Erken Hıristiyanlık Döneminde İzmir

İlk metropolitler – ilk azizler – ilk mabetler

6-7 Şubat 2015 tarihlerinde İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen “1. İzmir’in Azizleri Sempozyumu”na tek Türk olarak katılmıştım. Sempozyumun gerek duyuru bakımından gerekse başka nedenlerle yeteri kadar İzmirlilere ulaşmadığı o tarihlerde çok konuşulmuştu. Dolayısıyla sempozyum çok fazla İzmirli tarafından maalesef izlenemedi. Ancak daha o günlerde sempozyumun hemen sonrasında haberdar olanlar izleyemedikleri sempozyumda sunduğum bildiriyi mutlaka okumak istediklerini iletmişlerdi.

Bu bağlamda sempozyumda sunduğum bildiri metnini biraz daha zenginleştirilmiş haliyle Kent-Yaşam sayfalarında meraklılarına sunmayı bir sorumluluk olarak gördüm.

Hellenistik ve Roma dönemlerinde İzmir

Makedon Kralı Büyük İskender’in Hellen Birliği’ni kurmasından sonra Batı Anadolu’ya gelerek bölgeyi Pers egemenliğinden kurtarması İzmir’in de tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bilinen efsanedir: Büyük İskender İzmir’de avlanmaya çıktığı bir günde Nemesis Mabedi önündeki Çitlembik/Çınar ağacı önünde uykuya dalar ve rüyasında Nemesisler Yeni Smyrna’yı Pagos eteklerinde kurmasını söylerler.

Klaros’taki Apollon Tapınağı kâhini rüyayı şöyle yorumlar: Yeni Smyrna’da yaşayacak olanlar eski Smyrna’ya göre üç-dört kat daha fazla mutlu olacaklardır. Ve kentin kurulma iradesi ortaya konmuştur. Rüyanın bu yorumu aynı zamanda yeni kurulacak kente insanların yerleşmesi için iyi bir motivasyondur da…

Büyük İskender’in generallerinden Antigonos ve Lysimachos büyük ölçüde kentin kurucuları olmuştur. Bir süre sonra Selevkoslar’ın egemenliğine giren kent, bir dönem de Bergama Krallığı’nın yönetiminde kalır. İ.Ö. 133/129 Roma egemenliğinin İzmir’de başladığı tarih olarak kabul edilir.

İzmir, Roma Dönemi’nde Efes ve Bergama ile birlikte en ünlü ve önemli Roma kentleri arasında yerini alır. “Asya’nın İncisi”, “Asya’nın Gözü” gibi tanımlamalar bu döneme aittir.

Roma’nın parlak kentlerinden olan İzmir, Tiberius, Hadrian, Caracalla tarafından olmak üzere üç defa “Neokori” ilan edilmiştir. Hatta İ.S. 3. Yüzyıl başlarında Caracalla/Marcus Aurelius Antoninus tarafından İzmir “Asya’nın birincisi” ilan edilmiştir.

Bu dönemde İzmirlilerin inanç sisteminde Dionysos, Nemesis, Janus ve Kybele yer almaktaydı. Özellikle Nemesis İzmirlilerin yaşamında en önemli tanrı idi diyebiliriz. Özellikle Büyük İskender’in İzmir’e gelmiş olasılığında Çifte Nemesis Mabedi önünde uykuya daldığı efsanesinden yola çıkarsak Pagos eteklerinde henüz kent yokken bir Nemeseion’dan söz edebiliriz. İ.S. 3. Yüzyıl ortasında şehit edilen Pionios’un Nemesis Mabedi’ne kurban vermesi istendiğini düşünürsek neredeyse 500 yıllık bir Nemesis gücü bu kentte egemen olmuştur.

İzmir’de çifte Nemesis

İzmirliler, İntikam ve Gazap Tanrıçası Nemesis’e büyük önem verirlerdi. Gece’nin veya Gece ile Okyanus’un kızı olduğuna inanılan Nemesis, İzmir’de alışılmışın dışında tek değil, çifte Nemesis olarak tapınılırdı. Efes’te de Çifte Nemesis olmasına karşılık İzmir’in çifte Nemesis’i kent ve hatta kıta dışına taşan bir üne sahipti. Örneğin, İspanya’nın kuzeybatısında Asturica bölgesinde yapılan kazılarda İzmir’in çifte Nemesis’ine adanmış bir Nemeseion ortaya çıkarılmıştır.
İntikam ve gazap tanrıçası olan Nemesis, adaletin kin ve intikam yoluyla sağlanmasına, insanların kibirden arınmasına aracılık ederdi. Yanlış bir iş yaptıklarında İzmirlilerin Nemesis’in gazabından korunmak için şöyle hafifçe sağa dönerek yere tükürdükleri aktarılanlar arasındadır.

Yeni Smyrna’da toplumsal yaşam

Anadolu’da Roma egemenliğinin başlamasıyla birlikte ortaya çıkan huzursuzluklar ortadan kaldırıldıktan sonra İzmir, imparatorluğun Batı Anadolu’daki en önemli kentleri arasındaki yerini alır.

Bu dönemde kentin Roma kent anlayışına uygun olarak imar edildiği; stadium, agora, tiyatro ve tapınak gibi yapılarla donatıldığını biliyoruz.

Bu dönemde kentte Helenler, Lidyalılar, Frigyalılar, Karyalılar, Galatlar, Makedonlar, Persler, Romalılar ve Yahudiler yaşamaktaydı.

Özellikle İ.S. 1. Yüzyıl’da kentin önemli bir çekim merkezi olduğu bilinmektedir. Bu dönemde kentin nüfusunun yaklaşık 100 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Halkın çoğunluğunu zanaatkârlar, sanatçılar, tarımla uğraşanlar, balıkçılar ve kentteki hamam sayısına bağlı olarak hamam çalışanlarından oluştuğu ileri sürülmektedir.

Yahudilerin İzmir ve Batı Anadolu’ya göçleri

Yahudilerin İzmir’e ilk olarak İ.Ö. 3. Yüzyıl sonları ile 2. Yüzyıl başlarında geldiği tahmin edilmektedir. Özellikle İ.S. 37 olayları, İ.S. 70’de Kudüs’ün İmparatorluk tarafından yerle bir edilmesi ve İ.S. 132-135 yıllarında meydana gelen “Büyük Yahudi İsyanı” sonrasında bölgeden İzmir ve Batı Anadolu’ya çok sayıda Yahudi yerleştiğini biliyoruz. Bu bağlamda kentte hatırı sayılır bir Yahudi nüfus varlığını hep sürdürmüştür. Sadece İ.S. 6. ve 9. Yüzyıllar arası bu izleri sürmek mümkün olmamaktadır. Roma Dönemi’nde İzmir’de Yahudilerin bir sinagogu olduğu tahmin edilmektedir.

Yahudilerin İzmir’de yöre kültürüne uyum sağlayarak kültürel anlamda Hellenleştikleri ileri sürülebilir. Bunun en iyi kanıtları; öncelikle İzmir’de Yahudiler biri Hellen diğeri Yahudi adı olmak üzere iki isim taşıyorlardı. Bir diğer önemli kanıt ise Batı Anadolu’da Yahudilere ait bulunan 250 mezar taşı kitabesinin yüzde 95’i Grekçe, yüzde 5’i ise İbranicedir.

Havarilerin Batı Anadolu’ya gelmesi ve Hıristiyanlığın yayılması
İ.S. 30’lu yılların ortasından sonra havarilerden Aziz Yuhanna ve Aziz Pavlos’un Batı Anadolu’ya ve adalara gelmesiyle birlikte bölgede Hıristiyanlık da görülmeye başlamıştır. Bu arada Batı Anadolu kentlerinde yeni dini kabul edenler ortaya çıkmıştır. Bölgenin bu ilk Hıristiyanları yeni dini doğrudan havarilerden öğrenmişler ve yayılması için büyük çaba harcamışlardır. Bu bağlamda İzmir’de Hıristiyanlığın görüldüğü tarih, Georgios Lampakis’e göre 50’li yılların ortalarıdır.

Batı Anadolu’da ilk Hıristiyan cemaatler Efes, Laodikeia, Kolossea, Hierapolis ve Galat gibi merkezlerde kurulmuş; çok kısa sürede hedeflenen diğer kentlere yayılmıştır: Smyrna (İzmir), Thyatira (Akhisar), Sardes, Philadelphia (Alaşehir).

Bölgenin sahip olduğu refah düzeyi ve politik istikrarlı ortam yeni dinin kısa sürede kabulünü ve yayılmasını sağlamıştır. İ.S. 1. Yüzyıl’da Hıristiyanlığın yayıldığı 50 kentten 24’ü İmparatorluk sınırları içindeydi. Bu yayılma ve kabul 2. Yüzyıl’da artarak devam etti. 2. Yüzyıl sonunda Hıristiyanlığın yayıldığı 101 kentten 57’si yine İmparatorluk sınırlarında kalıyordu.

İzmir’in ilk metropolitleri ve ilk azizleri: Aziz Bukolos, Aziz Polikarp, Aziz Pionios

1.Yüzyıl’da İzmir Hıristiyanlığı için en önemli isimlerin başında kuşkusuz Bukolos gelmektedir. Bukolos, Havarilerden öğrendiği ve kabul ettiği yeni dinin İzmir’de yayılması için uğraş vermiştir. Aziz Yuhanna tarafından İzmir Metropolitliği ilan edilmiş ve Aziz Bukolos ilk metropolit olarak atanmıştır. 105-110 yılları arasında öldüğü tahmin edilen Bukolos, yanında yetiştirdiği ve erken yaşlarında Hıristiyanlığı kabul eden Polikarp’ı kendinden sonraki metropolit olarak bırakmıştır.

Hıristiyanlık tarihinde ve İzmir Hıristiyanlığı’nda önemli bir yer tutan Polikarp, 155-177 tarihleri arasına tarihlenen bir dönemde Kadifekale’de yakılarak öldürülmüştür.

İzmir’in Hıristiyanlık tarihi açısından oynadığı önemli rolü azizler bağlamında üç aşamada ele almak yerinde olur düşüncesindeyim:

– İzmirli olarak İzmir’de Hıristiyanlığı kabul etmiş ve burada bu yeni din için mücadele ederek şehitlik mertebesine ulaşmış olanlar (Aziz Polikarp, Aziz Pionios, Aziz Germanicus, Aziz Dimas, Aziz Michael, Aziz Prokopoius vd),

– Başka bir merkezin metropoliti olarak İzmir’de inanç şehidi/mertür olmuş olanlar (Eumene Metropoliti Thraseas, Girit Metropoliti Aziz Mark, Athos Dağı Metropoliti Aziz Prokopios vd.),

– İzmirli olup da başka merkezlerde Hıristiyanlık için mücadele ederek inanç şehidi/mertür olanlar (Lyon Metropoliti Aziz İrenaeus, Sakız’da şehit edilen İzmir Metropoliti Aziz Mark vd.)

İzmir’in ilk on Hıristiyan önderi ve metropoliti

1) Aristo I.,
2) Strateas, (Efes Metropoliti Aziz Thimoteus’un anne tarafından akrabasıdır ve Aziz Yuhanna Galat’a giderken İzmir’e uğramış ve Strateas’ın evinde kalmıştır.),
3) Aristo II/Apeleus,
4) Bukolos,
5) Polikarp,
6) Papyrius,
7) Camerius,
8) Thruseas,
9) Eudemon,
10) Pionios.

Elbette bu isimler arasında Aziz Polikarp ve Aziz Pionios ayrı bir öneme sahiptir. Aziz Pionios’un İ.S. 250’de İmparator Decius zamanında öldürüldüğüne dair bilgilerimiz kesin ise de, Aziz Polikarp ile ilgili tarihler değişkendir.

Aziz Polikarp ve Aziz Pionios

Aziz Polikarp

İzmir’in Hıristiyanlık Tarihi’nde öncü rol oynayan Aziz Polikarp’ın doğum tarihinin tartışmalı olması kadar ölüm tarihi de tartışmalıdır. 65-70 yılları arasında doğduğu tahmin edilen Polikarp’ın dönemin Hıristiyan önderi olan Bukolos tarafından genç yaşta öğrenci olarak yetiştirildiği bilinmektedir. Yeni dinin dirayetli bir savunucusu olan Polikarp’ın Bukolos tarafından bizzat ölümünden sonra İzmir Metropoliti olarak atandığını da biliyoruz. Bukolos’un ölümünün 105-110 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Polikarp’ın yaşamı ve dönemi ile ilgili bilgilere İzmirli bir inanç şehidi olan Lyon Metropoliti Irenaeus’un aktardıklarından bilgi sahibi oluyoruz. 135-140 yılları arasında İzmir’de dünyaya gelen Irenaeus, Polikarp’ın öğrencisi olmuş ve onun yaşamına tanıklık etmiştir. Aziz Photinus’un ölümünden sonra Lyon Metropoliti olan Irenaeus, kendisi de burada inançları uğruna 202/203 tarihinde şehit olmuş ve aziz ilan edilmiştir.

Aziz Polikarp’ın öldürülmesi ve yaşı konusu da uzun tartışmalara konu olmuştur. Örneğin kendisinin söylediği, “86 yıl bu inanca hizmet ettim” sözü, O’nun 86 yaşında öldürüldüğünü mü yoksa Hıristiyanlığa geçtikten sonraki ömrünü mü, ima ettiği konusu tartışmalıdır.

65-70 yılları arasında doğduğu kabul edilen Aziz Polikarp’ın ölüm tarihi de tartışmalıdır. Bu konuda 155/56 (Barnes Timothy, 1968), 166/67 (Baron Hans von Campenhausen, 1957) ve 177 (Grégoire, Henry-Orgels, Paul, 1951) gibi üç tarih bulunmaktadır. Kabul edilen tarih 155/56 olmasına karşılık, Marcus Aurelius Dönemi göz önüne alınırsa (161-180) bu tarih de tartışmalı hale gelmektedir. İzmir’de meydana gelen yıkıcı 178 depremini Hıristiyan İzmirlilerin Aziz Polikarp’ın öldürülmesine yorması bu tarihin 177 olabileceğini akla getirmektedir.

İzmir’in koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Polikarp’ın kerametinin kulak ağrılarını iyileştirmek olduğuna inanılır.

Aziz Pionios

Pionios’un İzmir’de şehit edilmesi genellikle Anadolu’daki ilk inanç şehitlerinden kabul edilen Polikarp’ın isminin gerisinde kalmış ve İzmir için yeteri kadar önemi ortaya konmamıştır. Pionios, İzmir Hıristiyanlık Tarihi açısından önemli olduğu kadar Şehitnamesi’nde yer alan bilgiler bağlamında İzmir’in tarihsel topografyası bakımından da önem kazanmaktadır.

İmparator Decius döneminde öldürülen Pionios’un Şehitnamesi üzerine yapılan incelemeler, metnin son bölümü olan şehit düştüğü bölüme kadar olan bölümlerin Pionios’un kendisi tarafından yazıldığı şeklinde yorumlanmaktadır. Polikarp’ın şehitnamesinin de yazarı olarak bildiğimiz Pionios’un ölümünden sonra son bölümünün şehitname yazma tekniğine göre eklenmiş olabileceği güçlü bir olasılıktır.

Pionios’un adı, “Vita Polycarpi” adlı eserin yazarı olarak geçmektedir. Ancak metin üzerinde yapılan çözümlemeler, bu metnin 4. Yüzyıl ortalarında yazıldığını ortaya koymaktadır.

Elimizde var olan Grekçe, Latince, Ermenice ve Slavca şehitnameler en kayda değer yazma eserlerdir. Bunlar arasında Grekçe olan en kapsamlı olanıdır.
Pionios’un şehitnamesi üzerinden yapılan okuma bize dönemin İzmiri hakkında da bilgi vermektedir. Bu bilgiler arasında Pionios’un Agora’da İzmirlilere hitaben yaptığı konuşma ve kendisinden Nemeseion’a kurban vermesi konusundaki taleptir. Bize İzmir Agorası hakkında ve Nemesis Mabedi’nin İzmir için oynadığı rol hakkında fikir vermektedir. Ayrıca bu metinden Nemeseion’un Agora yakınlarında olduğu konusunda edindiğimiz bilgi, İzmir topografyası için elde edilmiş değerli bir bilgidir. Ayrıca bugün ortaya çıkmış bulunan Agora’nın batı yakasındaki çifte kapının simetriğinde yani doğu yakasında da çifte kapı olduğunu Pionios’un şehitnamesinden öğreniyoruz. Çünkü Pionios Agora’ya bu kapıdan getirilmiştir.

Pionios’un şehitnamesini Eusebius’tan öğrendiğimiz için de metnin onun ölümünden yani İ.S. 339/340 tarihinden önce yazılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Pionios’un İzmir Agorası’nda İzmirlilere hitaben yaptığı tarihi konuşma şöyledir:

“Şehirlerinin güzelliğiyle ve ozanları Homeros ile övünen İzmir’in yurttaşları ve siz Yahudiler; hepiniz ölmemizi istiyorsunuz ve bunun sizleri memnun edeceğini biliyorum!
Ancak siz Hellenler; ‘Bir insanın ölümü üzerinden mutlu olmak iyi bir şey değildir!’ diyen Homeros’un bu öğretisini unutmayın!’
Ve siz Yahudiler; Musa Peygamber, ‘Eğer düşmanının eşeği ağır yük altında eziliyorsa, geçip gitme, kayıtsız kalma ona yardım et!’ diye emretmez mi ki. Ve Hazreti Süleyman der ki, ‘Eğer düşmanın düşerse onun düşmesine sevinme. Hatta onun düşmüşlüğünün üzerinden yükselmeye kalkma!’
Ben ustamın öğretisini takip etmeye ve onun yolundan gitmeye çalışan birisiyim. Ona olan sadakatimi yitirmektense ölmeyi yeğlerim. Yıllardır başkalarına öğretmeyi amaç edindiğim ustamın öğretisini yok sayamam!”


İzmir’deki erken dönem Hıristiyan dini yapıları üzerine

İzmir’de erken dönemde bir kilise ve yeri konusunda kesin bilgiler mevcut değildir. Ancak bugün Cicipark olarak bildiğimiz ve Osmanlı Dönemi’nde de Ulumezarlık ve Karagümrük adıyla bilinen Müslüman Mezarlığı yerinin yani Roma Dönemi’ndeki Efes Kapısı olarak kullanılan bölgenin İzmir’in ilk Hıristiyan Mezarlığı olduğu kuvvetli bir olasılıktır.

Ancak Hıristiyanlığın Milano Sözleşmesi (312/13) ile kabul edilmesinden sonra orta vadede kentteki pagan yapıların kiliseye dönüştürülmüş olabileceği düşünülebilir.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra İzmir’in büyük ölçüde önem kaybetmiş olduğu bilinmektedir. Çevrede en erken bilgi sahibi olduğumuz yapı 13. Yüzyıl başlarına tarihlenen ve Nif Dağı eteklerinde bulunan Lembos Manastırı’dır. Manisa’da bulunan ve 1387 yılında İzmir Metropolitliği’ne bırakılan Krytzes Manastırı; 1387 yılında İzmir ve Efes metropolitlikleri arasında anlaşmazlık konusu olan ve bu iki kent arasında lokalize edilen Ambriulios Manastırı çevredeki erken dönem manastırlarıdır.

İzmir’deki bir diğer önemli yer ise 1588 yılından itibaren dini ziyaretgâh olarak kullanılan bugünkü Aya Vukla Kilisesi’nin bulunduğu alandır. Burası, Aziz Bukolos’un şehir surlarının yakınında bir yer olan defnedildiği yerdir. Büyük bir olasılıkla burada apsisin altında Aziz Bukolos’un sandukasının yanı sıra İzmir’de inanç şehidi olan ve Aziz Bukolos’un yanına defnedilen Eumene Metropoliti (Denizli iline bağlı Çivril ilçesinin Işıklı beldesi) Aziz Thraseas’ın sandukası da bulunmaktadır.

Ayrıca Değirmendağı eteklerinde olduğu bilinen Azize Veneranda Kilisesi, Dibekbaşı’nda varlığı bilinen, Kıbrıs’taki Panagia Kykkou Manastırı’na bağlı olarak inşa edilen Panagia Kykou/Meryem Ana Şapeli ve hemen bu şapelin aşağısında Panagia Galatoussa/Sütveren Meryem/Sütveren Tanrı Annesi Ayazması erken dönem Hıristiyanlık yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu yapılarla ilgili bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır. Meryem Ana adına bu kadar yakın iki yapının bulunması bölgenin Meryem Ana ile ilişkisini düşündürmektedir.

Günümüzde varlığını kısmen sürdüren Agora yakınlarındaki Küçük Aya Yanni Kilisesi, 18. Yüzyıl seyyahlarının aktardıklarına göre o tarihte kullanılan bir kiliseydi. 19. Yüzyıl başlarında yeniden inşa edilen bu kilisenin önceki halinin eski bir kalıntı olduğu düşünülebilir. Belki de seyyahların ve din adamlarının uzun yıllardır aradığı İzmir’de Aziz Yuhanna adına yapılmış olduğunu düşündükleri kilise bu yapıdır. Aziz Pionios’un kurban vermesi için baskıya maruz kaldığı Nemeseion’un yerinin Agora yakınlarında olduğu lokasyonu göz önüne alınırsa bu kilisenin yerinde olduğu düşünülebilir.

Bir diğer önemli yapı kalıntısı ise Kadifekale’de kale ile eski stadium arasında kalan bir yerde olduğu ileri sürülen elimizde 1680’li yıllara dair nadir bir gravürü bulunan Aziz Polikarp adına yapılmış olan şapeldir. Bu şapel ile ilk bilgiyi 1630 yılında aktaran Fransız Kapusen Rahibi Pere Pacifique olmuştur. 1824-28 yılları arasında İzmir topografyası üzerine değerli bilgiler aktaran Baron Anton Prokesch von Osten ise 1825 yılında bölgeyi gezerken bu şapelin kalıntısını saptamış ve yapının mimari özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Baron’un tespitine göre, o yıllarda kilisede ayine katılmış Rumlardan hala kentte yaşayanlar ve bu ayine katıldığını aktaranlar bulunmaktaydı.

İzmir’in 15. Yüzyıl öncesinde hac yeri olarak ziyaret edildiğini biliyoruz. Ancak bu ziyaretin Aziz Polikarp ile mi ilgili olduğu yoksa Meryem Ana adına yapılmış şapel ve ayazma ile mi ilgili olduğu araştırılmayı beklemektedir. Panagia Galatousa/Sütveren Meryem adıyla bilinen ayazma, sütü olmayan kadınların süt sahibi olmak için ziyaret ettikleri bir yerdi. Batı Anadolu, Ege adaları ve Yunanistan’dan dahi ziyaretçilerin geldiği önemli bir merkezdi bu ayazma.

Aziz Polikarp’ın mezarı ile ilgili konu çok daha karmaşıktır. Onun için burada bu konuya değinmeyeceğim.

Sonuç:

Aslında ister Hellenistik Dönem, ister Roma Dönemi veya Erken Hıristiyanlık Dönemi ile ilgili isterse Osmanlı Dönemi ile ilgili bir araştırma yapılsın. Tüm bu araştırmaların vereceği sonuçlar bu kentin, İzmir’in tarihine ışık tutacak ve bilinmeyenlerini aydınlığa çıkaracak çalışmalar olacaktır.

Erken Dönem’de İzmir’de Hıristiyanlık üzerine yapılacak çalışmalar, bize, kentin tarihsel topografyası üzerine düşünme ve zenginleşme olanağı sunacağı gibi kentin bütüncül ve süreklilik içinde tarihinin algılanmasında da önemli bir rol oynayacaktır.

Belki son sözü İzmir araştırmalarına önemli bir derinlik kazandırmış olan Wolfgang Müller-Wiener’in sözleriyle noktalamakta ve onun sözünü yinelemekte yarar var:

“İzmir kalıntı bakımından yoksul olsa da aktarılan bilgi bakımından zengin bir kenttir.”

Bu bilgi birikimini ortaya çıkararak kentin belleğine katkıda bulunmak İzmir’e önemli bir hizmeti yerine getirmek -bilgi bakımından üvey evlat muamelesi gören bu kente vefa borcunu ödemek- olacaktır!

Kaynakça:

Ameling, Walter: Die Jüdische Diaspora Kleinasiens und der “epigraphie habit”; Jewish Identity in the Greco-Roman World Leiden-Boston 2007 içinde.
Buschmann, Gerd: Das Martyrium des Polykarp, Göttingen 1998.
Butler, Alban (Almancaya Çeviren: Dr. Raess, Dr. Weis): Leben der Vaeter und Martyrer nebst anderer vorzüglichen heiligen, Cit 2, Mainz 1823.
Corssen, P.: Vita Polycarpi, Berlin.
Eusebius (Almancaya Çeviren: August Clotz): Kirchengeschichte, Stuttgart 1839.
Fontrier, Aristo M.: Le Monastère de Lembos près de Smyrne et ses possessions au XIIIe siècle (pl. XVIII) In: Bulletin de correspondance hellénique. Volume 16, 1892. pp. 379-410.
Funk, F. X.: Apostolischen Vaeter, Tübingen-Leipzig 1901.
Lightfoot, J. B.: The Apostolıc Fathers, wıth ıntroductıons, notes, dıssertatıons, and translatıons. Part II S. Ignatius, S. Polycarp, II. Baskı, Cilt III. New York 1889.
Noroff, A. S.: Der Sieben Kirchen der Offenbarung St. Johannis, Leipzig 1860.
Padovese, Prof. Luigi: Christen in der Türkei: Geschichte und Gegenwart, 2006.
Philhofer, Philipp: Das Martyrium des Pionios im Kontext der altchristlichen Maertyrertradition, 23 kasım 2012’de savunulmuş, yayınlanmamış tez.
Waechter, Albert: Der Verfall des Grichentums in Kleinasien im XIV. Jahrhundert, Leipzig 1903.
28 kez okundu.

Bir cevap yazın