Ana Sayfa Kent Yazıları Orhan Beşikçi Afiş tasarımında 30 yıl

Afiş tasarımında 30 yıl

İzmir sinemalarına 30 yıl boyunca afiş tasarlayan Muzaffer Çıkıkçı ile konuştum.

– Afiş yapma öykünüzle başlayalım.

– Sinema sevgim ağır bastığı için küçük yaşlarda Site Sineması’nda çalışmaya başladım. Resim yapma yeteneğim olduğu için Peter Sellers’in oynadığı “Karanlıkta bir çığlık”, Burt Lancaster’in “Tren”, aynı yıllarda Gözümoğlu Sineması’nda gişe rekorları kıran Rüştü Asyalı’nın oynadığı “Keloğlan”, arkasından 16-17 yaşlarımda 1.20 metre x 12 metre uzunluğundaki “Çölde kaybolan çocuk” afişini yaptım. Site Sineması’nın sahibi Niyazi Gözümoğlu çalışmamı beğendi, daha sonra yaptığım afişler sinemacılar tarafından duyuldu, işlerim açıldı. Bu şekilde sayısını anımsamadığım sayıda afişe imzamı attım. Şansıma, Site ve Köşk sinemalarının afiş yapmaya müsait salonları vardı…

– Sinema dışında tiyatro ve gazinolara afiş yaptığınızı biliyorum. İzmir’de başka afiş yapan ustalar var mıydı?

– İzmir ve ilçe sinemalarının çoğu afişleri benim elimden çıktı diyebilirim. Benim dışımda Kadifekale’de oturan Süleyman vardı. Bir ara İstanbul’dan Mahmut Yağcı gelmişti. Soyadlarını anımsayamadığım “Sarı Yaşar”, “Kör İsmail” lakaplı arkadaşlar vardı. Afiş yapma hızım herkesten fazlaydı. Seri çalışır, siparişleri zamanında teslim ederdim. Sinema, gazino, tiyatro dışında kamu kurumlarına, özel şirketlere ve billboard’lara afişler tasarladım, ayrıca Atatürk portresi çizdim. Şimdi emekliyim, bazen rüyamdan afiş yetiştirememe, kâğıt bulamama korkusuyla uyanıyorum…

– Hangi malzemeleri ve renkleri kullanıyordunuz, özellikle sinema afişinde ne gibi özellikler aranıyordu?

– Afiş yapmaya başladığım yıllarda plastik boya yoktu. Bez, kâğıt üzerine erittiğim boncuk tutkalı toz boya ile karıştırıp sürüyordum. Tutkalı belli sıcaklıkta tutmak zorunluydu, yoksa donardı. Büyük afişleri çoğaltma tekniği olmadığı için kopyaları için de aynı emeği harcardım. Daha sonra çoğaltma baskı makinelerinde yapılmaya başlayınca rahatladım. Dikkat çekici renkler olduğu için en fazla bayrak kırmızısı, limon sarısı, lacivert, turuncu ve siyah renkleri kullandım…

Afiş tasarımında aranan özellikler ilk bakışta göze çarpması, yazıların okunur olmasıydı. Yazı tekniği, desen ve verilen mesaj afiş için önemliydi. 1960’lı yıllarda “fener” tabir ettiğimiz etrafı ampullerle ışıklandırılmış büyük boyutta afiş yapma modası vardı… Sunta üzerine dekopaj tekniğiyle büyük boyda “Rambo”, “James Bond”, “Süperman” afişleri çizdim. Süperman afişi yaklaşık 25 metrekareydi. Sinema severler çizdiğim dev James Bond afişinin altından geçerek sinemaya girerlerdi…

Fırçalarım keçi kılından yapılmaydı, İzmir’de bulamadığım için İstanbul Cağaloğlu’ndan Cumhuriyet Kırtasiye’den temin ediyordum. Daha sonra su bazlı plastik boyalar çıktı, graft, karton, ipek baskı, letraset, şablon kullandım. 

– Yaptığınız afişler arasında beğendikleriniz olmalı.

– İzmir Büyükşehir Belediyesi binası 1970’li yıllarda uzun süre betonarme karkas olarak kalmıştı. O binanın batı cephesine astığım Charles Bronson’un “Azgın Boğa” filmininin 40 metrekarelik afişine, toprağı eşeleyen kızgın boğa resmini çizmiştim. Sema ve Şan sinemalarına “Konvoy“, Stanley Kubrick’in yönetmenliğini yaptığı “2001 Uzay Yolu Macerası” filmlerine yaptıklarım gibi beğendiğim afişlerim oldu… 

– Afişçilikle sadece sinemacıları değil sanırım artistleri ve tiyatro oyuncularını da yakından tanıdınız.

– Sinema dışında tiyatro ve fuar gazinolarına gelen sanatçıların afişlerini tasarladım. Barış Manço, Cüneyt Arkın, Filiz Akın ve diğerleri… Örneğin Nejat Uygur İzmir’e gelince beni arar afiş siparişi verirdi. Nejat Uygur’la 18 yıl çalıştım. Kendisi güzel sanatlara yatkın, resim ve heykel çalışması yapan sanatçıydı. Hatta bir ara beni afiş yapmak için İstanbul’a davet etti. O yıllar İzmir’de tek olduğum için kabul etmedim. “Minti Minti”, “Sizin ki can da bizim ki patlıcan mı?”, “Zamsalak”, “Cibali Karakolu”, “Alo orası tımarhane mi?”, “Aman Özal duymasın”, “Hastane mi kestane mi?”, “Şeyini şey ettiğimin şeyi” aklıma gelenler…

Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları 1970’li yılların ortasında İzmir’e gelmişti, oyunları yasaklandığı için yaptığım afiş asılamadı ve oyunlarını oynayamadan geri döndüler. Daha sonra “Zengin Mutfağı” ile tekrar İzmir’e geldiler. Mesleğim sayesinde sinemacı ve tiyatrocularla tanıştım… Fuar zamanı Akasyalar’a yaptığım afişteki resmini beğenen Filiz Akın teşekkür ederken, Seyfi Dursunoğlu (Huysuz Virjin) adının afişe daha küçük harflerle yazılmasına kızmıştı. Aslında afiş yazılarını gazino patronu Atalay Noyaner’in verdiği ölçülere göre yazmıştım. Atalay Noyaner çok disiplinli gazinocuydu… Sema, Şan, Köşk, Karataş Deniz sinemalarını çalıştıran Necmi Dirini afişten anlayan sanatçıya değer veren sinemacıydı…

– Yaptığın afişleri kimler asıyordu? Örnek aldığınız afişçi var mıydı? 

– Afişlerin muntazam asılması gerektiği için genellikle kendim asar, astığım afişleri uzaktan izlemekten keyif alırdım. Yaptığım afişlerin yağmur ve fırtınalı havalarda kazaya uğrayıp uğramadığını kontrol ederdim. Meslek yaşantımda zarar gören birkaç afişim oldu, hemen yenisini yapıp sinemayı afişsiz bırakmadım.

Örnek aldığım demeyeyim, beğendiğim afişçiler olmuştur. Her afişçinin stili farklıdır. Ben kendime göre farklı harf ve boyama tekniği geliştirmiştim. Yazı karakterine bakarak afişi kimin yaptığını anlardım, benim “K” harflerim göbeksiz olurdu… Atölyem Mithat Paşa Caddesi’nde Bet Hillel Sinagogu’nun yanındaydı. 

– Afişçilik dışında makinistlik, sinema müdürlüğü yaptınız, eski filmlerle günümüz filmlerini ve izleyiciler arasında farkı gözlemlemiş olmalısınız.

– Afiş yaparken sinemacılığı ve makinistliği öğrendim. İlk yıllar boyum yetmediği için gazoz kasası üzerine çıkarak sinema makinesine ulaşabiliyordum. Makinistlik araba sürmek gibi bir şey diyebilirim. Zamanla, Deniz, Çınar ve Carrefour’da, sinema müdürlüğü görevinde bulundum. Menemen Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nde sinemayla ilgilendim. Film temin etmek, seansları ayarlamak, temizlik ve güvenlik, müşteri memnuniyeti sinema müdürü olarak görev alanım içersindeydi. Aşk, macera, korku ve çocuk filmlerini birer hafta arayla oynatır, günde kaç tam, kaç talebe biletinin kesildiğini bilirdim. Eski filmlerde baş rol oyuncusu filmi tek başına alır sonuna kadar götürürdü… Ayrıca eski sinema izleyicisi seyrettiği filmler üzerine tartışır, yerli yabancı sinema oyuncalarını yakından takip ederdi… 

– Daha çok hangi sinemalara afiş yaptınız? Para kazanabiliyor muydunuz? Türk afişçiliğinin babası sayılan İhap Hulusi’nin yaşamının son yıllarında çektiği zorlukları biliyoruz. 

– Yıldız, Konak, Kulüp, Mehtap, Park, Saray, Sema, Şan, Şato, Ülkü, Yeni, İmren, Site, Büyük, Tan, İkbal, Lale, Asri, İzmir, Cem, Bahar, Köşk, hemen hemen bütün sinemalara afiş yaptım, benim yaptığım afişler İstanbul’a göre daha ucuzdu. Bazen işler iyi gitmedi diye patron yarı parasına razı eder, itiraz etmezdim. 70 santimetre x 100 santimetre ölçüsünde olan afiş yaklaşık tasarım süreci hariç 2-3 saatimi alırdı, seri olmak ve afişi vaktinde yetiştirmek zorundaydım, boyası kuramadan astığım afişler olurdu. Mesleğimde otuz yıl severek çalıştım, çok para kazanamasam da geçimimi afiş yaparak sağladım… Zengin afiş koleksiyonum bulunduğu yerde şiddetli yağmurdan zarar görüp zayi oldu. Şimdi, bazen internette ve gazete koleksiyonlarında karşıma çıkan afişlerimle yetiniyor, zayi olan afişlerim için üzülüyorum… 

– Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. 

Fotoğraf: Muzaffer Çıkıkçı arşivi
Küllerinden Doğan Şehir, Sertaç Sezer arşivi
Eskimeyen İzmir fotoğrafları, Süleyman Uyan arşivi

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments