Korona günleri

Eve kapanmak bugünlerin ruh haline en iyi ifade eden bir durum. Yaşadığımız hayatın dışında bir başka hayata dönüşen koronavirüs günlerini yaşıyoruz. Aynı zamanda da dünya ile beraber sorgulayıcı bir dönemden geçiyoruz. Dünyada birçok düşünür, bilim adamı, şair, yazar ve sanatçı kendi etkilenme, kapanma hikâyelerini dile getirdiklerinde bugünleri daha iyi yorumlayabileceğiz. Bu bilim ve sanat insanları düşünme yolculuklarında kim bilir ne çok eserle bu dönemin anlatısına yerleşmiş olacaklar. 

Herkesin ağzında aynı klişe: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”. Bu klişe ne ifade ediyor? Hiç kimse bu konuda henüz yeterli değil. Söz konusu bir ufkun uzakta belirmesi olarak ele alacağımız bu klişe sözden neler anlıyoruz? Hiç kuşkusuz bilim gözlerini bir kez bu yola çevirdi, yaşadığı dünya ile arasında bir çatlak oluştu. Zemin sallandı, hayatımız hayat olmaktan mı çıkacak? Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak sözü bir yetersizliği mi ifade ediyor? 

Şu an yaşadığımız şartlar yüz yılda bir ortaya çıkan ve belki bir yüzyıl daha ortaya çıkmayacak şartlar. Sanıyorum hepimiz yaşanan bu şartların kısa vadedeki etkilerinden çok, uzun vadede uluslararası ilişkiler, yeni iş modelleri, sosyal yaşam ve kişisel gelişim üzerindeki değişimlere odaklanacağız. 

Öngörülmeyen bir sınavdan geçiyor insanoğlu. Bu korona virüs kendi seçimimiz olmadığına göre ve bize kendini dayattığına göre şimdilik ona katlanmak durumundayız. 
Covid-19 virüsünün yapısı oldukça karmaşık, risk seviyesi de yüksek duruyor. Teknolojinin insan ilişkilerini geliştirip genişlettiği bir çağı yaşıyoruz. İdeal olmasa da en azından teknolojinin bizi birbirimize yakın hissettirdiği zamanları yaşıyoruz. Bilgisayar, akıllı telefonlar ve tabletler aracılığı ile bir dostunuzla buluşmak ya da bir dedenin, FaceTime aracılığı ile kendisine gülücükler atan torununu görebilmesi bu günlerin cankurtaranları. Covid-19 salgınıyla beraber yaygınlığı artan Zoom toplantıları iş dünyasının imdadına yetişti. “Hayat eve sığar” kampanyasının başlatıldığı ve insanların evden çıkmamaya teşvik edildiği günlerde herkes kendince bir çözüm üretiyor. Yaşadığımız küresel kriz sırasında kültür-sanat, tüm dünyada en büyük birleştirici ve iyileştirici güçlerden biri olduğunu gösterdi. 

Endişe ve belirsizlikler barındıran salgın sürecinde insanları bir araya getiren, rahatlatan, ilham veren, umut aşılayan sanat oldu. Tüm uyarılara uymak ve bilinen tüm tedbirleri almak kaydıyla, günlük yaşama tutunmak, özellikle direnci düşürmemek sorunun püf noktası belki de. Ne kadar süreceği belli olmayan, tam bir belirsizlikle karşı karşıya olmak doğal olarak bir kaos ortamını yaratıyor. Bu çıkışsızlığa çözüm üretmek zorunda kalıyoruz. Örneğin bir arkadaşım FaceBook üzerinden şöyle sesleniyor: 

Korona döneminde her gün bir arkadaşınızı aramaya ne dersiniz? Öyle her gün veya sık sık aradıklarınızı değil, uzun zamandır görüşmediğiniz sınıf arkadaşlarınızı, adını bile hatırlamakta zorluk çektiğiniz iş arkadaşlarınızı, işten güçten aramaya vakit bulamadığımız akrabalarımızı, büyüklerimizi arasak ne iyi olur değil mi?” 

Ben bu listeye kuzenlerim ve dostlarımla birlikte doğadaki değişimleri, benimle birlikte büyüyen çiçekleri, ağaçları, çimenlerin çeşitli hallerini, mevsimleri de eklemek istiyorum. Akasyanın yeşil pırıltılı yapraklarına, belli belirsiz gezinen rüzgâra, yanıp sönen parıltılı balıklara, uçsuz bucaksız ufuklara selam olsun. Onlara da bugünlerde kapalı olduğum ev ortamından bir merhaba demek istiyorum. Hayat bizi ileriye, geleceğe sürükleyen bir ırmak değil mi? Doğa ötelerde bir yerde değil; burada, bizimle birlikte nefes aldığına göre… onu görmezden nasıl gelirim? 

Bir başka arkadaşım altı yaşındaki küçük kızını oyalamak için bir yöntem keşfettiğini şöyle anlatıyor: 

“Uzun zamandır fotoğraf çekmediğimizi fark ettik. Bizim evde gün o kadar hızlı geçiyor ki geleceğe hatıra bırakmayı unutuyoruz. Evin içinde sürekli bir koşuşturma var. Resim saati, oyun saati, balkonda oyun saati, tiyatro saati, müzik saati, temizlik saati, kitap okuma saati, ders saati, vs… Evde kalma sürecini çocuklarıyla geçirenler muhtemelen benim gibidir diye düşünüyorum. Bitmeyen bir koşuşturma‍… Bir gün daha jet hızıyla bitmek üzere. Ve biz bugün geleceğe bir sürü hatıra bıraktık. Bu fotoğraf da onlardan biri”.

Bu “birleşme”, “bir” olma, “biz” olma günlerinde insanlığın en büyük sığınağı sanat oldu. Banksy , Damien Hirst, Ai Weiwaei gibi birçok sanatçı Instagram’daki paylaşımlarında pandemi günlerinde sanatseverlere eserleriyle selam yolladılar. Banksy yaptığı resimlerde tuvaletini istila etmiş fareleri görüntüledi ve resmin altına “karım evden çalışmamdan nefret ediyor” diye bir not düşmüş.

Damien Hırst, yine Instagram sayfasından “Butterfly Rainbow” (Kelebek Gökkuşağı) adlı eserini paylaştı. Çok az sayıda satışa çıkardığı bu eserinin üzerinden elde edilecek geliri sağlık kurumuna bağışlarken ülkesindeki sağlık personeline bir saygı gösterisi olarak nitelendirdi. Damien Hırst’ın kendi sitesinden indirilebilen bu çizimi insanlar pencerelerine, kapı girişlerine ve hatta evlerinin önündeki kaldırımlara tebeşirle çizdiler. Böylece halk da bu sanatsal faaliyetine destek vermiş oldu.

Barack Obama’nın kampanyalarının arkasındaki sanatçı Shepard Fairey de “Honor Heroes” ile sağlık personelini, market ve lojistik alanlarında çalışanları kahramanlık arayışına girmeden insanlığa yardım edenleri selamlamış oldu.

Ünlü şarkıcı Katy Perry, American Idol programına el dezenfektanı kostümü giyerek katıldı.

56 yaşına giren Avusturyalı oyuncu Russel Crowe, esprili bir izolasyon paylaşımı yaptı. Ülkesinin bayrağından yaptığı maskesini takan Oscar’lı oyuncu “Alışveriş yapanlar için moda ipuçları” notunu yazdı. 

Amerikalı şarkıcı, şarkı yazarı ve oyuncu Lady Gaga sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda “Korona virüse yakalananlar ve virüsten korkanlar için anlayışlı olma zamanı. Bu işte hep beraberiz”. Lady Gaga’nın bu sözleri bugüne kadar yayınlanan en sağduyulu korona virüs mesajlarından biri olarak gösterildi. 

Kadir İnanır, Amerikalı gökbilimci Carl Sagan’ın “Soluk Mavi Nokta” kitabından şu satırları paylaştı: 

“Yuvamız! Güneş ışınlarına asılmış duran kozmik karanlıkta bir zerre… Gezegenimiz!
Üzerinde yaşayan herkes,
binlerce din, ideoloji, ekonomik doktrin,
her kahraman ve her korkak,
uygarlığı kuran ve yıkan
herkes,
Her kral ve her köylü,
aşka düşmüş her çift,
her anne ve her baba,
umut dolu her çocuk,
her mucit ve her kaşif,
her bir ahlak hocası, her bir yolsuz politikacı,
her süper star her büyük lider,
her Aziz ve her günahkâr,
türümüzün tarihindeki herkes burada yaşadı.
Kozmik sahnenin küçük bir parçasında.
Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün,
birbirlerini öldürmeye ne meraklıydılar?
Dünyamız, şimdiye kadar yaşama ev sahipliği yaptığı bilinen, tek gezegen.
Türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok…
En azından yakın gelecekte!
Hoşunuza gitsin, gitmesin şu an için barınabileceğimiz başka bir yer yok!”

Tarihte kırılma anları vardır ki gelecek yılları şekillendirir. Örneğin sanat tarihine baktığımızda James Joyce’un “Ulysses”i, Picasso’nun “Guernica”sı, Sergei Diaghilev’in “Bahar Ayini” balesi ve daha başka birçok eser ve sanatçı kendinden sonra gelen sanat anlayışını değiştirmiştir. Tarihi bu bakış açısıyla incelediğimizde bu günleri bir, iki yıl, beş yıl, on yıl sonra daha net anlayacağız. Şimdi içindeyken bir dışarı çekilip, geri dönüp bakmak gerekiyor. Bizi nasıl etkilediğini şu an pek hissedemiyor olabiliriz. Bunların bir karşılığı mutlaka olacaktır.

Bu günleri izlemek adına sosyal medya güzel bir araç. Dünya ile aranızda bir bağ oluşturması bakımından önemli. Koronalı günleri el birliği ile atlatacağız elbet. Bu tuhaf zamanlar da geçecek. Öpüşme, sarılma, tokalaşmaya ara verdik, yurt dışı seyahatlerini de bir süreliğine erteledik. Ufuktan yine umutlar göz kırpacak.
Baharlar, yazlar gelecek… 

1.586 kez okundu.