Umutlar Yarım Kaldı

Aristonikos son on yıldır oldukça aşina olduğum bir isim. Önce Bergama Krallığı ile ilgili yazıların kıyısından köşesinden, ardından değerli hocam Şadan Gökovalı’nın ve sevgili dostum Sefa Taşkın’ın yazılarından… Gün geçtikçe birçok araştırmacının yazılarında ve kitaplarında karşılaşınca aklıma düştü. Hele Şadan hocamın bir yazısında “Birileri bu olayı yazmalı, herkese duyurmalı” deyince “Arkeopark İzmir’den düş yolculukları” üçlememin ilk kitabı olan “8500”ün ardında konu arayışındayken “Tamam, ikinci kitabım bu olmalı” dedim. Oldukça araştırdım, öyle ya “Dünyanın bilinen ilk sınıfsal isyanı” denmesi ilgi çekici bir konu olurdu.

Birinci kitabım 8500 dört gencin zamanda ve mekânda yolculukları üzerine kurgulanmıştı, ikincisi de aynı çizgide olmalıydı. Böylece yaklaşık 2.200 yıl öncesinin Ege Bölgesinin özel kentlerine de bir gezi yapmış olacaktım. Düşündüğüm gibi yazdım, yine aynı dört genç (ikisi torunum) Smyrna’dan başlayıp Pergamon’a değin süren bir yolculukta hem kentleri gezdiler hem de Aristonikos isyanını en yakın tanıkların ağzından dinlediler.

Bu romanı yazdıktan sonra aklımda hep bir konu vardı. Aristonikos isyanını dışarıdan bakan gözlerle yazmanın bir mantığı vardı ve bana göre de çok yararlıydı ancak Aristonikos’un yanı başında, isyanın göbeğinde, sarayın içinde neler olduğunun da yazılması gerekmez miydi? İyi de aynı isimde iki roman yazmak uygun olmayabilirdi. Tam bu aşamadayken değerli kültür, devlet adamı ve yazar Suat Çağlayan’ın “Umutlar Yarım Kaldı – Aristonikos” romanını yazdığını öğrendim ve çok mutlu oldum. Sağ olsun benim için bir tane ayırmış, hemen aldım ve bir solukta okudum.

Tam düşündüğüm gibiydi, olaylar içeriden bakışla anlatılıyordu. İyi bildiğim olayları farklı bir gözle okumak güzel bir deneyimdi, keyifle okudum. Değerli Suat Çağlayan’ın hoş görüsüne sığınarak birkaç görüşümü paylaşmak istiyorum.

Saray içinden bakış elbette güzeldi ama bana göre biraz fazla saray entrikasının içine girdiğimi hissettim. II. Attalos ile II. Eumenes’in kayıtlara geçen “birbirlerini çok seven kardeşler” lakapları gereğince hep birlikte oldukları bilinir. Ancak birinin diğerinin eşine âşık olması, çocuğuna asıl babasının değil de yasal babasının sahip çıkması bilinen bir gerçeklik değildir. Bunu da yazarın özgürlüğü ve yorumu olarak bakıp üzerinde durulmamalıdır diye düşünürüm. Ayrıca Suat Çağlayan bu romanıyla ilgili kendisiyle yapılan söyleşilerde “Ne kadar geç tarihe gidersem, düşlerimi daha çok ve daha iyi yansıtabiliyorum. Çünkü size geniş bir hayal kurma şansı veriyor” dediğini göz önüne aldığımızda bu özgürlüğe saygı duymamız gerekiyor.

Bir konu da savaşın aşamalarının ayrıntıyla verilmemesi, aslında destansı bir konunun sadece saray, kardeşler, anne ve gelin üzerinden aktarılması isyanın ayrıntılarını anlamamıza pek yararı olmuyor. 

Bu iki ayrıntının dışında, o zamanın önemli kentlerini gezmek yaşantılarını izlemek, insani ilişkilere tanık olmak, kişileri, düşünceleri ve yaşam tarzlarıyla tanımak güzeldi. Antik kentlerdeki yaşamı izlemek tarihsel bir film izler gibi keyif verdi. Bir zamanlar uçsuz bucaksız denebilecek boyuttaki (günümüzdeki ismiyle) Anadolu, tarihin her döneminde ilgi çekmiş. Her yüzyılda ayrı ayrı oyunlar sahnelenmiş devasa bir tiyatro sahnesi gibi… Bu romandaki sahneler özellikle aklımda yer edecekler.

Yakın zaman önce aramızdan ayrılan değerli Prof. Dr. Şadan Gökovalı’nın bu roman için “Ne mutlu özgürlük savaşçılarına ve onları yazanlara” demiş olması da önemli bir görüş.

Sonuç olarak “Umutlar Yarım Kaldı – Aristonikos” romanını okuduğuma çok memnunum, bilgimi arttırdım. Değerli yazar Suat Çağlayan’a emeğine sağlık diyor ve hazırlandığını bildiğim yeni romanlarını merakla bekliyorum.

İLİŞKİLİ YAZILAR
- Advertisment -
 

EN ÇOK OKUNANLAR