Öteki

Bireysel ya da toplumsal yaşamda “öteki” olmak, nadiren hoş bir şey olsa da çoğu zaman berbat bir duygudur. “Öteki” olmak ya da olmamak genellikle insanın kendi denetiminde değildir, çünkü “ötekini” oluşturan öteki olmayandır. Nedir “öteki”?

“Öteki”, en kısa tanımıyla, belirli bir zamanda ve sınırları belirlenmiş bir alanda, o alanın egemenlerinin varlıklarını sürdürmek için kendi dışındakileri niteleme biçimidir.

Öteki olmak için azınlıkta kalmak şart değildir ama ötekileşmenin ön koşulu egemenler karşısındaki güçsüzlüktür. Örneğin; ırk ayırımının en yoğun biçimde uygulandığı 1994 öncesi dönemde Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, nüfusun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan beyazlar ülkede egemendi ve onların dışındaki herkes “öteki”ydi, çünkü kuralları beyazlar koyuyordu. ABD’deki zenciler de beyaz adam için ötekidir ama örneğin New York’un Harlem bölgesine yolu düşen beyazlar da orada ötekidirler. Günümüzdeki gelişmeler, özellikle 1990’dan sonra ABD’nin dünyanın geri kalanını “öteki”leştirme uğraşı içine girdiğini gösteriyor. Bu anlamda ilk hedefin İslam dünyası olduğu anlaşılıyor. Konulan bu hedefin dünyanın başka ülkelerinden de ABD’ye yandaşlar sağladığı görülüyor. II. Dünya savaşı sonrasındaki soğuk savaş döneminde “öteki” sosyalizmdi. ABD yönünden isabetli biçimde seçilmiş olan bu hedef ona bütün dünyada sosyalizm karşıtı yandaşlar sağlamıştı.

Öte yandan yine soğuk savaş döneminde SSCB yönünden “öteki” ABD emperyalizmiydi ve SSCB’nin koyduğu bu hedef kendisine bir yığın müttefik kazandırdı. Belki de bu nedenle, uygulanan iktisadi ve toplumsal sistem sosyalizme hayli uzak olmasına karşın, Sovyetler Birliği’nin dağılması otuz yıl gecikti.

Egemenler kendilerini sürekli var etmek için”öteki”ni kullanırlar. Bir başka deyişle “öteki” egemenler için bir tür ihtiyaçtır; çünkü aslında egemen bir yandan “öteki”ni tanımlar, bir yandan da onun karşısında kendisine konum belirler. Olguları, toplumları ve insanları olduğu gibi algılamak yerine, onları birbirlerine karşı konumlandırarak yapılan bu ayrımın, egemenin egemenliğini sürdürmesine yardımcı olmak dışında, anlamı yoktur ama tarih insan kitlelerinin bu tür konumlandırmaların ardındaki gerçeği çok geç fark ettiklerini göstermektedir.

Öteki her zaman önceden konulmuş belirli kurallar uyarınca oluşmaz. Kimi zaman yazılı ya da sözlü kurallar olmasa da kendinizi “öteki” olarak hissedebilirsiniz. Alışageldiği yaşam alanının dışına çıkan kişi de kendisini “öteki” olarak algılayabilir. Örneğin; mütevazı yaşam koşulları içindeki insanların kendi çevrelerinde huzursuzluk duymadan yaşarken, her yanından zenginlik fışkıran bir ortama girdiklerinde nasıl davranacaklarını bilememeleri onların bu yeni ortamda “öteki”leşmiş olmalarının sonucudur. Kendi fabrikasında, grevci işçiler arasında kalan patronun; yabancı ülkede bulunan turistin; okumuşlar arasında kalan cahilin ya da yanlışlıkla kadınlar tuvaletine giren erkeğin durumu da bundan farklı değildir.

“Öteki” yerine konulsanız da öyle olmamanın tek yolu sizi öyle konumlandıranların niyetini derinliğine anlamak ve o oyunu bozmaktan geçer.
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments