da mı var acaba? 

Evet, yerine göre “emr ü fermân” sadrazamın, yerine göre padişahın oluyor. Ancak basın tarihi belgelerine bakınca “emr ü fermanların” çok farklı istemlerin etkisiyle değiştiğini, farklı kararların alındığını, doğrusu bugün de “devranın değişmediğini” görüyoruz… 

Mehmet Salim Bey’in İntibâh sonrası günlerdeki yaşamına ilişkin pek bilgimiz yok. M. Salim Bey’in, Karidis’in yayımladığı İzmir gazetesinde çıkan bir habere göre, önce İstanbul’a, Ağustos 1878’de de Girit’e gitmek üzere İzmir’den ayrılıyor.

Dipnotlar:

[1] İntibâh gazetesi için bkz: Ö. Faruk Huyugüzel (Haz.), 1928’e Kadar İzmir’de Çıkmış Türkçe Kitap ve Süreli Yayınlar Kataloğu, İzmir, EÜ Edebiyat Fakültesi Yayını, 1996, s.53.İntibâh’ın, 1884-1885 yıllarında yeniden yayımlanma girişimi olduğunu, ancak geliri giderini karşılayamadığı için yayınının “tatil olunduğunu” biliyoruz: Bkz.:. “İzmir’de Neşr Olunan Gazeteler”, Aydın Vilâyet Salnamesi, H. 1301 / M. 1884; H. 1302 / M. 1885, s.71.

[2]“Corci Bubli”, Ö. Faruk Huyugüzel, İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850 -1950), Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 2000,ss.124-125.

[3] Efdal Sevinçli,” İzmir Basın Tarihinden Belgeler /Karidi Efendi Kimdir?-I-“, İzmir, Kent ve Bellek Dergisi, sayı:3, Kasım 2020, ss. 26-30; “Karidi Efendi Kimdir?-II- / Grigorios Karidi’nin İzmir’deki Gazetecilik Günleri”, İzmir, Kent ve Bellek Dergisi, sayı:5, Şubat 2021, ss. 36-43.

[4] Efdal Sevinçli, İzmir Basın Tarihi / Gazeteler, Dergiler, İzmir, İBB Kent Kitaplığı, 2019, ss.80-82.

[5] Gülşah Özalkan, Devir Gazetesinin Transkripsiyonu Ve Türk Kültür Tarihi Açısından Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 2020.

[6] Efdal Sevinçli, İzmir Basın Tarihi / Gazeteler, Dergiler, ss.84-88.

[7] Kara Sinan, No.12, 7 Ağustos 1291 [19 Ağustos 1875] , ss.1-2.

[8] Hasan Duman, Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri / 1828 -1928-I-, Ankara, Enformasyon ve 

Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Yayını, 2000, ss.422-423.

[9] Gökhan Demirkol, “Pul Vergisi ve Osmanlı Mizah Basını (1874-1877)”, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, TAED-64, Ocak 2019, ss.313-335.

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments