Zeytin’e mektup…

Can Dostum,

Ne tuhaf, gittiğin günden beri, başta hayatlarına girdiğin, en azından Basmane’ye gelip, senin ve Orhan Beşikçi Ağabey’in hayatına girenler… Bizler yani, senden yeterince söz etmedik. Üzüntü katmerleşmesin diye olabilir mi? Sana dair sevgi gösterilerinin samimiyetsizliği mi? Gülten Akın’ın dediğince “Ah kimselerin vakti yok, durup düşünmeye incelikleri” ahvali mi?

Belki hepsi, belki hiç biri. Bizler aslında nicedir, uzak düşmelerden, savrulmalardan, yön ve yan evrilmelerinden nasiplenmekteyiz. Belki bu süreçte, biraz birbirimizden uzak kalmak en iyisidir, bilemiyorum. Hayat öyle abanıyor ki, her birimiz kendi gerçeğinde, rüyasında ve telaşında; direnmeler, teslimiyetler, bıkkınlıklar içindedir. İkbal ve itibar arayışları ile ikrar ve itirazlar birbirine karışmıştır.

Bilgisinden başka sunacak “insani ve vicdani” hiçbir şeyi olmayanlar, kanayan yaralara bir yürek merhemi bile taşımayanlar, dünya görüşü erdemiyle politik çalkalanmayı bir birine karıştıranlar, söz ve eylem tutarlılığını günü birlik heyecanlarla heba edenler, yaşadıkları halüsinasyonlar ve poz poz oyalanmalar, hayatın çarpıp duran dalgalarıyla, aşınıp durmaktadır. Dersen ki, “Siz beni boş verin, hayattan söz edin, ama hayata karşı, en az benim kadar samimi olmayı başararak…” Susarım. Susmalıyız, en azından bunu başarmalıyız.

Orhan Ağabey, bir ağacın altında “elveda” deyip gittiğin gün, seninle vedalaşmasını ve bize gönderdiğin selamı paylaşmıştı. Dönüp dönüp okumaktayım.

Geçenlerde yine yolum Basmane’ye düştü. Koca çınarın dibine oturup, İzmir’den, ekmek gailesinden, koşuşturmalardan ve dünya hallerinden yana dalıp gitmişken, birden eczanenin köşesinden taşmış bir kuyruğun sallandığını gördüm. “Zeytin?” Fırlayıp gittim, baktım, tanımadığım bir sokak köpeği. Kaldırdı başını, göze göze geldik. “Biliyor musun”, dedim, “Burası onun köşesiydi”. O bana bakarken, sanki şöyle dedi:

“Bırak bunları, vereceğin bir parça ekmeğin, bir tas suyun var mı?”

Hayat işte bu kadar yalın, yaraları açık ve müdahale edilmeyi bekleyen bir gerçeklikti.

Bu çığlık, şimdi Basmane’nin her yerindedir Zeytin. Kendi yüküyle beli sekiz büklüm olmuş bir ülke ve kent, “mülteci”den yana kanamaktadır. Her alanda, hayatın gerçeği çarpar çapmaz tuzla buz olan bir ahval, şimdi sandığından büyük kederlere tanıklık yapmaktadır. Basmane, bir insanlık tragedyası yaşamakta, bir yağ lekesi gibi İzmir’e yayılmaktadır.

Aptallık şahikası vizyonsuz politikalar, öngörüsüz ve hazırlıksız “gel” şaşkalozlukları, savaş denen belanın bu insanlara dayattığı ülkesizlik, çaresizlik çaresizlik… Yaşananları, bilmem başkası nasıl tanımlar? Emperyalizmle yobazlık, demagojiyle her türlü alçaklık, kol kola vermiş, insanlığa bir kangren daha armağan etmiştir.

Bir zamanlar özgürce dolaştığın, perişan ama bizim olan, ön tarafı makyaj arka sokakları salaş semtin, şimdi kocaman bir mülteci kampıdır Zeytin.

Şimdi bu kasvet, vahamet ve cinayet içindeki Basmane’de, “Basmane Günleri” yapılabilir mi? Bu soruyu, 9 EYLÜL Gazetesi’ndeki köşemde, şöyle yanıtlamaya çalıştım Zeytin:

“Bu yıl yapılmamalıdır. Yapılacaksa da, hayatı doğru okumakla işe başlanmalıdır.

Nice özverili çabalardan sonra, yerel yönetimlerimizin de dikkatini çeken “Basmane Günleri” üstüne konuşmak ve yazmak, yolumuzu Orhan Beşikçi ağabeye düşürmeden olanaksızdır. İstanbul kent kültürü denince nasıl ki Çelik Gülersoy akla gelir, İzmir’deki karşılığı da, bir kent gözlemcisi kimliğiyle Orhan Beşikçi’dir. “Basmane Günleri” onun çocuğudur. Bizler de yıllardır, onun coşkusuna ve çabasına emeğimizle yoldaşlık yapmaya çalışırız. “Basmane Günleri” bugün neredeyse kurumsallaşmaya evrilmişse, bu yolculuğun payı unutulmamalıdır.

Bir semte dair yaratılacak algı ve farkındalığın, kentin her yerine örnek olup, benzeri etkinliklere esin vermesi, ihmal ve ertelemelerin tüm kent bileşenleri tarafından giderilmesi, “kentlilik ve kent kültürü” bağlamında bilgi ve belge üretilmesi, “Basmane Günleri”nin manifestosunu oluşturur.

Yılın 360 günü bunlardan bihaber yaşarken, 5 günlük bir buluşmada herkesten fazla İzmirli kesilenlerin; semtin dokusuna, kokusuna, insanına dair hiçbir fikri olmadan, “Harput’ta Bir Amerikalı” gibi dolaşıp, ahkam kesmeye kalkanların; elbette söylediklerimizle ve söyleyeceklerimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Neden bu denli önemli bir etkinliğin yapılmamasını, yapılacaksa hayatın doğru okunmasını istiyoruz? Basmane’de nicedir bir insanlık dramı yaşanmakta, bir keder gibi tüm kente yayılmaktadır. “Suriyeliler” olarak adlandırılan mülteciler, savaşın tüm sonuçlarıyla ve yarınlara dair tüm belirsizlikleriyle, Basmane’yi bir mülteci kampına çevirmiş durumdadır. Basmane’nin öteden beri yaşadığı sorunlar ve olumsuzluklar, bu hüzünlü insanlarla, her gün daha da ağırlaşmaktadır. Söz gelimi, yaşadıklarının pek azı basında yer alan kalabalıklar, kış gelince ne yapacaktır? Suç, hastalık, barınma, beslenme, eğitim, insan ticareti ve kaçakçılığı, güvenlik gibi pek çok sorun, tehdit olmaktan çıkmış, bir gerçekliğe dönüşmüştür. Savaş belasından kaçıp ülkemize gelen, kuşkusuz bir başka ülkeye gitme hayali içinde, her türlüsünden yeni dertle uğraşan bu insanların durumundan, muğlak politikalar, öngörüsüz çağırmalar, kof hamasiyet sorumludur. Bu dramın ortasında, hele ki eğlence odaklı, bandolu mızıkalı bir etkinliğin yapılması, vahim bir saygısızlık ve her açıdan hatalar zinciri anlamına gelecektir. Peki ne yapılmalıdır? Bu sorun, “Basmane Günleri”ni nasıl belirlemelidir?

“Mülteci Sorunu” temalı, çözüm odaklı, somut işlere dönüşecek bir buluşma gerçekleştirilmelidir. Yerel yönetimler, etkinlikler için ayırdıkları bütçeyi, bu amaca yönelik bir fona dönüştürmelidir. İnsan ve malzeme kaynağı, bu çalışmalara evrilmelidir. Sosyal demokrat dünya görüşüne sahip ve sosyal belediyeciliğin her alanında örnekler sergileyen yerel yönetimlerimizin, böyle bir çalışmaya odaklanması, İzmir’e çok yakışacaktır.

Buluşma, uluslararası efekt yaratmayı hedeflemelidir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası düzeyde ilgili kişilerin, resmi ve gönüllü kuruluşların, bu buluşmanın paydaşları ya da bileşenleri olması sağlanmalıdır. İzmir’den yükselecek sesler, öneriler ve gerçekleştirilecek somut işler, tüm dünyaya bu kanayan yarayı, bir daha anımsatacaktır. Böyle bir buluşma, yalnızca Basmane’nin durumuna yönelik bir çalışma değil, ahlakın, vicdanın, kısaca insanlığın dile gelmesi anlamını taşıyacaktır.

Kör, sağır ve dilsiz dünyanın, bu çabaya ihtiyacı var mıdır? Hala soruyorsanız, bu yazı boşuna yazıldı ve okundu demektir. Basmane’yi görün, yanıt işte tam orada…”

Sen ki, her etkinliği izleyen, her söyleşiyi sonuna dek dinleyen bir “Basmane Sakini”ydin. Zeytin, sahi sen ne derdin bu yaklaşım ve önerilere?

Can Dostum,
Sana yazmayı sürdüreceğim.
Biz huzur içinde yaşamıyoruz. Sen huzur içinde uyu.
Seni özlüyorum.


(Fotoğraflar: Hüseyin Erciyas)
35 kez okundu.

Bir cevap yazın