Ana Sayfa Kent Yazıları Arşiv Cengiz Türksoy Kamusal işlemlerde saydamlık

Kamusal işlemlerde saydamlık

Yıllar önce, bir Anadolu kentinin imar planını hazırlarken yaptığımız alan çalışması sırasında, kentin yakınındaki tarlaların ortasında ünlü bir otomotiv firmasının servis istasyonu inşa etmekte olduğunu görmüş ve şaşırmıştık. Yolu, izi, planı olmayan bir yerde böyle bir yatırımın yapılması anlaşılır gibi değildi. Konuyu belediye başkanı ve imar müdürü ile görüştüğümüzde firmanın bütün işlerini Ankara’da “halletmiş” olduğunu ve bu sayede belediyeden ruhsat alabildiğini öğrendik. Bu durum, o zaman için doğaldı, çünkü o yıllarda yürürlükte olan 6785/1605 sayılı İmar Yasası’na göre, her türlü imar planının yapım ve onay yetkisi İmar ve İskân Bakanlığı’na aitti. Belediyeler yalnızca, kendilerine gönderilen bu planları uygulamakla yükümlüydüler. Planların hazırlık ve onay süreci gizliydi.

Ankara’ya dönüşte söz konusu servis istasyonunun durumunu araştırdığımızda yer seçiminin son derece akılcı olduğu anlaşıldı. Kendilerinden görüş alınan çeşitli kamu kuruluşları arasında yer alan Karayolları Genel Müdürlüğü’nden (KGM) gelen yazı ekinde yer alan planı elimizdeki mevcut arazi kullanım paftası ile çakıştırdığımızda servis istasyonu inşaatının KGM’nin hazırladığı çevre yolu güzergâhında ve yola bitişik olduğu görülüyordu. Anlaşılan, servis istasyonunu yaptıran firma, plan hazırlıkları sırasındaki gizlilik duvarını aşmıştı. Kentin belediyesinin bile bilmediği KGM projesi bu firma tarafından öğrenilmiş, tarla değeri üzerinden arazi satın alınmış, mevzi planı hazırlatılarak Bakanlığa onaylatılmış ve servis istasyonu inşaatının yapımına başlanmıştı.

* * *

Yine uzun zaman önce, ücretli olarak çalıştığımız planlama bürosunda hazırlanan bir başka Anadolu kentinin imar planında, kentten sahile uzanan yaklaşık on kilometre uzunluğunda bir ana yol öngörülmüştü. Hiçbir engebesi bulunmayan arazinin sağladığı olanakla tasarlanan yolda en küçük bir dönemeç yoktu. Ancak, plan onaya gönderilmeden hemen önce yolun üçüncü ve yedinci kilometreleri arasındaki bölüm yaklaşık beş yüz metre güneye çekilerek, yolun doğrultusu değiştirilmişti. Yapılan değişikliğin hiçbir bilimsel ve teknik gerekçesi yoktu ama o alandaki arazi sahiplerine büyük bir rant sağlıyordu. Plancı patronumuzun, yöredeki arazi sahiplerinin ricasını kıramadığı(!) için bu değişikliği yaptığını çok sonra anlayacaktık. Gizlilik içinde hazırlanan imar planı hakkında arazi sahipleri -her nasılsa (!)- bilgi sahibi olmuşlar ve onay öncesi istedikleri değişikliği yaptırabilmişlerdi.

Sözünü ettiğimiz iki örnek olay, kamusal iş ve eylemlerdeki gizliliğin nasıl işlediğini, nelere yol açtığını göstermesi yönünden unutulmaz anılarımız arasına yerleşmiştir. Niteliği gereği, kamu yararını içeren imar planlarının, bu niteliğine karşın, halkın bilgisi dışında ve gizli olarak hazırlanması her zaman kuşku uyandırdığı için 1984 yılında yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Yasası ile bu gizliliğe son verilmeye çalışılmıştır. Ancak yine de, planlama bürokrasisinin eski alışkanlıkları, halkın örgütlenmedeki ve yaşadığı kente karşı duyarlılığındaki yetersizliklerle birleşerek imar planlarının eskiden olduğu gibi, yine kapalı kapılar ardında hazırlanmasına yol açmaktadır.

Kentliler, kamusal iş ve işlemlerde saydamlığın en az teknik ve hukuki yeterlilikler kadar önemli olduğunu kavradığında, yukarıda iki örneği aktarılan sorunlardan kurtuluşun yolu da açılmış olacaktır.
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments