Ana Sayfa Kent Yazıları Arşiv Dilek Gappi Bir küresel musibet, bin nasihata evladır bazen...

Bir küresel musibet, bin nasihata evladır bazen…

Amerikan Merkez Bankası FED’in beklenenin üstünde bir oranda faiz indirimine gitmesiyle, küresel piyasalar bir parça rahatlama beklerken, bu kez İngiltere’nin en önemli mortgage şirketlerinden Northern Rock’un yeni gelen kredi taleplerini karşılayamadığı için İngiliz Merkez Bankası’ndan yardım istemesi panik yarattı.
İngiltere’de 1974’den beri benzeri yaşanmayan bu son olay, içinde bulunduğumuz süreçte küresel piyasaları yeni bir belirsizliğe sürükleyebilecek güçte. Özünde ise biz Türklere oldukça tanıdık gelen gelişmeler yatıyor. Son yıllarda kredi kartlarının peynir ekmek gibi dağıtılması, ev kredilerinin kişilerin gelirlerinin çok üzerinde verilmesi, mortgage ve tüketici kredileri kullanımının tavan yapması İngiltere’de yaşanan krizin gerekçeleri olarak gösteriliyor.

***

İngiltere’deki bu gelişmenin birkaç ülkeye daha sıçramasıyla, finans kurumlarına yönelik bir iflas kabusuna dönüşme ihtimalinden sözediliyor. Bu durumda, gelişmekte olan ekonomilere yatırım yapan küresel aktörlerin iştahının bir hayli kapanacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.
Ayrıca bu örnekler sürdüğü takdirde; FED ve ABD Hazinesi’nin 0,50’lik faiz indiriminin yeterli başarıyı sağlayamaması küresel sermaye akışının ciddi anlamda yavaşlaması anlamına gelecektir. Böyle bir gelişme ise Türkiye’ye yüksek cari açığı finanse etme riski yaşatabilir.
Görüştüğümüz uzmanların,; Türkiye’den dışarıya net sermaye çıkışının hızlanması riskiyle, kurlarda enflasyonla mücadeleyi sıkıntıya sokacak bir kalıcı artış dahi gözlenebileceği uyarılarına bugünlerde dikkat etmekte yarar var.

***

Enflasyon hedeflemesi için TC Merkez Bankası’nın iç talebi baskı altında tutması, Amerika ve Avrupa’da yavaşlayan ihracatla bir araya geldiğinde Türk ekonomisi için de durgunluk riskini gündeme getirebilir.
Türkiye için bile borçlanmanın gittikçe daha pahalı olacağı bir seyir izlenirken, sokakta kredi kartı dağıtan bir finansal sistemin risklerini görmemezlikten gelemeyiz…

***

Haftanın girişim öyküsü

Hırvatlar Alaçatı’nın lavantasına hayran kaldı

Daha çok İstanbulluların gözdesi olmaya başlayınca ismi sivrilen turizm beldesi Alaçatı, dünyanın sayılı sörf merkezi olma yolunda ilerlerken, yakın gelecekte sakız ağacı ve lavanta üretiminde de atağa geçmeye hazırlanıyor.
Çeşme’nin dip komşusu; kendine özgü mimarisiyle otantik pansiyonların, restorantların bulunduğu Alaçatı’ya halkı kadar, her yıl gelmeyi alışkanlık edinmiş konukları da gönülden bağlı.
Bu şirin ilçenin gelişiminde önemli bir pay da Alaçatı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’ne ait. Çeşme’nin uğradığı betonlaşma erozyonundan koruyorak, Alaçatı’yı belli konseptlerde markalaştırmaya çalışıyorlar.
Bugüne kadar birçok çalışma gerçekleştiren dernek şimdi özellikle lavanta ve sakız ağacında büyük gelecek görerek, toprak sahibi Alaçatılıları bu iki ürünü üretmeye yönlendiriyor.
Lavantada önemli mesafe alan dernek, sakız ağacında ise yola çıkma arifesinde.
2003 yılında 20 adet lavanta fidesi ile başladıkları üretimi 2007’de 4 bin 500 adet lavanta bitkisine çıkarmayı başardılar. Lavantaya gönül verenler toplam 7 dönümde üretim yaparlarken, bu yıl 20 dönüm alana ve 12 bin lavanta bitkisine ulaşmayı hedefliyorlar. Dönümde 8-10 milyar arası getiri sağlıyor.

***

Demetler ve kurutulmuş torbalar halinde satılan lavantanın çok miktarda müşterisi bulunuyor. Son zamanlarda da sürpriz bir alıcı daha çıktı ortaya; Hırvatistan…
Hırvat tüccarlar, kokusunun çok daha yoğun olduğunu keşfettikleri Alaçatı’dan 3 milyon adetlik lavanta talep ettiler. Bu miktarı Alaçatılıların karşılamaları mümkün değil, yine de talep karşısında yarımadadaki birçok üreticiyi lavanta üretmeye ikna etmeye çalışıyorlar. Kendi topraklarını da lavantayla değerlendiren Dernek Başkanı İbrahim Topal, lavantayı kesme çiçek olarak da değerlendireceklerini söylüyor.
Bu yıl basit bir ‘imbik’ leme sistemi ile elde ettikleri lavanta suyunun diğer bölgelerde elde edilen lavanta suyundan çok daha yoğun koku içermesi Alaçatılıları daha da motive etti.
Çok yıllık bir bitki olan lavantanın ekonomik ömrü 10 yıla kadar uzuyor. Dönüme 500-600 adet lavanta fidanı dikilebiliyor, dönümden 250-300 kg kuru çiçek elde edilebiliyor. Dönüm başına kazanç da iyi. Lavanta Türkiye’de Mersin, Isparta, Denizli’de daha çok üretiliyor. Marmara, Ege ve Akdeniz lavanta üretiminin yapılacağı bölgeler. Toprak olarak seçici olmayan bu bitki kireçli topraklar dahil her toprakta kolay yetişiyor. Özellikle meyilli arazileri seviyor. .Lavanta deyince aklıma Fransa’nın Provence bölgesi geldi. Hasat zamanı Mart ve Eylül aylarında mis gibi kokan bu bölgede üreticiler önemli paralar kazanırken, özellikle bu bölgeyi görmek için gelen turistlerde her yıl bölge ekonomisine önemli katkılar sağlıyor.

***

Alaçatı sakız ağacının üretimi için de şimdi ayrı bir dernek kurma yolunda. Sakız ağacının meyve verir hale ulaşması 7-8 yıl alıyor. Bu açıdan biraz sabır da gerektirse Sakız Adası’na her milyon dolarlar kazandıran bir geliri bu bölge için de yaratmak mümkün. Dünyada çok az yerde yetişen bu ağaç için bölge üreticisine özel teşvik verilmeli.
Çeşme- Alaçatı arası turizm bölgesi ilan edildi. Şimdi projeler, taslaklar hazırlanıyor. Turizm Bakanlığı’nda önemli dosyalar bekliyor. Umarız “turizmde gelişme” deyince, sadece beş yıldızlı otel ve beton tesisler yapmak akla gelmez.
Günümüzde ekolojik turizm dünyada ön plana çıkmaya başladı ama Türkiye için buna dair Turizm ve Tarım Bakanlıkları’nın ortaklaşa projeler ortaya koymalarını beklemek gerçekçi gelmiyor.
Turizmde geleneksel mimarisiyle büyüyen, korunmuş koyları olan, lavanta tarımının yapıldığı, sakız ağaçlarının yetiştiği bir Alaçatı, bir yarımada düşlemek hayalcilik mi olur ?



Haftanın sorusu

EXPO’da işler neden bu kadar karıştı?

Dünya sergisi anlamına gelen ve beş yılda bir düzenlendiği kente tüm dünyanın ilgisini çeken büyük Expo’lar; dünyada iki aday kentten biri olan İzmir’e yatırımları yağdıracak ve en az 20 milyon turisti çekecek kadar büyük önem taşıyor.
Yakından takip edenler biliyor, İzmir için böylesine önemli bir konuda ancak bu kadar çok hata yapılabilir. 24 Eylül’de adaylık dosyasının tamamlanarak Uluslararası Sergiler Bürosu’na (BIE) teslim edilmesi gerekiyor. Geçmişteki hataları kenara bıraksak bile, gelinen nokta üzüntü verici. Bir yandan Expo alanı olarak gösterilen İnciraltı bölgesinde arazi sahipleri mahkemeye gitmeye hazırlanıyorlar. Öte yandan dosyayı hazırlayan ve ihaleyi nasıl aldığı, kaça aldığı belli olmayan firma dosya bitimine üç gün kala kent müzesine giderek kentin tarihi zenginliğine dair bilgiler almaya çalışıyor. Bugüne kadar yurtdışındaki örneklerde EXPO’larda yürütücü heyetin başkanlığında belediye başkanı olduğu bilindiği halde; başkan Aziz Kocaoğlu’nu EXPO’dan uzak tutmak için elinden geleni yapanlar bile şikayet eder hale geldir. “Çalışmalar iki büyükelçi başkanlığında ve bir bürokratın takibiyle yürütülüyor. Adaylık dosyası doğru dürüst hazırlanmıyor” şikayetleri başladı. Sonuçta soru şu; EXPO’da tüm bu karışıklıkların önüne geçmek için Başkan Kocaoğlu, yaşadığı haksızlıkları geçmişte bırakıp ve yeter artık deyip, dümeni eline alacak mı ?
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments