Wuhanlı Corona

I.

Oluşup ortaya çıkmasını sağlayan en uygun koşulları Wuhan kenti sunduğu için Corona’nın anavatanı Çin’dir. 21. Yüzyıl’ın maddi, teknolojik ve bilimsel açıdan en güçlü ülkesi olma yolunda hızla ilerleyen anavatanının bu tutkusuna katkıda bulunmak isteyen Corona iki ay gibi kısa bir süre içinde tüm dünyayı egemenliği altına alarak bilmeden ülkesini çok güç ve çaresiz bir durumda bırakmıştır. Zira bugüne kadar tüm dünya ülkeleriyle olumlu ilişkiler kurarak ekonomik, bilimsel, teknolojik ve kültürel bağlarını güçlendirip gezegenimizin geleceği konusunda kendince stratejiler geliştiren Çin’in bu planlarını bir anda suya düşürerek bir bakıma tüm dünyaya borçlanmasına neden olmuştur. 

Çünkü Çin’în kendilerine armağan ettiği bu kötülüğün karşılığını büyük bir iyilikle ödememesi durumunda dünya ülkeleriyle olan ilişkilerinin bozulma olasılığı oldukça yüksektir. Özellikle böyle istisnai bir durumda hayatta kalabilmek amacıyla büyük bir özveride bulunan ve dolayısıyla çok duygusallaşan toplumlar bu salgının yol açtığı sonuçları onarma konusunda Çin’in de büyük bir özveride bulunarak kendilerine yardım etmesini bekleyeceklerdir. Çin dünyadan aldıklarını hiç ummadığı bir şekilde dünyaya iade etmek durumunda kalabilir. Ancak böyle bir davranış sergiler mi bilemeyiz. Çin, CGTN aracılığıyla bütün dünyaya her gün Corona felaketiyle ilgili olarak diğer ülkeler ve kendi toplumundaki gelişmeleri gösteriyor. Diğer ülkelere gönderdiği sağlık ekipleri ve tıbbi malzeme, örneğin Ali Baba’nın patronu tarafından Afrika ülkelerine yapılan yardımlar, karşılıksız gönderilen tıbbi malzemeler ve elli kadar ülkeyle yapılan sağlık anlaşmalarından söz ediyor. Başka bir deyişle dünya toplumuna karşı belli bir sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini somut bir şekilde göstermeye çalışıyor. Oysa bu kadarı yeterli olacak gibi görünmüyor. 

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD özellikle Batı Avrupa devletlerine “Marshall yardımı” denilen karşılıksız bir yardımda bulunmuş ve bu ülkelerin minnet duygularına güvenmişti. Beklentileri gerçekleşti ve bu ülkelerin hemen hepsi neredeyse günümüze kadar ABD’ye karşı minnet duygularıyla davranmayı sürdürdüler. Hemen hepsi ABD ile çok yoğun ticari, politik, toplumsal ve kültürel ilişkiler kurdular. Georges Bataille’ın da sözünü ettiği gibi kapitalizm ekonomik bunalımdan ilkel toplumlara özgü simgesel düzene (armağan kültürü) özgü duygular, gelenekler ve törelerden yararlanarak kurtuldu ve belli bir süre sonra ortaya tüketim toplumu adlı melez bir düzen çıktı.

Corona adlı virüsün yol açtığı-açacağı sonuçlara bakarak şimdiden böyle bir varsayımdan söz edebilmek çok zor görünüyor çünkü mevcut koşullarda Çin üç, beş ülkeye değil, neredeyse tüm dünyaya yardım etmek durumunda. 7 Nisan 2020’de haber olarak yayınlanan konuyla ilgili Birleşmiş Milletler toplantısına Çin’in pek sıcak bakmadığı yorumu getirildi. Hiç kuşkusuz dünya ülkelerinin bir kısmı Çin teklif etse bile ulusal onur vs adına bu maddi/manevi desteği yadsıyacaktır. Ancak yadsıyamayacak durumda olan en az yüz ülke sayabiliriz. Bu koşullarda ülkelerin büyük bir çoğunluğu Çin’le arasına mesafe koymak ya da ona bağımlı hale gelmek arasında seçim yapmak durumunda kalabilir. Kişisel olarak yaşamımızın bu en değerli günleri, haftaları, aylarından bir kısmını elimizden alan ya da alınmasına neden olan, daha önce üç kez ziyaret ettiğimiz bu ülkeye teşekkür etmeyi düşünmüyorum. Ayrıca eşimle bana ve iki değerli arkadaşımıza akademik amaçlı bir Marsilya-Toulouse seyahati borçlu olduğunu söyleyebilirim.

II.

Baudrillard’a özgü ifadelere başvurup Corona’nın yeryüzü tarihinde bugüne kadar görülen en önemli ve en güçlü terörist olduğu söylenebilir. Öylesine güçlü ki herkesin ya da büyük bir çoğunluğun kendi arzu ve iradesiyle kendi kendini kendi evinde rehine olarak tutmasını sağlıyor. Kimse onun belirlediği koşulların dışına çıkamıyor. Kimse isyan edemiyor, kimse kendisine karşı kurtarma niteliğinde harekâtlar düzenleyemiyor. Tüm dünya medyasını kilitledi. 7/24 ondan başka bir şeyden pek söz edilmiyor. Herkes potansiyel kurban olarak sokakta ya da evinde bir bakıma onun gelmesini bekliyor.

1980’li yılların sonuna doğru Baudrillard mutasyona uğrayan kapitalizmle birlikte sanal ekonominin gerçek ekonomiyi yuttuğunu daha doğrusu onu egemenliği altına aldığını yazmıştı. Corona küresel ekonomi denilen şeyin sanal olduğunu bir kez daha somut bir şekilde kanıtladı. İnsanların yaşantılarının neredeyse hayati gereksinimler ve sağlık harcamalarıyla sınırlandığı bir dönemde ortalıkta somut hiçbir gösterge olmamasına karşın dünya borsalarında hisse fiyatları nedense her gün yükseliyor (çok düşmüyor), döviz kurları inip çıkabiliyor. Yeni bir Marshall Planı hayata geçirilmezse piyasaları canlandırmak amacıyla uluslararası bir konsensüsle tüm ülkelerin bir kereliğine istedikleri kadar ya da uygun miktarda para basmalarını engellemek zor olabilir. 

*

Corona cinsiyet ayrımı yapmıyor ama erkeklere öncelik tanıyor. Cinsel seçimleri de umursamadan herkese bulaşıyor. Çocuklar ve gençlere karşı biraz daha duygusal yaklaşıyor. Kendi bedenini yavaş yavaş zehirleyen ve yavaş ölümü seçenlere hiç acımadan hızla aramızdan ayrılmalarını sağlıyor. Başka bir deyişle genel anlamda kendi vücuduna saygı duymayanlara o hiç saygı duymuyor. Biraz komünist bir tavrı var zengin yoksul demeden herkese eşit mesafede ve eşit bir şekilde davranıyor. 

Megalomaniye görece bir son verip, megalo liderleri aklın ilkelerine boyun eğmeye zorlarken evlerinde rehin tuttuğu insanların düşgüçlerini sınırlandıramıyor. Dünya nüfusunun önemli bir bölümü olağan koşullarda bile her gün komplo teorisi üretiyordu. Sosyal medyaya inanmak gerekirse Corona sayesinde pek çok ülkede bu sayı katlanarak arttı. Yalnızca dünyanın diğer ülkelerinde değil Corona virüsünün anavatanı Çin’de de bol miktarda komplo teorisi üretiliyor. Çin’i kıskananların bu felaketi onun üstüne yıktığı söyleniyor. 

Tanrı, tanrılar ve inanç sistemleriyle pek arası yok. Biraz da Maocu olabilir çünkü hiç kimsenin inancıyla ilgili tapınağı ziyaret etmesine izin vermiyor. Tüm kutsal hac merkezlerinin kapanmasına yol açtı. İslam dünyası bu yıl büyük bir olasılıkla tarihinde hiç tanık olmadığı bir Ramazan ayına tanık olacak. Dini bayramların hiçbirinin kutlanmasına izin vermiyor. Bu açıdan mutlak laik bir düzene boyun eğilmesini sağlıyor. Tüm inanç sistemlerini ikinci plana atıp dinine, diline, ırkına bakmadan insanı, insan yaşamını ön plana çıkardı. İnsan açısından en öncelikli şeyin hayatta kalmak olduğunu gösterdi. Hayatta kalmak içinse hayatı, insanları, doğayı ve dünyayı sevmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu anımsattı. 

Tıp bilimi ve sağlık sistemlerinin hareket kabiliyetini arttırmada büyük katkı sağladı. Dünyanın bazı ülkelerinde itibarından epeyi şey yitirmiş tıp dünyası ve sağlık personeline karşı toplumların saygı ve minnet duygularını yeniden harekete geçirdi. Virüs konusundaki tıbbi araştırmaların küresel düzeyde dayanışma sağlanarak gerçekleştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

III.

Birbirlerine tahammül edemeyen insanları aynı evde bir arada yaşamaya zorluyor ve bunların birbirlerine daha iyi tanımalarına ve birbirlerine karşı daha olumlu bir şekilde davranmalarını sağlamaya katkıda bulunabiliyor çünkü işin ucunda öteki dünya olasılığı var. Ancak tam tersine yol açarak virüs sonrası kitlesel boşanmalara da yol açabilir. Kimilerinin paranoyasının çok artmasına katkıda bulundu. Depresyona giren bu insanlar rahat nefes bile alamıyor. Doğru dürüst uyku uyuyamıyor, uykuya dalarsa kabus görebiliyor. 

Şişmiş egoları balon gibi söndürdü, örseledi ve herkesi aynı hiçlik düzeyine indirgedi. Örneğin, haddini bilmeyen kimi ünlüler Corona’dan ayrıcalık talep edemiyor. Dolayısıyla kendilerini tanrısal güçlere sahip varlıklar gibi gören bu türden idoller, ünlüler depresyona girebilir. Bir süreliğine de olsa yaratıcılığı neredeyse tek bir alana yani bilime, Corona aşısı ve tıbbi tedavi için gerekli araç, gereç ve ilaçlarda keşif ve yeniliğe indirgedi.

Buna karşın stres ve can sıkıntısını yenebilmek, televizyon kanallarından hiç durmadan pompalanan virüs kabusundan kaçmak için az da olsa kitap okuyan, müzik dinleyen, eski film ve dizileri izleyen insanlar var. Değişik hobilerin hortladığı bir dönemden geçiyoruz. Belli bir yaş grubundaki çocuklar çok şaşkın, tam olarak ne olup bittiğini anlamakta zorlanıyorlar. Bütün aile bireylerini bu kadar uzun süreyle bir arada görmek hem hoşlarına gidiyor hem de kendilerinden bazı gerçeklerin saklandığını düşünerek üzülebiliyorlar.

IV.

Anavatanı Çin olan Corona virüsün en çok kızdığım özelliği günahsız insanları işsiz bırakıp perişan etmesidir. Dünyanın iki ekonomik devinden biri olarak anılan Çin’in en azından gelir düzeyi düşük ülkelerde belki yerel yönetimlerin de katılımıyla bu insanlara maddi anlamda destek olmanın bir yolunu bulmaya çalışmasını diliyoruz. Bugün bir işe sahip insanların çoğu yarınından emin değil. Belirsizlik insanlık üstüne bir kabus gibi çöktü. Oysa atalarımız olan ilkel toplumların ilk ortaya çıktıkları dönemden bu yana insanlar gündelik yaşamlarında belirsizlikten hiç hoşlanmamışlardır. İster irrasyonel ister yarı rasyonel ister rasyonel bir evrende yaşasınlar insanlar her zaman her şeyin açık seçik bir niteliğe sahip olmasını, her şeyin bir nedeni ve bir sonucu olmasını arzulamışlardır. Açıklanamayan ve belirsiz kalan şeyler ve olaylar konusundaysa her zaman büyücü, kahin, falcı gibi uzmanlara başvurarak çevrelerini saran belirsizliğe bir son vermeye çalışmışlardır.

Bu güncel belirsizliğe ancak kusursuz bir toplumsal dayanışmayla son verilebilir. Tıpkı geleneksel ya da ilkel toplumlarda olduğu gibi herkesin herkese sahip çıkması (bu nasıl olacak bilemiyorum, düşünün bakalım!) herkesi vicdanen ve maddi olarak rahatlatabilir. İnsana gerçek anlamda saygı duyan, seven toplumlar bu gibi dönemlerde kendilerini belli eder. Görece akılcı bir dünyada yaşayan bizler de dünya toplumunun en önemli kesimiyle birlikte çok da belirgin sayılamayacak yaşam koşullarına sahiptik. Corona bu belirsizliği belki de üçe, dörde, beşe katladı kim bilir? Ancak o koşullarda insanların en büyük manevi desteği umuttu Corona bu umudu da yok etti ya da büyük ölçüde yıprattı ve o insanlar çıplak bir gerçeklikle karşı karşıya kaldılar. İşte bu yüzden en üst düzeyde bir toplumsal dayanışma sergilemek gerekiyor. Umudun geri geleceğini biliyoruz ama nasıl ve ne zaman? Umarız umut en kısa süre içinde geri döner.

İlkel toplumlarda yaşamı duygusal akıl belirler, başka bir deyişle akıl duygulara boyun eğer. Bu yüzden bu insanlar için talih vazgeçilmez bir duygudur. Bu yüzden ilkel toplum insanları özellikle kişisel anlamda deneyimden asla ders almazlar. Talihlerine güvenirler. Talihleri yüzlerine gülmezse bunu arkalarında onlara destek verip, talihlerini açan gizemli güçlerin kendilerine bir nedenden dolayı bu desteği vermediğini düşünürler ancak talih duygularını (bana bir şey olmaz zihniyeti!) asla yitirmezler çünkü talihini kalıcı bir şekilde yitirmek bir bakıma ölmek gibi bir şeydir. Corona dünyanın ne kadar duygusal, talihine ne kadar güvenen insanlarla dolup taştığını gösterdi. Yalnızca az gelişmiş toplumlarda değil dünyanın en eğitimli ve gelişmiş olarak nitelendirilen toplumlarında insanlar benzer davranışlar sergiledi/sergiliyor. Talihine güvenenlerin bir kısmını Corona ya atalarının yanına gönderdi ya da bir kamyon gibi çarptı. Ancak dünya hala talihine güvenip Corono’ya nanik yapanlarla dolup taşıyor. 

Öte yandan Corona kimi insanların aşırı duygusallığına bir son verebilir. Her şeyden nem kapan, şikayet eden, hiçbir şeyi beğenmeyen insanları kısa bir süreliğine bile olsa dize getirebilir. Corona’nın hiç farkında olmadan insanlara dayattığı en önemli şey onları aklı kullanmaya zorlamasıdır. Corona’ya karşı aklını kullanmayan kaybeder. O kadar. Dolayısıyla dünyadaki hiçbir eğitim sisteminin yapamadığını belli bir süreliğine bile olsa sanki Corona yapacak. Duygularına boyun eğen insanları akla, akılcılığa boyun eğmeye itecek. Belki de Corona sonrasında, emin olamamakla ve süresini bilememekle birlikte, daha akılcı bir dünya toplumuyla karşılaşacağız. Belki duygusallık da aynı süre boyunca o eski duygusallığa benzemeyecek ve akılla daha uyumlu bir duygusallığa dönüşecek! Corona insanları aklı ön plana çıkartmaya ve aklın buyruklarına uymaya itti. Her gün sabahtan akşama bizi akılcı bir şekilde düşünmeye ve davranmaya zorluyor. Ancak ne zamana kadar? Fazla naz aşık usandırır örneği, insanlar günün birinde tepeleri atıp tüm yasakları çiğneyerek toplu halde sokağa çıkar mı? Bana çıkmazlarmış gibi geliyor!

Bütün olan bitenler ve uğranılan muazzam insani ve maddi kayıplar bir yana Çin Corona’nın Wuhan’da ortaya çıkmasına yol açan maddi ve manevi koşulları bertaraf etti mi ya da etmeye çabalıyor mu? Örneğin, ilk başlarda söylendiği gibi Wuhan ve ona yakın coğrafyalarda vahşi hayvanları yeme alışkanlığına bir son verilmediği takdirde bir süre sonra başka tip Coronaların ortaya çıkmayacağını kim garanti edebilir? Bu konuda Çin’in kendi toplumunu eğitme konusunda ne türden bir çaba harcadığını, harcayacağını bilmek tüm dünya toplumunun hakkı değil midir? Corona’yı Wuhan’da ilk teşhis eden genç diş doktorunu önce anarşist, bozguncu olarak nitelendirip susturmaya çalışan Çin yönetimi geçtiğimiz günlerde bu insanı aynı hastalığa yenilip, öldükten sonra ulusal kahraman ilan etti. Dolayısıyla Çin’de yapılan ve halen sürdürülen bir takım yanlışlıklar, yanlış alışkanlıklar ve uygulamaların bir an önce sonlandırılmasını bekliyoruz.

Corona’dan sonra yeni bir dünya düzeni kurulabilme olasılığı var mı? Sanmıyorum, tarihin tekrar tekrar kanıtladığı gibi balık hafızalı insanlık bir süre sonra bunu da unutacak ve bildiği gibi yaşamayı sürdürecektir. Akılcılığın yararlarını fark edebilen küçük bir azınlık belki yaşantısında bir takım değişiklikler yapabilir ancak büyük çoğunluktan o kadar emin olamıyorum.

Sonuç olarak bir an için aniden ortaya çıkarak tüm dünyayı dehşete düşüren Corona virüsün bir süre sonra aynı şekilde aniden ortadan kaybolduğunu görseniz ne yaparsınız, hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz bir düşünün, zaten düşünmeseniz de akıl eninde sonunda bu nalet virüsten kurtulacağımızı söylüyor. Eskilerin deyimiyle sabrın sonu selamet. Herkese güzel, akılcı günler dilerim. 

Yazar Oğuz Adanır’ın önceki yazıları:

1.409 kez okundu.