EXPO ve CHP

Bir EXPO sunumu daha izleme olanağı buldum. Işılay Saygın Lisesi öğrenci korosunun girişiyle AKM’de başlayan sunuma bu kez hayli geniş bir çerçevede katılımcı çağrılmış. İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın bu anlamlı girişimi ne yazık ki, programlarda dağıtılan sürelere uyulmayınca, beni hayal kırıklığına uğrattı.
Bu sunum ile Paris’e giden bir İstanbullu “Marka Yazarı Gazeteci”nin yazdıklarını karşılaştırınca, İzmir’deki sunumun da, Paris’teki sunumun da etkili vurgulardan yoksun kaldığı izlenimim pekişti.
EXPO sunumu bu kez tam bir hükümet – devlet organizasyonuna dönüştü. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise bu sunumun “etkisiz bir parçası” halindeydi sanki o gün. Kocaoğlu’nun EXPO için hükümetten yardım istemesinin bedeli buydu sanki.

Kaybetsek de kazançlıyız

Vali Sayın Kıraç’ın EXPO adaylığımızın oylamasında kaybetmemiz halinde bile İzmir’in kazançlı çıkacağı sözlerinden etkilendim.
İzmir kenti, geçmişte bildiği ve etkin olduğu alanlardaki birikimini bu kente değil de başka kentlere ihraç etme konusunda çok ciddi başarılara sahip. Bu kentten yetişen sanatçılar, gazeteciler, işadamları ve birçok önemli kesim birikimlerini başta İstanbul olmak üzere başka noktalarda değerlendirdiler. Öyle bir noktaya geldi ki kent, “İmdat” çığlıkları atılmaya başlandı.
Şimdiki süreç belki de yeni bir başlangıcın habercisi olabilir. EXPO organizasyonunun İzmir’e alınmasının ne denli önemli olduğu, İzmir halkına son bir –iki aydır etkili biçimde anlatılmaya başlandı. Ondan önceki süreç, bu olaya kurumlarından bütçe ayıranların sadece kendisi ve yakın çevrelerinin bilgileriyle sınırlıydı.
Böylesine önemli bir konuda yapılan gezilerden sonra yazılanlar, çizilenler de bu olayın önemini hiçbir zaman belirli çevrelerin dışına taşırmaya yetmedi.
Belki de ilk kez EXPO olayı Tayland gezisi ile iç kamuoyunda “ne olduğu tartışılmaya” başlandı.
Meclis üyelerinin cümbür cemaat Tayland gezisi olmasaydı, konu içeride ulusal gazetelerde bile yoktu.
Son Paris seyahatine giden İstanbullu gazeteciler ise Milano’nun sunumunun etkinliğini vurguladı. İzmir’den katılanlar ise yuvarlak sözlerle Paris’te olan biteni aktardı.
Sonuç olarak; Mart’ın sonuna kadar kalan sürenin çok daha etkili kullanılması önemli. Bu yapılabilir mi? Elbet yapılabilir ama daha önce geçen sürelerin daha etkili kullanılması halinde bugün durum daha parlak olabilirdi diye düşünüyorum.

Doğra gitsin!

CHP Karşıyaka’da “AKsolcular” delege oldu. Narlıdere’de Kurucu CHP İlçe Başkanı PM Üyesi Türkan Miçooğulları “delege” yapılmadı. Konak kongresi için bir kayyum gazetelere ilan verdi ama salonda o gün konser olduğu, daha sonra anlaşıldı, bir telaş aldı gitti.
Bu koşullarda oluşacak CHP yönetimi sizce neler yapabilir ?
İşte size kritik bir soru.
Bu soruya salt kendilerini kurtarma adına hareket edenlerden alacağınız yanıtlar, sizi tatmin etmesin.
Benim bu noktadaki gözlemim, bu tür adımlar İzmir’deki CHP iktidarına zarar verecektir.
İzmir’de CHP içinde iktidarı kaptırmama adımları, gerçekten CHP’ye yıllardır beklentisiz karşılıksız hizmet verenleri bile çileden çıkardı. Bu bahsettiğim kesimler ise Deniz Baykal’ı yıllardır bu kentte taşıyanlar. Bu koşullarda Kemal Karataş otursa otursa iğneli bir koltuğa oturur.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın İzmir’i kimler eliyle nasıl izlediğini bilmiyorum. Ama geçmiş gözlemlerime de baktığımda, hiç bu kadar kaos ve karmaşa yaşanmamıştı.
Belirli noktalarda partiye mutlak katkısı olan isimler, mutlak CHP’de delege, kongre üyesi, kurultay delegesi olmuştu.
Yıllar önce Yüksel Çakmur’u Karşıyaka’dan delege seçtirmeyen zihniyet, bu kez daha ağır biçimde hortladı. Bu kez kurban olan isim Türkan Miçooğulları.
Sever veya sevmezsiniz. Beğenir veya beğenmezsiniz. Ama CHP’nin yüzde 3-4 oy aldığı günlerde Narlıdere’de kuruluşunu gerçekleştiren ve yıllarca emek veren bir partiliyi dışarıda bırakmanın doğru olmadığını benim kadar kendi hemşehrileri, yakınları yapmış olamaz.
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments