Gazoz cenneti İzmir

Geçenlerde sıcak bir günün akşamı arkadaşlarımla sohbet ederken soğuk bir şeyler içmek istedik ve tercihimiz gazoz oldu. Buz gibi gazozları yudumlarken arkadaşlarımdan biri “Eski gazozlar da kalmadı” diye ortaya bir söz attı. Bu sözden sonra konu gazoza dönünce herkes çocukluğunun geçtiği şehirlerde üretilen gazozları anlatmaya başladı. Bu söyleşi bu yazıyı yazmaya karar vermeme neden oldu. Çünkü İzmir gerçekten gazoz cenneti bir şehirdi ve anlatılan yerlerden daha renkli bir gazoz serüveni vardı. Üstelik gazoz bir zamanlar sinema cenneti de olan İzmir’de, sinema günlerimizin vazgeçilmez içeceğidir. Ülkemiz günümüzün en yoğun tüketilen içeceği olan kola kültürü ile tanışmadan önce bu tahtın imparatoru olan gazoz ile sinema kavramını birbirinden ayırmak olası değildir. Buna ancak minder ve çiğdem kavramını ekleyebiliriz. Bu nedenle gazoz adlı içeceğin İzmir’deki serüvenini anlatmaya sinemalardan başlamak yanlış olmaz.

Kavurucu sıcakların yaşandığı yaz günleri sinemaya gidildiğinde, genellikle erken yenilmiş akşam yemeğinin rehaveti sürdüğünden, filmin ilk yarısında müthiş bir susama duygusu gelişir ve herkes beş dakika aranın olmasını dört gözle beklerdi. Elbette o aralar hiçbir zaman beş dakika olmaz, çok daha fazla sürerdi. Perdede “5 Dakika Ara” yazısı görünüp de, sinemanın genelde boydan boya uzatılmış tellerine asılmış yüzer mumluk ampuller yanar yanmaz, çoluk çocuk ya büfe ya da tuvalete yönelirdi. Elbette büfede en çok satılan şey de gazoz olurdu. Gençliğimde okul harçlığımı çıkarmak için girdiğim boyacı küplerinden biri olan “Yazlık sinema gişelerinde bilet kesmek” işi de bu konuyu iyi bilme nedenlerimden biridir.

Yazlık sinemalarda büfecinin çalıştırdığı gençlerden bir kısmı ellerinde gazoz kasaları ile sandalyelerin arasındaki yollara dağılır ve hizmeti bir anlamda ayağa götürürdü. Sinemaseverleri gazoz almaya kışkırtmak için de ellerindeki metal açacakları, şişelere sürterek çıkarttıkları “tırrr” sesiyle, anneleri babaları, çocukların “Gazoz alır mısın?” istekleriyle karşı karşıya bırakırlardı. Genelde de bu istek kabul görür ve gazoz satan delikanlıya sipariş verilerek heyecanla şişeler beklenirdi. Gazoz satan gençlerin hemen tamamı kapakları, açacağın sapıyla açardı. Bu açış hızlı ve sert bir hareketle olduğu için kapağın yerinden fırlarken çıkardığı patlama sesi sinemanın her yerinden duyulurdu. Açılan şişeler elden ele aktarılarak, sırada yola en uzakta oturan aile bireyine kadar ulaştırılır sonra da gerçekten buz gibi soğutulmuş olan gazoz iki yudumda afiyetle mideye indirilirdi.

Dönemin bir numaralı içeceği olan gazoz sadece sinemada değil, hemen her alanda hayatımızda yer alırdı… Söz gelimi gün içinde çok gazoz içen çocuklar “Karnında gazoz ağacı çıkacak…” diye korkutulurdu… Küçük yaşlarda karnında bir ağaç olduğunu düşünen çocuk sayısı az değildi.

Gazoz, hamam kültürümüzde önemli yeri olan bir serinletici içecektir. Hamamda göbek taşında terleyip, kese yaptıranlar, yıkanması tamamlandıktan sonra geçtikleri kabinlerinde tertemiz peştamallara sarılır. Ardından dinlenme anında bu keyfe buz gibi gazoz eşlik ederdi. Hamam sefasının böylelikle gazozla sonlanması adeta vazgeçilmez bir gelenekti.

Çocukluğumuzun en önemli sokak oyunlarından biri olan meşede de gazoz sözcüğü kullanılırdı. Genelde birçok yörede içinde hiç renk olmayan ve de büyük meşelere gazoz denirdi. “Ellik” olarak da söylenilen bu meşelerin çok değerliydi ve bir “Gazoz” meşe ya da cam bilye verip yerine on tane normal meşe alabilirdiniz. Elbette bu oyunda gazoz adının yer alması, daha eski yıllarda bu cam bilyelerin gazoz şişesi kapağı olarak kullanılmasından kaynaklanırdı. Bunu aşağıda açıklamaya çalışacağım.

Elbette mahalle maçlarının da baş aktörü gazozdu. Çünkü hemen tüm mahalle maçları ya da oyunlar “Gazozuna” yapılırdı. Maçın sonunda iki taraf da mahalle bakkalının kapısında keyifle gazoz yudumlardı. Bazı durumlarda bir şenlik ya da zafer belirten tanımlama olan gazoz sözcüğü, halk arasında “işe yaramaz, boş kişi” anlamında da kullanılmıştır.

Dilimize Fransızcadan geçmiş olan gazoz’un kimyasal yapısına baktığımızda “Soda” ile kardeş olduklarını görürüz. İkisinin de temeli içinde çözülmüş halde karbondioksit gazı bulunan su olmalarıdır. Gazoz’un farkı ayrıca şeker ya da aroma bulundurmasıdır.

Ülkemizin gazoz haritasına baktığımızda, hemen her il hatta ilçenin kendisine özgü bir gazozu bulunduğu görülür. Bu konuda kayda değer bir çalışma hemen hiç yapılmamıştır. Hatta İzmir için, ilk adımı yıllar önce İzmir Life dergisinde attığım bu çalışmanın da bir ilk olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eski gazeteleri taradığımızda ülkemizin gazoz ile tanışmasının tarihinin yüz yılı çoktan aştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İkinci Meşrutiyet dönemi gazozun İstanbul ve İzmir’de yoğun olarak kullanılmasının başlangıcı olarak kabul edilebilir. O dönemde özellikle tütüncü, şerbetçi, muhallebici dükkânları ile kahvehanelerde, vapurlarda ve elbette sinemalarda herkesin gazoz içtiğinden söz edilmektedir. O dönemde de meyveli gazozların var olduğu görülmektedir. Ancak bunlarda meyve yerine boya ve esans kullanıldığı da gerçektir.

Dönemin seyyar gazoz satıcıları, kıraathanelerde, körfez vapurlarında ve sokaklarda “Hararet söndürüyor! Mide tashih ediyor!” sözlerini kendilerine özgü makamla bağırmakta ve başlarına üşüşen büyük küçük herkes açtırdıkları şişeleri lıkır lıkır içmektedir.

Yüz yıl önce satılan gazozların bir şişesi 20 paradır. “Para” tanımını bilmeyen gençlerimiz için “40 paranın, bir kuruş değerinde” olduğunu söylersek bir lira ile iki yüz şişe gazoz alınabileceği ortaya çıkar. Bu da paranın ne kadar değer kaybettiğine iyi bir örnektir.

Eski gazozların meyveli ya da renkli olanlarını bulmak çok zordur. Şişeleri de günümüzdeki kapaklı modellere hiç benzememektedir. Bu şişeler yeşil renkte ve kaba camdan yapılmış, oldukça kalın malzemelidir. Ağzında o dönemlerde kapsül de denilen kapak yoktur. Şişede etiket de bulunmamaktadır. Şişenin ağzı, içeriden camdan bir bilye ile tıkanmış durumdadır. Bu bilye şişe üretilirken içine konulmuştur. Gazozda bulunan gazın basıcıyla sıkışmış ve şişenin ağzını tıkamış durumdadır. Bu nedenle baş aşağı da çevrilse, şişeden tek damla gazoz sızmamaktadır.

Bu şişeleri açmak için kullanılan açacaklar da günümüzdekilere benzememektedir. Bu iş kır mantarlarının kısa saplı olanlarını andıran, üstü yayvan, alt tarafı çıkıntılı bir tür takozcuklarla yapılmaktadır. Bu takoz şişenin ağzına sokulup üzerine avuçla basınca, gazoz şişesi “Fışşş” sesi çıkararak açılmaktadır. Eğer yanınızda takoz bulunmuyorsa, iş eski tip büyük ve saplı kapı anahtarları ile de yapılabilmektedir. Şişe açmanın en kestirme yolu, başparmağı şişenin ağzından daldırarak cam bilyeyi aşağıya itmektir ama o işi cılız kimseler ve kadınların becerebilmesi pek mümkün değildir. Güçlü bir erkek parmağı gerekmektedir. Gazoz şişesini açılışında, seyyar satıcının kirleri kabarmış parmağından tiksinenler, ya da aynı şişeden daha önce içenlerin, şişe kenarında tükürüklerinin kalmış olabileceğinden tiksinenler, açılan şişenin ağzını mutlaka mendille silmektedir. Hatta daha da titiz olanlar ceplerinden kolonya çıkarıp, damlattıkları mendille şişenin ağzını dezenfekte etmektedirler.

Bu cam bilyelerin bir yararı da gazozun saklanabilmesini sağlamalarıdır. Yarıda kalmış bir gazoz şişesinin çalkaladığınızda, meydana çıkan gaz bilyeyi yeniden şişenin ağzına oturtup gaz kaçmasını engellemektedir. Bazı muzip taklitçilerin, kalabalık ortamlarda ve ortada gazoz yokken bu şişe açılma sesini başarıyla taklit edip, herkesi “Kim gazoz satıyor” diye arattığı da birçok olaya konu olmuştur.

Bu arada o dönemlerde gazoz içilmesine şiddetle karşı çıkan doktorların da olduğu görülmektedir. Şiddetli hazımsızlıktan şikâyetçi olup da bikarbonat ya da hazım şurubu içmeyen ya da “Deniz suyuna benziyor” düşüncesiyle maden suyundan bile bir yudum alamayanlar “Acaba gazoz içsem mi?” diye sorunca genelde “Sakın ha! Mideyi ve cidarını tahrip eder. Terkibinde hamızı kibrit, yani asit sülfürik, sizin anlayacağınız, zaçyağı mevcut. Kezzabın, tuz ruhunun eşidir. Kezzap denilen mayiin müthişliğini, boyanacak binalardaki tahta budaklarını yakıp kavurmasından, kara kara lekelerinden anlamıyor musunuz? Tuz ruhunun ise, hâşâ min huzur, abdesthane mermerlerini bile sünger taşına döndürdüğü malumunuz!” cevabı alanların gözleri korkmaktadır.

Eski kaynakları taradığımızda ulaştığımız en eski belge 1891 yılına ait. “Dersaadet’te gazoz imalinin imtiyaz suretince bir fabrikaya hasrı hususunda gerekenin yapılması” açıklaması olan belgeden “Gazoz” sözcüğünün ülkemizde yüz otuz yıl önce de kullanıldığını anlıyoruz. Bir yıl sonraya tarihli bir başka belgede var olan “Ruhsatlı gazoz fabrikası sahiplerinin boş şişelerini toplatan ve fabrika namına sahte gazoz imalatı yapan şişeci Yahudi esnafı hakkındaki şikâyet” açıklamasından gıda alanında sahtekârlığın da o dönemde var olduğu görülüyor. 1899 yılına ait bir başka belgede ise “Fransa’nın Petersburg sefirinin akrabasından Kont de Montebello’nun icat ettiği gazoz ve meşrubatın takdim edildiği” açıklaması yazılı.

20. Yüzyıl’ın hemen başlarında, İzmir ile ilgili bir gazoz belgesi görüyoruz. Yazan ifade aynen şöyle: “Belçika’dan çelik borular içinde gazoz yapımı için gelen asit karbonik’i İzmir kasabası Demiryolu Şirketi’nin yolcu treniyle taşımaya mecbur edilemeyeceğinden istediği trenle taşıyabileceği cevabının Belçika Sefareti’ne bildirilmesi.” Bu belgeden o dönemde gazoz yapımında kullanılan en önemli malzemenin Belçika’dan geldiğini öğreniyoruz.

1908 Meşrutiyet’inden bir iki yıl önce İstanbul’da, Beyoğlu’nda “100 paraya şampanya” sloganlı bir reklamla piyasaya “Sinalko” olarak anılan bir içeceğin sunulduğunu görürüz. Gazete ve dergilere verilen reklamlara göre bu içecek yalnız Tünel Meydanı civarında, kitapçı Hıristodulus’un karşısındaki dükkânda satılmakta ve başka yerde bulunmamaktadır. İçenlerin ya da bilenlerin aktardıkları bilgiye göre şampanya rengindeki bu yeni içeceğin tadı ve köpürüşü şampanya ile hemen hemen aynı olmasına karşın içinde kesinlikle alkol bulunmamaktadır ve içimi bir hayli hoştur. İşte o dönemin Sinalko’su, günümüzün tarifi ile içine biraz üzüm suyu katılmış, halis gazozdur. Dönemin bazı yazarlarından öğrendiğimize göre sözü edilen dükkânın daracık kapısı önünde her zaman sinalko içmek için sıra bekleyen insanlar bulunmaktadır. Bizler çocukluğumuzda o dönemlerde İzmir’in ünlü içeceği Sunalko’nun özgün bir ad taşıdığını düşünürdük. Anlaşılmaktadır ki, yıllar öncesinin markasından esinlenilmiş.

Yirminci Yüzyıl başında İzmir’de dört gazoz imalatçısının varlığı bilinmektedir. Dördü de Rum olan bu işletmeciler D. Boyacis, E. Evstathiu, K. Konstantinidis ve Th. Mangariotis’dir. Yine, Cumhuriyet öncesinde piyasaya portatif gazoz makinelerinin çıktığı görülür. Bu makinelerin ithalatçısı İstanbul’da bulunan İngiliz Kooperatifi’dir ve cihazların kendilerinden başka bir şirket tarafından satılmasına izin vermemektedirler.

Bu alet hemen hemen bir litrelik cam bir şişedir. Şişenin ağzında vidalı ve nikel bir kapak bulunmakta, ağız kısmının bir yanında ise emzik benzeri bir çıkıntı vardır. Şişenin çevresi hezaren sandalyelerde kullanılanlara benzer bir tür hasırla örülüdür ve bu hasır herhangi bir yere çarpmada şişenin kırılmasını önlemektedir. Yanında verilen karton kutuların içinde yoğunlaştırılmış karbon gazı taşıyan, irice zeytin tanesi büyüklüğünde bir düzine kadar çelik kapsül bulunmaktadır. Her uygulamadan önce kapsüllerden biri ağızdaki yuvaya, üstünde bulunan memeli uç yukarı gelecek şekilde yerleştirildikten sonra nikel kapak döndürülmekte ve kapakta bulunan çivi kapsüldeki memeyi delince, içinde bulunan gaz şişeye dolmaktadır. Şişenin içinde bulunan ve bu gazın karıştığı su içine şeker katıldıysa gazoz, katılmadıysa soda olmaktadır. O dönemin fiyatlarına göre kutu içinde satılan şişelerin fiyatı çeyrek liradır. Çelik kaplı kapsüllerin tanesi ise yirmi paradır. Bu donanım o kadar moda olur ki, varlıklı ailelerin köşklerine, yalılarına misafir olarak gelenlere, limonata ya da şerbet yerine, içine şurup basılmış ev üretimi gazoz ikram edilir.

Yine o dönemlerde “Sifon” adı verilen yine yaklaşık bir litrelik şişeler çok satılmaktadır. Baş kısmı üst üste konulmuş iki karpuz şeklindeki bu şişelerin ağızlarında bulunan yaya basıldığında, emziğinden gazlı soda fışkırmaktadır. Ayrıca bunların içindeki suya tartar asidi ve o dönemdeki deyişle mağnezya karbonatı da atılmaktadır. Büyük birahanelerde bunlar hazır durmakta ve viski siparişleri yanında, isteyene derhal bu sodadan da ikram edilmektedir.

Bu “püsküren” sifonları özellikle birçok Avrupalı karikatürcünün çizimleri ile dönem sinemasının ünlü oyuncularından Max Linder’in (1883-1925) birçok filminde kullandığını görmekteyiz.

İzmir’deki gazoz serüvenine gelince Cumhuriyet’in ilk yıllarında İzmir’deki en önemli gazoz imalatçılarından ikisi İsmail Hakkı Bey ile Hacı Zülfikarzade Mehmed Said Bey’dir. 1926 yılında yayımlanan bir ticaret rehberindeki ilanlarından da anlaşıldığına göre Basmane semtinde, Gaziler Caddesi 90 numara adresindeki İsmail Hakkı Gazoz Fabrikası’nda gazoz, limonata, sinalko ve sifon adıyla soda imal edilmektedir. İlanda verilen bilgiye göre bu içecekler Halkapınar suyuna halis esans ve sitrik asit karıştırılarak hazırlanmaktadır. İlana göre içecekler büyük bakkal dükkânlarından sağlanacağı gibi toptan alımlar için doğrudan fabrikaya başvurulmalıdır. Diyarbakırlı olduğunu bildiğimiz Mehmed Said Bey’in gazoz imalathanesi ise Asmalımescit civarında, İkiçeşmelik yokuşu 139 numaradadır. Bu imalathanede de Halkapınar suyu kullanılmakta ve rakibi gibi gazoz, limonata ve sinalko üretilmekte ve bunlar büyük gazino ve kıraathanelerle büyük bakkal dükkânlarından sağlanabilmektedir. Bu imalathane içeceklerin yanı sıra çeşitli esans, gaz ve imalatta kullanılan çeşitli malzemelerin de satışını yapmaktadır.

Aynı ticaret rehberindeki bir başka ilandan İzmir’de gazoz üretme makineleri yapan imalathanelerin de bulunduğunu görmekteyiz. Bunlardan biri Kemeraltı’da Beyler Sokağı’nda, Milli Sinema bitişiğindeki Ahmed Cemalettin Ticarethanesi’dir. Burada üretilen gazoz makineleri saatte otuz büyük şişe doldurabilmektedir. Küçük gazoz şişelerinden ise saatte iki bin doluma kadar yapabilmektedir.

1930’lu yıllara gelindiğinde bu imalathanelere İzmir’in belki de en önemli gazoz imalatçılarından biri olarak kabul edebileceğimiz Çeşmeli İsmail Hasan Bey işletmesinin katıldığını görürüz. Eski İkiçeşmelik Caddesi üzerinde Yıkık Minare bölgesinde, 126 numarada yer alan imalathanede çeşitler de arttırılmış ve esans yerine mevsiminde taze meyveler kullanılarak çilek, kayısı, portakal, mandalina, limon ve vişneli gazozlar üretilmeye başlanmıştır. Çeşmeli Hasan Bey verdiği ilanlarda “Müjde. Sui hezimden mustarip olanlara müjde” sloganını kullanarak “Limonata ve sinalkoları sıhhi ve fenni olarak bu kerre küşat eylediğimiz İzmir’in yegâne gazoz fabrikası” açıklaması ile “Fabrikamız her türlü sıhhi şeraiti haizdir. İmal eylediğimiz gazoz, limonata ve sinalkoları kalbe ferahlık verir. Bir şişe içmekle tecrübe kâfidir.” sözleriyle tanıtım yapmaktadır. Dönemin gazetelerinde de İsmail Hakkı Bey’in gazoz ilanları yer almaktadır. İmalathane, ilanlarda “Bütün emsaline faiktir” sloganını kullanmaktadır.

Gazozcu İsmail Hakkı Bey’in Basmane’deki gazoz imalathanesi yanında bir de oteli vardır. 1941 yılında hayata veda edince bir zaman kapalı kalan imalathane ile oteli Saraç Ziya Bey satın alır. Adeta yeni baştan yaratılan imalathane 1942 yılı Mart ayında törenle hizmete girer. Bu arada gazozların hem şişe hem de etiketleri yenilenmiştir.

1940’ların sonlarında İzmir’de yayımlanan bir sinema dergisi olan “Sinema Dünyası”nda bir gazoz reklamı görürüz. Sinema – Gazoz ilişkisinin İzmir’deki ilk somut örneği bu reklamdır. Reklamda “Rifat Güneri’nin şeker ve Avrupa esansından yaptığı Güneri gazozlarını tercih ediniz” yazmaktadır.

Bu arada gazetelerde daha ilginç bir gazoz reklamı yer alır. İlginçlik gazozun şiirle anlatılmasıdır. Şairinin Ali Kaplan olduğu şiir şöyledir:

Ah o güzel İzmir gazozları

Türkiye’nin her yerini baştan başa dolaştım
“Güzel İzmir” gazozuna bir eş asla bulamadım
Arif Zorer pek zorludur gazoz yapma işinde
“Güzel İzmir” gazozunu içtim içtim kanmadım.

“Güzel İzmir” gazozuyla İzmir elbet fahreder
Başka yerin gazozları tırıs gelir boş gider
Gazoz değil ab-ı hayat, içen bilir tadını
İçen içer, demez asla vermeyiniz, dur yeter.

“Güzel İzmir, Güzel İzmir Güzel İzmir” gazozu
Seni içmek öyle ölmek, budur bence son arzu
Yetmiş iki derdine derman arayan seni içmekle bulur
Yaresine merhem, hastasına Lokman arayan seni içmekle bulur.

Güzel İzmir gazozunun Türkiye’de bilmeyen yoktur tadını
Esansı mis kokusu lezzetidir tanıtan Arif Zorer’in adını.

İzmir basınında 1950’li yıllarla birlikte gazoz haberlerine oldukça sık rastlarız. 1 Nisan 1950 günlü “Tatsız Gazozlar” başlıklı haberde şunlar yazmaktadır: “Piyasada bulunan gazozların tatsız imal edildiğinden şikâyet edilmesi üzerine belediye zabıtasınca gazoz imalathanelerinden numune alınarak tahlil edilmeye başlanmıştır. Az şeker kullanarak gazozları tatsız imal eden imalathane sahipleri mahkemeye sevk edilmekle beraber ayrıca para cezasına da çarptırılacaklardır.” Ülkemizde günümüzün önemli sorunlarının başta gelenlerinden olan gıdadaki hilelerin belki de öncüsü olan bu haberden yıllar sonra 14 Temmuz 1960 tarihli “İki Gazoz İmalatçısı Mahkemeye Verildi” haberinde bir adım ileriye gidilip işlem yapıldığını da görüyoruz: “İki gazoz imalathanesinde mühim miktarda kullanılmış gazoz kapağı müsadere ve imha edilmiştir. Etiketsiz gazoz imalatı yapan iki gazozcu, haklarında tutulan zabıt varakasıyla mahkemeye verilmiştir.” Haberin devamı belki gazoz yazısını fazla ilgilendirmiyor ama dönemin belediyesinin ne kadar hassas davrandığının ilginç bir göstergesi olarak o bölümü de aktarıyoruz: Kemeraltı’da bir lokantada müşteriye hesap pusulası verilmediği, diğer bir lokantada tasdikli tarife bulundurulmadığı tespit edilmiştir. Eşrefpaşa’daki bir berber tarifesiz çalışmak, bir şoför 805 kuruş yerine 20 lira almak, Karşıyaka’daki bir gazino da bir porsiyon karpuz için 125 kuruş yerine 200 kuruş istemek yüzünden ceza görmüştür.

Belediye Zabıtası ayrıca bir gecekonduyu yıktırmış. Sekiz dilenci yakalamış ve yolları işgal eden beş seyyar satıcıya para cezası kesmiştir. 5 seyyar sucu, tretuvarlara sandalye koyan altı kahveci, yüksek sesli hoparlörle bulundukları muhiti gecenin geç vaktinde rahatsız eden altı açık hava sineması ve sokağa çöp atan beş kişiye de ceza verilmiştir.

Şehrimizde günümüzde hemen her yerde rast geldiğimiz dilenci, seyyar satıcı, kaldırım işgalleri, elindeki çöpleri yere atanları gördükçe insan “Bu düzen ne zaman bozulmaya başladı da kentliler sokağa teslim oldu?” diye düşünmekten alamıyor.

Gazozlardaki bozulma ile ilgili bir bilgiyi bu kez 23 Eylül 1965 tarihli gazetelerde yer alan “Gazozlar Yine Bozuk Çıkıyor” haberinde görüyoruz: “Kontroller ve tahliller sonunda bozuk gazoz çıkardıkları anlaşılan on altı gazozhane hakkında Belediye ceza zaptı düzenlemiştir. Bununla beraber, yaz aylarından alınıp gönderilen meşrubatın tahlil sonuçlarının henüz alınamaması, ilgili satıcı ve imalatçılara cesaret vermektedir. Belediye yetkilileri, tahlil işine bir çözüm bulacaklarını, bundan sonra alınan numunelerin, en kısa zamanda sonuçlandırılacağını söylemektedirler.”

İzmir’deki yazlık sinemaların hem sayı hem de izleyici yoğunluğu açısından adeta doruğa çıktığını söyleyebileceğimiz 1960’lı yılların ortalarında gazetelerde de sık sık gazoz ve benzeri içecek reklamları görmekteyiz. Dönemin bu alandaki içecek tahtında şirket olarak Ege Meşrubat Sanayii vardır. Ürünleri ise hala çok kimsenin anıları ve dilindedir: Sunal Kokteyl ve Cincibir. Kolalı bir içecek olan Sunal Kokteylin yanı sıra bir gazoz olan Cincibir’in sade ve portakallı çeşitleri vardır. 1960’ların sonlarında ise tanıtım ağını genişleten şirket Sunal Kokteyl kapaklarının iç tarafına basılmış olan harflerle belirlenen sözcükleri yazanlara ödüller vermeye başlar. Sözgelimi 1969 yılı başında düzenlenen kampanyada “Sunal” yazısını oluşturanlar 100, “Sunal Kokteyl” ya da “Cincibir” yazanlar 250, son iki markayı yazanlar bu harflerin yanlarına bir de yıldız işareti ekleyebilirlerse 1000 lira ödül almaktadırlar. Tüm meşrubat severler bu kampanyalarda çılgınca harf biriktirmeye başlarlar.

O yıllarda İzmir’de mahalle aralarında çok sayıda gazoz imalathanesi açılırken büyük yatırımlar da yapan şirketler dikkat çekmektedir. Bunlardan biri de Zeytinlik’teki fabrikasındaki makinelerini yenileyip otomatik sisteme geçen Emsan Meşrubat Sanayii işletmesidir. Şirketin en önemli iki ürünü Efes Kokteyl ve Efes Gazozudur.

Gazozla ilgili bölümü İzmir şehrinde imal edilen gazozların adlarını vererek tamamlamak istiyoruz.

9 Eylül Gazozu (Tepeköy – Torbalı), 35,5 Gazozu (Karşıyaka), Ada Gazozu (Kemalpaşa), Alacaat Gazozu (Çeşme), Bahar Gazozları (Tire), Başargan Gazozu (Tire), Benda Gazozu, Beyoğlu Gazozu, Bir Can Gazozu (Karşıyaka), Blonde Cola, Bozdağ Gazozu, Bugün Gazozu (Karşıyaka), Bulgurca Gazozu, Buzzy Gazoz (Torbalı), C. N. Constantinidi Smyrne Gazozu, Cansu Gazozu, Cincibir Gazozu, Çağlayan Gazozu (Menemen), Çamlıdağ Gazozu (Kınık), Çeşmeli Hasan Gazozu, Çınarlı Gazozu, Diyarbakırlızade Gazozu, Dost Gazozu, Dört Mevsim Gazozu (Bayındır), Dört Meyva Gazozu (Ödemiş), Dört Meyva Gazozu (Bayındır), Efes Gazozu (Bornova), Efes Kokteyl, Efsun Gazozu (Menemen), Ege Mehmet Gazozu, Ender Gazozu (Bergama), Erşen Gazozları, Giritli Kamuran Gazozu, Grapet Gazozu (Bergama), Göksu Gazozu, Göztepe Gazozu, Güneri Gazozu, Gürdeniz Gazozu, Güven Gazozu, Güzel İzmir Gazozu, Güzel Karşıyaka Gazozu, Güzel Türkiye Gazozu (Karşıyaka), Huzur Gazozu, İçenbilir Gazozu, İmbat Gazozu, İmren Gazozu (Bornova), İsmail Hakkı Gazozu, Lider Gazozu (Bayındır), İzmir Manduzlar Gazozu, Libero Gazozu (Ödemiş), Kemal Keklik Gazozu (Bergama), Kermes (Bergama), Memba Gazozları, Mercan Gazozu (Ödemiş), Meşhur Yamanlar Gazozu, Mis Kola (Pınarbaşı), Neşe Gazozu, Olimpiyat Gazozu, Peynircioğlu Selim Gazozu, Pınar Kola, Pomonti Gazozu, RC Kola (Huzur Meşrubat), Seç Sun Gazozu, Sen Sun Gazozu, Sevilen Gazozu, Sprite Gazozu (İmbat), Su-Ga Gazozu (Bornova), Sun Gazozu, Sunal Kokteyl, Sunpride Gazozu (Torbalı), Somalı Gazozu (Çeşme), Şehir Gazozu, Tatsun Gazozu (Çeşme), Tuborg Gazozu, Venüs Gazozu, Vinanko Gazozu (Karşıyaka), Vittakis Damla Sakızlı Gazoz (Yenişehir), Yamanlar Gazozu (Karşıyaka), Yayla Gazozu, Yeni Hayat Gazozu, Yeşil Tire Gazozu, Yüksel Türkiye Gazozu (Karşıyaka)

Bu listeye özel olarak imal edilen ancak genelde sürekliliği bulunmayan bazı gazozları da eklemek gerekir. Bunlara örnek olarak Bornova Suphi Koyuncuoğlu Lisesi’nin Gazoz – Gevrek Buluşmaları için Su-Ga tarafından imal edilen gazoz, Bornova Belediyesi’nin Altındağ Açık Hava Sinema Günleri gazozu, Ödemiş’te ÖYKAM adıyla bilinen Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi’nin özel imalatı Yıldız Gazozu ile yakınlarda yitirdiğimiz değerli arkeolog ve araştırmacı Şükrü Tül için Ebruli Turizm Şirketi tarafından ürettirilen Şükrü Tül gazozudur.

Gazoz deyip geçmemek gerekir. Tarihi ve değerli bir içecektir…

Kaynakça:

  • Engin Berber “İzmir 1876 ve 1908”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı Dizisi, İzmir 2008.
  • “Ticari ve İktisadi İzmir Rehberi 1926” Yayına Hazırlayan: Sabri Yetkin, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, İzmir 2002.
  • Sinema Dünyası Dergisi.
  • Anadolu, Halkın Sesi, Yeni Asır gazeteleri.
  • Yaşar Ürük belgeliği.
  • TC Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments