Ana Sayfa Kent Yazıları Oğuz Adanır Rastgele Ütopik Mırıltılar - 1

Rastgele Ütopik Mırıltılar – 1

Ellili yaşlardaki insanlar o yıllarda on beş – yirmi yaşlarındaydı. Koronavirüs adlı bulaşıcı hastalığı bir yarışma gibi algılayan dünya toplumları arasında Türkiye ilk on arasında yer almayı başarmıştı! Ülkede milyonlarca insanın yakalandığı bu hastalık çok sayıda gencin ölmesine neden olmuştu. Çoğunluğu on dört – yirmi yaş grubuna mensup olan bu gençlerin arkadaşlarının bir kısmı duygusal şoka girmişlerdi. Birkaç gün öncesine kadar bir araya gelebilen, birlikte bilgisayar oyunları oynayan, telefonda toplu halde konuşan, birbirlerini ziyarete giden bu genç insanlar bir anda aralarından ayrılan arkadaşlarını bir daha göremeyecekleri gerçeğiyle uzun süre yüzleşemediler.

Aynı yaşta hemen aynı duygusal ve düşünsel niteliklere sahip bu gepegenç insanlar bir süre sonra az çok kendilerine gelince, aralarından ayrılan arkadaşları sayesinde yaşamın ne kadar değerli, önemli, her anının dolu dolu yaşanması gereken bir şey olduğunu anlamaya başladılar. İnsanoğlu bugün varken ertesi gün ortadan kaybolabiliyordu. Geride kalanlar hiç nedensiz bir şekilde lanet bir virüse yenik düşen bu hiçbir suç işlememiş, tertemiz insanların aralarından ayrılmalarını ömürleri boyunca hazmedemediler.

Bu yüzden doğaüstü ya da metafizik güçlerle olan manevi bağları zayıfladı. İçine düştükleri bunalımlı durumdan kısa bir süre sonra kurtulanlar uzun süre yitirdikleri arkadaşları için neler yapabileceklerini düşündüler. Hepsi tek başına düşünüyor ve kendisini çok çaresiz hissediyordu. Aralarından birinin psikolog olan annesi Internet üzerinden kendisi gibi arkadaşını yitirmiş gençler bularak onlarla dertleşmenin kendisine ve karşısındakilere iyi gelebileceğini söyleyince derhal işe koyuldu.

Önce iki kişi oldular. Birkaç hafta sonra sayıları yüzleri buldu. Herkes aynı durumdaydı. Hepsi yitirdikleri okul ya da mahalle arkadaşlarıyla benzer şekilde tanışmış ve aynı virüs onları birbirlerinden ayırmıştı. “Arkadaşlarımızın boşu boşuna ölüp gitmesine sessiz kalamayız. Onlar yaşamımız boyunca zihnimizde bir imge olarak kalmamalı. Onlar için bir şeyler yapalım. Ama ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz?” soruları haftalar, aylar boyunca kafalarını kurcaladı.

Aralarından biri hepsine gönderdiği mesajda, “Bir dernek ya da benzeri bir şey kuralım. Ülkedeki bütün liseli gençler ve ilgilenenlere seslenerek bize katılmalarını isteyelim. Biz, büyüklerimizin aksine, bu ülkede deprem, yangın, su baskını gibi felaketler dışında, yani olağan yaşam koşullarında da bir araya gelinebileceğini kanıtlayalım. Grubumuzun adını ‘Sonsuza dek arkadaş dayanışması’ koyalım ve bu arada herkes düşünsün. Belirleyeceğimiz bir tarihte bir beyin fırtınası düzenleyelim ve sonuçlarını tartışalım” dedi. Bu öneriyi herkes kabul etti. Yoğun çabalar sonucu iki ay sonra gruba katılan genç sayısı iki milyonu aştı. Beyin fırtınasından sonra ortaya şöyle bir düşünce atıldı:

Ülkenin bir kentinde grubu temsilen bir merkez kurulmalı. Burada yönetsel ve mali işlerle ilgilenecek bir yönetici grup oluşturulmalı. Bunlar gönüllü olmalı ve her yıl değişmeli. Grubu temsilen bir sözcü belirlenmeli. Daha sonra tüm grup üyelerinden merkez adına açılacak hesaba BİR Türk Lirası yatırmaları istenmeli. Birikecek parayla Anadolu’nun her yerinde çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyen, insana değer verip insanca ücretlere çalıştıracak kişisel ya da küçük ölçekli şirketlere karşılıksız yardım edelim. Bu konuda yetişkinlerden yardım alalım. Bunun iki koşulu olsun.

Birincisi, yitirdiğimiz arkadaşlardan birinin ismi ve soyadını onların uygun gördükleri ve bizim de kabul edeceğimiz ürün, kuruluş, kampüs ve benzeri bir şeye vermeleri. Şirket yaşadıkça bu isim ve soyadı yaşatılsın; şirketin satılması, değişip dönüştürülmesi durumunda da yine aynı isim ve soyadı yaşatılmaya devam edilsin.

İkincisi, hiçbir yasal zorunluluk getirilmeden bu karşılıksız maddi olanak sağlama uygulamasının bir parçası olmaları yani belli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra başka genç girişimcilere aynı koşullarda destek olma sözü vermeleri.

Bu öneri kısa bir süre sonra iki milyon üyeli gruba iki milyon üyenin daha katılmasına yol açtı. Altı ay sonra öneri yaşama geçirilmeye başlandı. İlk talepler Doğu, Güney Doğu, Batı Karadeniz, Orta Anadolu bölgelerinde yaşayan köylü gençlerden geldi. Yapılan incelemeler sonucunda bu girişimler hayata geçirildi. Özellikle tarım ve hizmet alanından talepler geldi. Aradan dört yıl geçmeden ülkede enflasyon ve banka faizleri düştü. Döviz büyük bir değer kaybına uğradı. Büyük şirketler net kar marjlarını yüzde birler, ikilere kadar düşürmek zorunda kaldılar.

Bu girişimi örnek alan milyonlarca işsiz üniversiteli genç benzer bir yapılanmayla bu kez ağırlıklı olarak teknoloji geliştirme amaçlı bir grup oluşturdular. Aynı amaçları benimsediler. Onlar da yitirdikleri arkadaşlarının isim ve soyadlarının yer almasını talep ettiler. Her iki grup da yitirilen arkadaş sayısından daha çok şirket oluşmaya başladığında depremlerde ya da trafik kazalarında ölen gençlerin anısını yaşatmayı sürdürdüler. Yıllar boyunca bu oluşum ya da girişimlere hep yirmi yaş altı gençlerin isimleri konuldu. İkinci grup kendine “İşsiz Üniversiteli Gençler Dayanışması” adını verdi. Bir milyondan fazla genç bu ve benzer yöntemlerle iş, güç sahibi olmakla kalmayıp başka yüzbinlerce gencin de iş güç sahibi olmasını sağladı.

Bunlardan hemen sonra ortaya yeni bir gençlik grubu çıktı. Yeterli bir eğitim sürecinden geçmediklerini düşünen milyonlarca genç bir araya gelerek devlete bir öneri götürdü. “Bir süre sonra tükenecek petrol kaynakları nedeniyle ülke içi taşımacılığın elektrikli trenlerle yapılması zorunlu hale gelecek. Biz işsiz, kalifiye olmayan gençler devletimizden bütün ülkeyi saracak bir elektrikli tren ağı oluşturma konusunda öncülük yapmasını istiyoruz. Bizler oluşturulacak tren yolları inşaatında karın tokluğu, işçi tulumu ve gösterilecek bir yatak karşılığında bedelsiz çalışmayı kabul ediyoruz. Buna karşın ağlar tamamlandığında formasyondan geçerek bu kuruluşta bir iş sahibi olmak istiyoruz. Bu kurumda çalışmak istemeyenlere ise devletin oluşturacağı ticari yapılanmada yıllarca çalışmanın karşılığı olan hisseler dağıtılmasını istiyoruz. Ayrıca mevcut nakliyat şirketlerinin yok olup gitmesini istemediğimizden devletin bu yapılanma sürecinde öncelikle onlara ortaklık teklifi götürmesini ve hisse sahibi olmaya itecek önlemler almasını talep ediyoruz” dediler.

Günümüzde işsizlik sorununun çözümüne çok büyük katkısı olacak bu devasa projenin yaşama geçirilme planlaması çok büyük bir titizlikle yapılmalıdır. Bütün bölgelerle ilgili planlama yapıldıktan örneğin, ilk önce en büyük istihdam yaratacak bölge belirlendikten sonra başlanmalı. Yedi bölgede proje üçer ya da dörder ay arayla yaşama geçirilmeli. Her bölgede çalışmalar o bölgedeki işsiz gençlere öncelik tanımalı. Aynı şekilde çalışmalar bittikten, trenler çalışmaya başladıktan sonra yine bu bölge insanına öncelik tanınmalıdır. Yalnızca insanına destek olan, onu mutlu etmeye çalışan bir sistem saygı ve sevgiye layık bir sistemdir.

Yaklaşık on yıllık bir süre içinde Türkiye’nin dört bir yanında beş yüzden fazla istasyona elektrikli trenler işlemeye başladı. Diyarbakır’dan kalkan hızlı bir tren Ankara üstünde İstanbul’a altı saatte varıyordu. Rize’den Adana’ya, Edirne’den Eskişehir’e birkaç saatte ulaşabiliyordu. Yeniden yapılandırılan Devlet Demir Yolları’nda artık dört yüz bin dolayında insan çalışıyordu. Dört yüz bin kişinin aylık kazancı yaklaşık üç milyon insanın daha düzgün bir yaşam sürdürmesine katkıda bulunuyordu. Bu oluşumlar ülkede benzer başka türlü oluşumların ortaya çıkmasını sağladı.

2000’li yılların başında mottosu “Tarım”, “Turizm”, “Tekstil” olması gereken Türkiye’nin genç kuşakları buna bir de teknolojik gelişmeyi eklediler. Ancak bu teknolojik gelişmenin özellikle ilk üç alan üstünde yoğunlaşmasının uygun olduğu düşüncesi kabul gördü. Bu durum başka alanlara yönelik teknolojik araştırmaların gerçekleştirilmesini hiçbir zaman engellenmedi. Yalnızca öncelikli alanlar daha çok desteklendi.

Gençlerin önemli bir kısmı yerleşik bireyci, kişisel çıkarcı anlayışa bir son vererek dayanışma örnekleri sundu. Bir yığına, sürüye benzeyen insan toplulukları çağdaş bir toplum görünümüne sahip olmaya başladı. Birey-toplum ilişkisi bu ülkede ilk kez olması gerektiği gibi kurulmaya başlandı. Birey topluma karşı olan yükümlülüklerini yerine getirirken toplum da bireye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmeye başladı. Türkiye insanların gerçekten insani değerleri içselleştirdiği başka bir ülke ve topluma dönüşürken aynı zamanda dünyanın da dönüşmesine katkıda bulundu…

Pandemi yılı, Aralık ayı

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments