Yazdır Arkadaşına gönder
Vicdan coğrafyasında kuraklık
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanEn son ne zaman kendinle konuştun? Aynaya bakmadan ve gözlerini görmeden, karanlık ve dipsiz bir kuyunun başında oturup en son ne zaman dinledin kendi sesini. Hayır. Gözlerini görmemen gerek gerçek sesini duyabilmek için çünkü çoktan öğrendin göz bebeklerine bakarak yalan söylemeyi sen. Ve çok uzun zamandır tekrar edebiliyorsun yalan söylerken teklememeyi.

Konuşmuş olsaydın kendinle, o zaman vicdanın bir parçası yeşil kalabilirdi belki. Belki kendinle gurur duyabilirdin ve belki şimdi olan bitenler karşısında böylesine pasif ve böylesine şaşkın kala kalmazdın. Çünkü tamda şimdi ihtiyacın var serin bir vicdana. Serin ve derin bir vicdanın olmalı. Ve sen oraya sığınıp temiz bir isim gibi temiz bir geçmiş de bırakabilmelisin çocuklarına.

Oysa çoktan kurudu o coğrafyanın toprakları. Sen vicdanını terk eyledikten kısa bir süre sonra, kapısı açılmayan köhne mezarlıkların akıbetiyle bir oldu vicdan coğrafyan. Önce yaban otları bitti üzerinde ve ayrışmayan o otlar sararıp kurudu bir bir. Şimdi koca bir çöl sana kalan doya doya kullan.

Yaşadıkların karşısında şok oluyorsan eğer haksızsın. Bağıra bağıra geldik bugünlere. Bir avuç deli dışında – onlar önceden fark eder her şeyi tıpkı hayvanlar gibidir içgüdüleri – kimse sesini çıkarmadı. Şimdi haksızlıklar karşısında boynunu eğip, gözlerini yere dikme boşuna kimse ağlayan sesini duymayacak ve duysa dahi tıpkı senin senden öncekilere yaptığın gibi umursamayacak.

Mesela hiç merak ettin mi cumartesi annelerinin evlatlarını, mesela Fadime Göktepe'ye ne oldu Metin gittikten sonra, bir şehit anası gecede kaç kabus görür bilir misin? Manisalı çocuklar büyüdüğünde tutabildin mi yaralı ellerini, Vedat'ı atarlarken pencereden ve diğerleri sallanırken dar ağacında neredeydin? Açlık grevlerinde ölüme yatan genç kızlar ve delikanlılar için ne düşündün? Bilebiliyor musun kaçıncı ölüm oldu ve niye oldu?

Hiç düşündün mü travestilerin neden fuhuş yapmak zorunda kaldığını ve eş cinsellerin her daim kendini gizlemek zorunda kaldıklarını, her zaman gizlenmenin nasıl bir azap olduğunu?

Aç olmanın ne demek olduğunu, yargısız infazın ne anlama geldiğini, iftiranın temizlenmesi zor bir leke olduğunu ve insanın çocuğu için çalabileceğini?

Şimdi yapabildiğimiz tek şey, uzun zamandır yaptığımız tek şey aslında. Yine ağzımız açık seyrediyoruz beyaz camdan. Çalıp çırptığımız o küçük laflarla gevelenip duruyoruz bize ait olmayan fikirleri bizimmiş gibi yaparak en sevdiğimiz oyunu oynuyoruz. Hiçbir yararı olmayan kelime baloncukları üretiyoruz.

Çünkü ey okur, sen, ben, biz çoktan kurumaya terk ettik vicdanlarımızı. Bizim insanlarımızı terk ederek yalnızlaştık önce, bizim derdimiz değil ve ucu bize dokunmuyor diye kafamızı çevirdik. Çığlıklar attı insanlar etrafımızda duymadık, duymak istemedik. Şimdi yorgun ve çaresiziz. Şimdi vicdanlarımıza birileri su serpsin diye bekliyoruz. Birileri hiç gelmeyecek. Gelecek olanlar ise bize su vermeyecek. Şimdi o dipsiz kuyuya bir daha bakmalıyız, bakıp bir kez daha konuşmalıyız kendimizle ve belki affedecek bir yürek vardır kayıtsızlıklarımızı ve korkak adımlarımızı.

Birileri affetmeli bizi, affetmeli çünkü şimdi bir sabah ansızın geleceklermiş gibi geliyorsa bize, düşünmeye, inanmaya, inandıklarını söylemeye, inandığın gibi yaşamaya, baskı olmadan ve hür ve endişesiz nefes almanın na mümkün olduğunu düşündürüyorsa hayat bize bu günlerde işte onun nedeni tam orada... Vicdan coğrafyasının kuruyan topraklarında gizlidir.

Tarih: 13/7/2008
9782 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri