Hakkari’nin, Şırnak’ın son Katolikleri, son Asurileri

Tarih onlar ile başladı. Sümer, Elam, Babil, Akad, Asur… Bugün din adına cinayetlerin, katliamların yapıldığı Orta Doğu’da, Mezopotamya’da binlerce yıl önce felsefe, sanat, astronomi, tıp, hukuk, müzik ürettiler. Muhteşem şehirler kurdular, özgürce sanat yaptılar. Okullarında öğrettikleri matematik, geometri, fizik, mühendislik kuramları binlerce yıl sonra bugün bile üniversitelerde kullanıyor. Öyle güçlü yazılı geleneğe sahiptiler ki semavi dinler dahil olmak üzere modern tarihçiliğin en önemli referans ve bilgi kaynağıdır Asuri/Süryani/Keldani yazılı geleneği.

Mardin, Diyarbakır, Urfa, Hakkari, Şırnak, Siirt, Bitlis, Antep, Elazığ, Batman, Adıyaman gibi binlerce yıl yaşadıkları toprakları onlara yaşanmaz kıldılar. Ana vatanlarından kaçırmakla da yetinilmedi utanç verici şekilde burada bıraktıkları evlerini, kiliseleri, mallarını, mülklerini yağmaladılar, gasp ettiler. Canını kurtarıp; İskandinav ülkelerinden ABD’ye, Kanada’dan Brezilya’ya kaçmayı başaranlar ise bizlere asla altından kalkamayacağımız ağır bir utanç ve vicdan yükü bıraktılar. 

Hakkari-Şırnak coğrafyası kadim bir Asuri toprağı. Dönemsel olarak farklı ulus ve topluluklara da ev sahipliği yapan zorlu coğrafya, Doğu Asurileri için önemli bir yerleşim, yaşam merkezi oldu. Hakkari’den başlayıp Urmiye ve Batı İran yaylalarına ulaşan alanda kalabalık Asuri yerleşimleri bulunuyordu. Asuriler, bölgedeki diğer halklar ile dönem dönem çatışmalar yaşasa da 19. Yüzyıl ortalarına kadar nüfusun ağırlığını oluşturdular. Nasturiler ve Keldaniler olarak adlandırılan Asuri gruplar, bölgede, ekonomiden tarıma, ticaretten kültürel hayata kadar etkin konumlarını, bağlı oldukları Katolik ve Ortodoks kiliseleri etrafında koruya geldiler. 

Bölge Hristiyanları için sonun başlangıcı

Osmanlı Devleti adına bölgeye egemen olan Bedirhan aşireti, 19. Yüzyıl başlarında, Asuri toplulukların sahip olduğu zenginlikleri ele geçirmek için bu halkın başından hiç eksik etmedikleri baskıları artırdılar. Hakkari dağlarının neredeyse yüzde 80‘ini ifade eden Asuri, Keldani / Nasturi nüfus, ağır baskılar karşısında canlarını, topraklarını, evlerini kaybettiler. Osmanlı devletinin “vasal”ı durumundaki Bedirhan aşiret egemenleri gayrimeşru şekilde elde ettikleri ile yetinmediler. Artan baskı ve yağma karşısında kilise çevresinde örgütlenen küçük Asuri toplulukları, ailelerini, evlerini, topraklarını savunmak amacı ile yer yer direnişe geçmeye başladı. 

Özünde basit, çirkin bir gasp ve talan olan asıl amaç, kısa sürede manipüle edilerek din çatışması gibi gösterildi. Bedirhan aşireti egemenleri, dini kullanarak bölgedeki diğer Müslüman grupları da manipüle etti ve Asurilere karşı şiddetli bir saldırıya geçti. Ders kitaplarında “dış mihrakların desteklediği” Hristiyan Nasturi ayaklanması olarak anlatılan 1843 trajik olayları yaşandı. Bedirhan aşireti önderliğindeki toplulukların saldırıları karşısında Hakkari ve Şırnak bölgesindeki Hristiyan Asuriler katledildi, neredeyse yok oldu. 

Bölgede kalan küçük Asuri topluluklar 1980‘li yıllara gelindiğinde az sayıdaki köylerinde korku içinde çevreden izole şekilde yaşama tutunmaya çalıştılar. Ardından bölgedeki çatışma ortamı, kalan son 10-12 civarındaki Asuri köyünü de etkiledi. Bu köylerin önemli bir bölümü güvenlik gerekçesi ile boşaltıldı. Göçe zorlanan Hristiyan Asuriler ağırlıklı olarak akrabalarının yanlarına ABD ve Avrupa’ya göç ettiler. Küçük bir bölümü ise İstanbul’a yerleşti. Tüm hayatları bölgede geçen bazı aileler her şeye rağmen anayurtlarında yaşamak konusunda ısrar ettiler, baskılara rağmen evlerine dönmeye çalıştılar. Ancak bölgedeki ağır ortam Asurilerin huzur içinde köylerinde yaşamasına uygun değildi. Köylerine dönmeyi deneyen Asuri ailelerin bazıları öldürüldü, bazıları ise tutuklandılar. 

Şimoni ve Hürmüz Diril

Geçtiğimiz ocak ayında kaybolan Keldani Diril çiftinin dramı işe tam da bu noktada başlıyor. Anayurtlarında, köylerinde yaşama konusunda kararlı olan Diril ailesi, 1990’lı yıllarda Bugün Şırnak sınırları içinde kalan Beytüşşebap’a bağlı Kovankaya köyüne dönmek istediler. Ancak Diril ailesinin bu kararlılığının faturası çok ama çok ağır oldu. Ailenin iki genç ferdi bugün hala aydınlanamayan bir olay ile kayboldu. Kendilerinden 26 yıldır haber alınamayan Diril ailesine mensup bu iki Keldani gencin akıbeti hala bilinmiyor. 

Ocak ayında Beytüşşebap dağlarındaki köylerinde kaybolan çiftten Hürmüz Diril, yeğeni olan bu iki gencin akıbetini öğrenmek ve olayın aydınlanması için mücadele verdi. Ancak ne hazindir ki Hürmüz Diril ve eşi Şimoni Diril’i de, 1994 yılında kaybettikleri iki Keldani gencin akıbeti bekliyordu. 11 Ocak tarihinden beri kayıp Keldani çiftten Şimoni Diril’in cesedine geçtiğimiz günlerde ulaşılırken eşi Hürmüz Diril hala bulunamadı. Beytüşşebap, Şırnak, Hakkari dağlarında yüzyıllardır eksik olmayan Hristiyan Asuri halkların feryadı vicdan kanatırcasına kulaklarda çınlamaya devam ediyor. 

1.587 kez okundu.