Kansız bir iç hesaplaşma!

Sağlık nedenleri girdi araya; yazarımız Agah Agamemnon benden önce davranmış. Ben de bu hafta bir iç hesaplaşma yapıp, medyanın durumunu gözden geçirmeyi planlıyordum. Gerçi Agamemnon gibi “Medyanat Bahçesi” diyecek de değilim doğrusu. Hem zavallı hayvanların bu gibi konulara alet edilmesine karşıyım hem de bu tür yakıştırmaları doğru bulmuyorum.

İzmir’deki medyayı eleştirmeye kalkışmışken savunur duruma gelmek de hoşuma gitmiyor bu arada. İçinde bulunduğumuz medyayı niye bu kadar eleştiriyoruz ki? Hem ekmek paramızı buradan kazanıyoruz hem de söylemediğimizi bırakmıyoruz. Dün Can Dündar köşesinde bunu çok güzel özetlemiş: “İdealler karın doyurmaz ama insanın alnını ak tutar!”

Bir avuç insan alnını ak tutmaya çalışırken birileri işleri o kadar ileri götürüyor ki, inanılır gibi değil! Ve ne yazık ki, sayıları, tuttukları köşebaşları günden güne artıyor. Devir artık onların devri. Okur da, reklamveren de, meslektaşlar da durumu kanıksamış, işin raconuna göre davranıyor. Tabii İzmir basınından söz ediyorum. İstanbul’da işler çoktan çığırından çıkmış durumda.

Artık basın bültenleri haber merkezlerine değil reklam servislerine gönderiliyor. Para karşılığı haber yapmak, yanına bunun ticari bir çalışma olduğuna dair hiçbir ibare koymamak son derece normal. Uğur Dündar’ın “çocuklar artık tavuk-yumurta yiyebilsin” diye ücret almadan yer aldığı ilanların yanına “Bu bir reklam değildir” ibaresi konuluyor. Sanki gazeteler, televizyonlar bunları bedava kullanıyor! Bedava kullanmadıkları gibi, eğer reklam verilmediyse, bu kez karşı haberler yapılmaya başlanıyor. Muhabir arkadaşlar bile artık yaptıkları haberlere inanmıyorlar: “Bunu yapıyorsak kesin altında bir şey vardır” ya da “Bunu yazsak da nasıl olsa girmez” diye düşünüyorlar.

Medya yöneticileri, televizyonlarda programlar yapıp, kentin sorunlarına ne güzel sahip çıkıyorlar. Gerçi üç programdır, İnciraltı sorunu tartışılırken “Bakü Bulvarı”nın adını bir türlü anımsayamayıp, her seferinde başka bir isim söylüyorlar ama olsun! Zaten Başkan Kocaoğlu’nun da bir suçu yok! Bütün kabahat bürokratlarda, özellikle İzmirlilerle bir türlü kaynaşamayan bazı bürokratlarda! Piriştina’nın ölmeden önce “Su baskınlarını önledik; bir ‘tık’a kaldık” dediği mazgal sorununu ne güzel gündem maddesi yapıyorlar. Sanki bu konuda hiç çözüm arayışı yokmuş, hatta ihale aşamasına gelinmemiş gibi yıpranan arabalar üzerinden nasıl da bürokratlar yıpratılmaya çalışılıyor! Objektiflikten uzak bu yaklaşımdan sonra da kendilerine ilan vermeyenlere köşelerinden sitem ediyorlar. Elbette haklı yanları var ama empati yapmaya alışık olmadıkları ve sübjektif yaklaşımları kendilerini değerlendirmelerine engel olduğu için, bunun nedenleri yerine sadece ilan gelirleri üzerinden tartışıyorlar.

Aslında yeni gelişen bazı tekniklere göre yukarıda saydıklarımız son derece masum kalıyor. Duyduğumuza göre, bazı gazete ve televizyon yöneticileri son zamanlarda açıkça para istemeyi doğal görür olmuş. Ben inanmadım; “Şu kadar verirsen istediğin haberleri yapar, istediğin kişileri yıpratırım, yoksa senin aleyhine yazarım. Şu gazeteciler benim adamım, şu kurumun başkanı kefilim,…” diyecek halleri yok ya!

Madem içler acısı durumumuzun ayrımındayız neden bunları yaşıyoruz derseniz bunun yanıtı daha acı ne yazık ki! Herhangi bir sendikanın, derneğin basın toplantısına katılmayan gazeteci yoktur herhalde! Buna karşın bizim örgütlülüğümüzün ne durumda olduğu ortada! Sendikasızlaştırılmış, haklarından yoksun bırakılmış ama başkalarının hak arayışlarını zaman zaman manşet bile yapan bir kitle! Bir Gazeteciler Cemiyeti var, bir de cemiyetçilerin “Biz dinozor onlar çağdaş!” diye dalga geçtiği Çağdaş Gazeteciler Derneği. Duyduğuma göre ÇGD’nin eski ve şimdiki yöneticilerinden bazıları Cemiyet üyesi olmak için başvurmuşlar. Düne kadar eleştirdikleri bir çatının altına geçmek istemelerinin mutlaka haklı gerekçeleri vardır. Olmasa bile tercih meselesi, kim karışabilir ki!

Peki durduk yerde ben niye bunları yazdım, bilmiyorum. Hatta bir arkadaşım, “Sana mı kaldı Don Kişot’luk yapmak, başına dert açma, efendi ol” dedi ama içimi dökmek istedim galiba. Eteğimde hiç taş taşıyamaz oldum artık! Mesleki yorgunluk mu, ne?
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments