Ana Sayfa Kent Yazıları Saadet Erciyas - Kitap İzmir'e bir kültür portalı gerek

İzmir’e bir kültür portalı gerek

İzmir’de 2004 yılında kurulan Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), ülkemizin ilk kent arşivi olma özelliği taşıyor. APİKAM, kentlerin kültürel belleğini kayıt ve koruma altına almak açısından örnek bir uygulama olarak görülüyor. Kent Arşivleri Uzmanı Osman Kutlu, APİKAM’ın içerik ve işleyiş olarak diğer gelişmiş ülkelerdeki kent arşivlerine en yakın kurum olduğuna dikkat çekiyor. Kutlu, İzmir’de kurulacak bir “kültür portalının” kent arşivi gibi bir ilk olacağını ve ilçelerdeki tüm kültür mirasını bir araya getirip dijital ortamda tüm dünyaya sergileyebileceğini belirtiyor.

Osman Kutlu, ülkemizde bir yasası, yönetmeliği bulunmayan kent arşivleri ve belediye kütüphanelerinin kuruluşuna yardımcı olmak amacıyla 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nce yayımlanan “Türkiye’de Belediye Kütüphaneleri ve Kent Arşivleri için Yönetmelik Taslakları ve Stratejik İlkeler Önerisi” adlı çalışmayı hazırlayan ekip içinde yer alıyor. Fransa’nın Paris kentindeki Villeneuve-la-Garenne Belediyesi Arşiv ve Dokümantasyon biriminde yedi yıl boyunca çalışan Kutlu, Türk Kütüphaneciler Derneği üyesi, Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Müdür Yardımcılığı görevini sürdürüyor. Osman Kutlu ile kent arşivlerinin önemini, İzmir APİKAM örneğini ve İzmir için kültür portalı önerisini konuştuk.

– Kent arşivi ve kütüphanesi kavramı içine neleri alıyor? Kent arşiv kütüphanelerinde kimler çalışır, çalışanların nasıl bir eğitim alması gerekir? 

– Ülkemizdeki örneklere bakıldığında kent arşivleri içerik olarak kent sınırları içinde bulunan farklı formatlardaki somut ve somut olmayan kültürel miras materyallerini kapsıyor. Yurt dışı örneklerine bakıldığında ise, kent sınırları içinde faaliyet gösteren kamu ve özel sektör tarihi arşivlerinin de bu içeriğe dahil edildiğini görebiliriz. Kimi zaman da sivil toplum kuruluşları bu görevi yüklenirler. Düzenli gelirleri ve sağlam alt yapıları olmadığı için bu kuruluşlar da kurumsal devamlılığını sağlayamıyor. Kent arşivleri ve belediye kütüphanelerinde, üniversitelerin bilgi ve belge yönetimi bölümlerinden mezun, kütüphaneci /arşivcilerin çalışmaları gerekir. Ülke geneline baktığımızda, bu bölüm mezunu arkadaşlarımızı istihdam eden çok az belediye var. Bu eksikliğin ve yanlışlığın bir an önce önüne geçilmesi ve düzeltilmesi gerekir.

– Yerel yönetimlere bağlı “arşiv ve kütüphaneler” için yurt dışında özel bir yasa, yönetmelik var mı, bizim ülkemizde durum nasıl?

– Kent Arşivleri özelinde bakarsak, yurt dışında ilgili yasalar mevcut ve yeterlidir. Ülkemizde ise maalesef arşiv kanunlarında “kent arşivleri özel arşiv statüsündedir” ibaresi dışında detaylandırılmamış. Bu durum, kurulmuş ya da kurulacak kent arşivlerinin işlevselliği ve devamlılığı açısından sorun yaratıyor. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı Arşivleri’nin konu ile ilgili ivedilikle bir yasa çıkarılması konusunda çalışma yapmasını bekliyoruz.

– Ülkemizdeki kent arşivleri ilk nerede ve ne zaman kuruldu? Bizim kent arşivlerinin genel olarak yapısı nasıl? 

– Ülkemizde ilk kent arşivi 2004 yılında İzmir’de kuruldu. Bu alanda maalesef henüz bir yönetmelik, standart ya da yasa yürürlükte bulunmuyor. Mevcut kent arşivlerimizin koleksiyonlarını incelediğimizde, ağırlıklı olarak fotoğraf, kartpostal, efemera, süreli yayınlar ve görsel-işitsel materyallerden oluştuğunu görüyoruz. Bu materyallerin çok büyük bir kısmı da bağış yoluyla edinilmiştir. Oysa ki kent arşivlerimizin güçlü bir koleksiyon geliştirme bütçelerinin de olması son derece önemlidir. 

– Halk, kent arşivlerinin işlevinin farkında mı? Kentlinin elindeki dokümanı bağışlamasını sağlayacak güveni oluşturabildi mi kent arşivleri sizce? Bağış oranları, sergileme olanakları nasıl bu arşivlerde?

– Halkın çok küçük bir kısmı farkında diyebiliriz. Maalesef sadece meraklı, araştırmacı, kent aşığı kişiler, kent arşivlerinin farkında. Pasif kesim olarak nitelendireceğim diğer büyük kesim ise böyle bir olgunun henüz tam olarak farkında değil. Bunun en önemli ve temel nedenleri, koleksiyonların çok büyük bir kısmının henüz dijital platformlarda erişime açılamamış olmaları ve erişime açık olanların da yeterince duyurulamaması. Ziyaret ettiğim kurumlarda, bağış yapanların büyük bir çoğunluğunun, kuruma sadece dijital kopyalarını verdiklerini ve orijinal materyalleri vermediklerini gözlemledim. Evet, bağışlanan materyallerin, standartlara uygun bir şekilde korunma ve saklanması konularında, kent arşivi müzelerinin henüz yeterince güven verdikleri söylenemez ve maalesef bir çoğu bu donanıma sahip değil. Bağış oranları ise bir hayli yüksek, bir çok kurum koleksiyonlarının neredeyse tamamını bağış yoluyla oluşturmuş. 

– Ülkemizde kaç kent arşivi bulunuyor? Bu arşivlerin büyükşehir çatısı altında toplanması mı daha doğru bağımsız olmaları mı? 

– Ülkemizde kent arşivleri “kent müzesi arşivleri” olarak adlandırıldıkları için net bir sayı söylemem doğru olmaz. Kent müzesi olarak adlandırdığımız bir çok kurumda kent arşivi bölümleri de oluşturulmuş. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yayınladığı son istatistiklerde özel müze sayımız 250. Bu arşivler daha çok Ege ve Marmara bölgelerinde yoğunlukta, diğer bölgelerimizde de sayılar giderek artıyor. Kent arşivlerinin, içeriklerin daha kolay yönetimi, standartlara uygun şekilde korunması ve daha gelişmiş teknik alt yapı donanımıyla erişime açılması için tek çatı altında, “kültür portalı” konseptinde toplanması çok daha doğru olacaktır. Böylece harcanacak maliyet ilçe belediyelere de bölüneceğinden, ilçe belediyeleri bütçesel anlamda çok da zorlanmayacaktır. 

– Kültür portalı dediğiniz “bir çatı altında toparlama” İzmir için de uygulanabilir mi? 

– Elbette. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne önerim, ilçe belediyeleri ile arasında bir kültür konsorsiyumu oluşturulması. Bu konsorsiyum, İzmir ve ilçelerinde belediyelere bağlı, kent müze arşivi, tematik müzeler, spor kulüpleri, tüzel kişiler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşlarının kültürel alanlarda yapmış oldukları tüm çalışmaları ve envanteri kapsayabilir. Bu envanter, standartlara uygun bir şekilde djitalleştirilip, en yeni teknolojik özellikleri bünyesinde barındıran arşiv/müze otomasyon sistemine entegre edilerek, ilgili kurumların kendi web sayfalarında ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Portalı’nda tüm dünyaya açılabilir. Araştırmacılar, tek ara yüzden, İzmir ili sınırları dahilindeki tüm somut ve somut olmayan kültürel mirasa çok rahat ve güvenli bir şekilde erişebilir. Bu çalışma ile kültürel miras kayıt altına alınacak, korunacak, tanınacak ve eksiksiz bir şekilde gelecek kuşaklara aktarılabilecektir. Böyle bir proje ilçeler ve kurum/kuruluşlar arası ortaklaşa yapılacak projelerde içerik temininde de kolaylık sağlayacak ve imkanları kısıtlı ilçe belediyelerine destek olacaktır. Böyle bir projenin ülkemizde ilk olması, diğer büyük kentlerimize de örnek oluşturacak ve Başkan Tunç Soyer’in 550 günü anlatırken vurguladığı “İzmir’i kültür kenti yapma” sloganıyla da örtüşecektir. 

– İzmir kentinin somut olan ve olmayan kültürel mirasının gerçek haritasını, sözlü ve yazılı tarihini, özelliklerini APİKAM’da görebiliyor musunuz?

– APİKAM’la ilk fiziksel temasım, 2017 yılında, yapmış olduğum bir sunum vasıtasıyla oldu. İçerik ve işleyiş olarak diğer gelişmiş ülkelerdeki kent arşivlerine en yakın bir kurum olduğunu gözlemledim. İzmir’in merkezine ve ilçelerine bakıldığında, İzmir’in diğer illerimize göre bir adım önde olduğunu düşünüyorum. İzmir’in hemen her ilçesinde bir kent müzesi arşivi mevcut. Ancak ilçelerde bulunan kent müzesi arşivi koleksiyonlarına dışarıdan erişim olmadığı için içeriklerinde ağırlıklı hangi tür materyallerin bulunduğunu tespit etmek çok zor. İzmir tam olarak keşfedilmemiş bir kültür hazinesi ilimiz ve bu konuda özellikle belediyelerin yapacağı çok şey var. 

– UNESCO gerekliliğiyle de olsa, kent arşivleri konusunda yerel yönetimlerde bir farkındalık var mı sizce son yıllarda?

– Evet, böyle bir zorunluluk var. Ancak yerel yönetimler kültürel miras çalışmalarını zorunluluk olduğu için değil, kent kültür ve değerlerine sahip çıkılması ve eksiksiz bir şekilde gelecek nesillere aktarılması gerekliliği için yapılması gereken çalışmalar olarak düşünmeli. Kurumların bu oluşuma istekli ve hevesli yaklaşması gerekir. Aksi takdirde, yapılan çalışmalar bir süre sonra atıl kalmaya mahkum olacaktır. 

– Sözlü tarih çalışmalarına, alan araştırmalarına yeterince yer veriliyor mu kent arşivlerinde? 

– Sözlü tarih çalışmaları, kent arşivlerinin en önemli ve en temel materyallerini oluşturuyor. Diğer basılı ya da elektronik materyaller dışında, kentin hafızası konumundaki kişilerle yapılacak görüşmelerin kayıt altına alınıp gelecek nesillere aktarılması son derece elzem. 

***

Çok satanlar

Son Cüret – Yılmaz Özdil – Sia Yayınevi
Suya Yazılan – Fazıl Say – Romancı
Günahın Üç Rengi – Madalyonun Öteki Yüzü – Gülseren Budayıcıoğlu – Remzi Kitabevi
Yetişkinlerin Yalan Hayatı – Elena Ferrante – Everest
Aşk ve İsyan – Nedim Gürsel – Doğan Kitap
Gece Yarısı Güneşi – Stepheine Meyer – Epsilon
Osman – Ayfer Tunç – Can Yayınları
Bizi Sürükleyen Nehir – Zülfü Livaneli – Doğan Kitap
Homo Narrans – İsmail Gezgin – Redingot
Rehin – Sabahattin Önkibar – Kırmızı Kedi Yayınevi

Bu liste Duvar, Kırmızı Kedi, Pan, Remzi ve Yakın Kitabevi katkılarıyla hazırlandı.

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments