Dertlere deva sirke, İzmir evlerinde sirkelik

Günümüzde dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını gibi geçen yüzyıllarda İzmir’de veba ve koleradan toplu ölümler yaşanıyordu. 1759-1768 yılları arasında İzmir’de yaşayan Alman ilahiyatçı, Protestan vaiz Christoph Wilhelm Lüdeke izlenimlerini şöyle anlatır:

“İzmir’de kaldığım dokuz yıl içinde küçükleri saymazsak 1759, 1760, 1762, 1765 yıllarındaki veba salgınlarını yaşadım. Her bir salgında şehrin nüfusu 15-20 bin arasında eksilmekteydi. Hastalık görülen evler veya mahalleler koruma altına alınmıyor. Hastanın eşyaları yakılıp ortadan kaldırılacağı yerde pazarlarda açıkça satılıyor, veya varisleri tarafından saklanarak bir süre sonra tekrar kullanılıyor, bu defa hastalık tekrar ortaya çıkıyor” 

 Hollandalı ressam ve seyyah Cornelis de Bruyn, 17 Temmuz 1678’de İtalya üzerinden deniz yoluyla İzmir’e gelmiş. Beş aya yakın İzmir’de kalan De Bruyn şunları yazmış:

“Aşağıdaki hisardan da anlaşılacağı gibi veba salgını İzmir’de çok şiddetli hüküm sürmüş; çevrede göze çarpan belirtiler de bunu kanıtlıyordu. Ticarethanelerini uzun zaman kapalı tutmak zorunda kalan esnaftan bazıları işyerlerini yavaş yavaş açmaya başlamışlardı. Elbette bunun böyle olmasının bir nedeni vardı. Çünkü kendilerinden ticarethanelerini üç ay kapalı tutmaları istenmiş. Salgın sırasında şehirde ve çevresinde 30 binden fazla insan ölmüş. Türkler hiçbir önlem almadan bu hastalığa maruz kalıyorlar, hastalığa aldırış etmiyorlar. İngiliz, Hollandalı ve Fransız tüccarlar mümkün olduğu kadar dikkatli olmak için genelde çevre köylere göç ederler. Tehlike geçene kadar her biri kendi evine kapanır ve ne kapıyı açarlar ne de dışarıdan birisini içeriye alırlar…”

Salgın yıllarında (1835) İzmir’i ziyaret eden Kontes Pauline Nostitz, İzmir evinin girişinde içinde ilaç olan fıçıdan bahseder:

“Yiyecek gereksinimleri sokaktan geçen satıcıdan sağlıyorlar, satıcı kapıyı çalıyor ve evin erkeği bizzat kendisi kapının demir sürgüsünü açarak büyük bir özenle sebze ve meyveleri alıyor. Aslında buna alıyor denemez, çünkü istenenler hemen kapının yanında duran fıçının içindeki ilaçlı suya satıcılar tarafından atılıyor. Ekmekler yumurtalar, sebzeler ve hatta canlı tavuklar fıçının içinde yüzüyor. Hepsi dokunulmadan ve hazırlanmadan önce dezenfekte edilmesi için bir süre bu fıçıda bekletiliyor” (1) 

“Kontes Pauline Nostitz’in İzmir’i” kitabını çevirip yayımlayan sahaf yazar İlhan Pınar’a Kontes Pauline Nostitz’in bahsettiği fıçının içindeki ilaçlı suyu sordum, yanıtı beklediğim gibi sirkeydi. İnceleme fırsatı bulduğum yüksek duvarlarla çevrili büyüklü küçüklü avlulu, bahçeli eski İzmir evlerinde gözlerim Kontes Pauline Nostitz’in gördüğü sirke fıçılarından çok adına “sirkelik” denilen, evleri her türlü olumsuzluktan koruduğuna inanılan sirke kaplarını aradı. 

Bu yazımda, eski İzmir evlerinde farklı hacimlerde sırlı sırsız testi ve küp formunda olan, bulunduğu mekana bolluk bereket ve pozitif enerji yaydığına inanılan, nazar büyü ve benzeri kötülüklere karşı kullanılan sirke kaplarına değinmek istiyorum.
Sirkelikler, at nalı, nazar boncuğu gibi ev ve iş yerlerinin kapısına duvarına asılıp göz önünde bulundurulmaz, ev sahiplerinin uygun gördüğü yerde muhafaza edilir, evlerin ayrılmaz parçası olan mutluluk getireceğine inanılan sirkeliklerin sirkesiz kalmamasına özen gösterilirdi.

Toprağa şekil veren çömlekçi ustaları tarafından yapılmış Çanakkale, Menemen, Kınık hatta liman şehri İzmir’e yabancı ülkelerden getirilmiş, farklı boyut ve renklerde sirkeliklerin benzerini yaşadığım eski İzmir evinin bodrum katında yere sabitlenmiş vaziyette bulmuştum… Yangın nedeniyle harabeye dönen evlerinin enkazından çıkan toprak testiyi işçilerin elinden alan ev sahibi, “Bu evde dünyaya geldim, çok güzel anılarımız oldu, testi evimizin uğuruydu” diyerek bana evlerinde neden sirkelik bulundurduklarını anlatmıştı… 

Basmane’de terk edilmiş başka bir evde karşıma çıkan küçük boyutta testi sirkelikler birden fazlaydı, uğur getirmesi için hemen hemen bütün odalara sirkelik konulmuştu. Sirkenin gücüne inananlar, sirkelikleri konutların dışında işyerlerinde de bulundurdular. Güzelyurt Mahallesi’nde ayakkabı malzemeleri satan esnafın bir Pazar günü eşiyle birlikte işlerinin açılması için bu geleneksel uygulamaya başvurup ticarethanelerini sirkeyle yıkadıklarını görmüştüm. 

Mesleği gereği eski eşya görmek için çağrıldığı evlerden topladığı sirkeliklerle koleksiyon yapan İzmir Antikacılar Derneği Başkanı Cem Üsküp ile evlerinde sirkelik bulunduran ailelerin anlattıkları birbirini tamamlayan bilgilerdi. Keşfedilmesinin üzerinden binlerce yıl geçen antik dönem hekimleri tarafından çeşitli hastalıkların tedavisinde, mutfaklarda, temizlik ve istenmeyen kokuların giderilmesi dışında sağlık, bolluk ve bereket getirdiğine inanılan, antiseptik özelliği olan sirkenin Koronavirüsü yenmesi elbette ki söz konusu değil, ayrıca şöhretini kolonyaya kaptırmış durumda. Bu yazıdan yola çıkarak ileride hazırlanacak İzmir halk kültürü envanterinde sirkeliklere yer verileceğini umuyorum.

Kaynak: 

(1) İhan Pınar: Kontes Pauline Nostitz’in İzmir’i (1835) Hacılar Seyyahlar, Gezginlerin Gözüyle İzmir XVIII-XVII Yüzyıl

Fotoğraf: Atilla Özdemir

2.997 kez okundu.