Yazdır Arkadaşına gönder
Vali Kıraç: İzmir'in insan kaynağı zengin
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasSöyleşiyle Kent Yaşam'a konuk etmek istediğimiz İzmir Valisi Mustafa Cahit Kıraç'a makamında konuk olduk. Vali Kıraç, hükümetin kentteki uygulayıcısı ve kendi deyimiyle "Özel İdare'nin başı sıfatıyla bir yerel yönetici" olarak, kent için üretilen projeleri ve yatırımları anlattı bize. İzmir Valiliği görevinin 966. günündeki söyleşimiz sırasında kentin en önemli sorunlarından birisi olan işsizliği çözüp istihdam yaratabilmek için, projeler yaratmanın zorunlu olduğunun altını çizdi sık sık.

Sanırım uzun yıllar sonra adı geçtiğinde "projeci vali" olarak anılacak Kıraç'ın, kent turizmi, bakıma muhtaç çocuklar ve istihdam yaratma konusundaki duyarlılıklarının İzmir için bir şans olduğunu düşünmeden edemedim söyleşi sonrası.

İzmir, insan kaynağı zengin şehir

- İki yılı aşkın süredir İzmir'de görevdesiniz. Size göre İzmir ne kenti? Geldiğinizde düşündüğünüz İzmir'le, gördüğünüz ve yaşadığınız İzmir arasında çok fark var mı?

- Bana göre İzmir, insan kaynağı zengin bir şehir. Çok yetişkin insanı var, her boyutuyla. Sanatından sporuna, eğitiminden sağlığına, bilim adamından tekniğine her alanda Türkiye'nin yetiştirdiği çok değerli insanlar var. Bütün dünya ülkeleriyle yarışacak yetişmiş insana sahip. İzmir Türkiye'nin vizyonu olan şehridir. İzmir'i, Türkiye'nin hem içe hem dışa açılan, önemli politikalarının üretildiği, uygulandığı bir şehir olarak görüyorum.

Valilik, vatandaş için bir umut kapısıdır

- İzlediğimiz kadarıyla çok yoğun çalışıyorsunuz. Kentte düzenlenen birçok etkinliğe konuk olarak katılıyor, görüşlerinizi anlatıyorsunuz. İzmir'e nasıl çalışıyorsunuz?

- Valilik görevi, hükümetin idari ve siyasi yürütme organı sıfatını bana veriyor. Hükümetin almış olduğu bütün kararları uygulamaktan sorumluyum. Ayrıca devleti ve hükümeti temsil etmek sıfatım itibariyle de halkın her noktada, her sorunu için başvurabileceği, kapımızı çalacağı, o kapıyı açık bulma umuduyla geldiği bir umut kapısıdır burası aynı zamanda. Dolayısıyla bu kapının hiçbir zaman vatandaşa kapalı olmaması gerekiyor Eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada sorunu olan, yerel yönetimle problemi olan herkes buraya geliyor Adli ve askeri problemler hariç diğerlerinin çözümüyle ilgili bana görev veriyor. Dolayısıyla bu sirkülasyon içinde hem işlerin koordineli bir şekilde yürütülmesinden sorumluyum hem de bazı yerlerde aksaklıklar varsa oralara müdahale etmekle görevliyim. Bu boyut içinde halkla birlikte olmadan onların sorunlarını öğrenmek ve o sorunlara akıllı çözümler üretmek de mümkün değil.

Sivil toplum örgütleri İzmir'in avantajı

- İzmir'de sivil toplum örgütleriyle nasıl bir etkileşim içindesiniz?

- İzmir'in en büyük avantajı, bünyesinde 5 bine yakın sivil toplum örgütü var. Bu sivil toplum örgütleri her sektörde her alanda değişik fikirleri görüşleri projeleri takip edebiliyor. Yenilerini oluşturabiliyor. Sorunun ne olduğunu bunun nasıl çözülebileceğini, o çözüme doğru ilerlemeler varsa onu görebilme görmediği takdirde eleştiri yapma hakları var. Ve onları da dinliyor ve konuşuyoruz. Dolayısıyla İzmir'in nabzını tutmadan, sivil toplum örgütleriyle aynı platformlarda olmadan İzmir'in geleceğe uygun kurgulanmalarının yapılanmasında yanlışlıklar olacağını düşünüyorum. İzmir'e kafa yoran, proje üreten İzmir'in geleceğiyle ilgili düşünceleri olan insanlarla birlikte hareket etme mecburiyetimiz var. Ayrıca tabii kendi bünyemize bizimle birlikte çalışan kamu kurumlarımız var. Onlar aynı zamanda benim danışmanlarım. Sağlıktan tarıma, bayındırlıktan spora, vergiden ulaştırmaya... Hangi alandan bakarsanız bakın denizcilikten yerel yönetimlere... Aynı zamanda ben, özel idarenin başı sıfatıyla bir yerel yöneticiyim. Bütün bunlarla beraber yeni kurulan Kalkınma Ajansı'yla beraber İzmir'i daha ileriye götürebilmenin ön koşullarının neler olduğunu, bunları nasıl geliştirebileceğimizi, planları nasıl eksiksiz uygulayabileceğimizi hep beraber düşünüyor ve adım adım takip ediyorum bunları.

İzmirli profili

- Birkaç hafta önce düzenlenen İzmirli Olmak Sempozyumu'nda yaptığınız konuşmada “Kentte en çok hemşehri dernekleri ve kadın dernekleri var” demiştiniz. Bu nasıl bir İzmir profili çıkarıyor?

- Bu şöyle bir profil çıkartıyor. Hemşehri derneklerinin çok olması Türkiye'nin bir harman yapısının burada olduğunu gösterir. Biz, burada farklılıkları zenginlik olarak görüp bundan istifade etme yönünde politikalar geliştirirsek İzmir'in avantajı olur. Ama bu farklılıkları ayrılık haline getirirsek bu İzmir için hoş çalışma platformu oluşturmaz.

Koruma işi, bir eğitim problemi

- İzmir 8 bin 500 yıllık kent diyoruz ama tarihimizi, tarihi yapıtlarımızı ne kadar koruyabiliyoruz? Koruma bilincimiz ne durumda?

- Bu bir eğitim problemi. "İzmir'i koruyun" demekle bu iş korunmaz. Bunun mutlaka bilinç seviyesini yükseltmemiz gerekiyor. İlkokuldan, hatta okul öncesi eğitimden başlayarak insanlara şehirlerin de bir varlık olduğunu, onların da ruhlarını ve canlı olduklarını bilinciyle bu kültür varlıklarını canlı tutmamız, onlara iyi baktığımız takdirde iyi olacaklarını onlara öğretmemiz gerekiyor. Dolayısıyla İzmir'de korunması gereken kültür varlıklarının müthiş bir değer olduğunu ve İzmir'in bünyesinde bunu çok barındırdığını biliyorum. Ve çok yeterli korunduklarını söylemiyorum.

Tarihi yapıların korunması için destek

- Koruma bizde genelde parça parça yapılıyor. Bir bütünlük oluşturamıyoruz.

- Evet yani. Onun için mesela bizim bu korunması gerekli kültür varlıklarıyla ilgili, emlak vergilerinden kesilen paylardan oluşan bir fonumuz var valilik bünyemizde. Bu kaynaktan ben geldiğimden bu yana 145 projeye destek verdim. Onlar asıllarına uygun onarılarak insanların hizmetine sunuldu. Kültür varlıklarını bünyesinde bulunduran beldelerde, belediyelerde, ilçelerde belediyeler ve kaymakamlıklar, bunları korumakla ilgili proje yapar ise proje yapımına da destek veriyorum. Hazırlanan projenin uygulama ve tatbikatlarına da kaynak kullandırtıyorum. Şu ana kadar bana gelen 145 projenin tümüne kaynak kullandırttım ve o da 40 - 42 milyon liranın üzerinde bir kaynak, yaklaşık olarak.

- İlçeler de buna dahil mi?

- Dahil. Kemeraltı var, Havagazı Fabrikası var. Karşıyaka'da Zübeyde Hanım Köşkü var. Birgi, Bergama da var. Hem projesine hem uygulamasına destek veriyorum. Bu rakam büyükşehir hudutları içindeki belediyelerde yüzde 60'a kadar çıkıyor. Diğer ilçelerde, beldelerde yüzde 95'e kadar destek verme imkanımız var.

Ege Medeniyetleri Müzesi yolda

- EXPO sürecinde sizin dile getirdiğiniz mega müze projesi, şimdi tekrar gündeme geldi.

- Mega müze projesi, Ege medeniyetleri müzesi artık rayına girdi. Kültür Bakanımız geçenlerde geldi. Güzel Sanatlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'müzden uzman kadrodan oluşan iki üç kişilik bir ekip gelip mahallinde incelemeler yaptı. Süreç başladı, gidiyor.

- Siz İnciraltı'nı dile getirmiştiniz yer olarak?

- Ben ille de şurası olsun demiyorum. İnciraltı olabilir, Kadifekale - Agora civarında uygun yer bulunabilirse olabilir, Kültürpark olabilir. Veya şehir plancıları bu işi incelerler, özellikle dışarıdan gelen insanların rahatlıkla yürüme mesafesinde gidebilecekleri, ulaşabilecekleri görebilecekleri uygun alanlarda bu iş yapılabilir. Ama çok küçük bir alan olmamalı, rahatlıkla araç parkını yapabilmeli. Bizim şu an depolarda 200 bini aşkın eserimiz atıl bekliyor, sergilenemiyor. Sergileyebilecek büyüklükte bir mekan olmalı. Devlet kabulünü gördü. Kültür Bakanlığı bütçesine girecek, bir uluslararası yarışmayla hazırlanacak projeyle görkemli bir müze, tarihi varlıkları bünyesinde sergileme imkanına kavuşacak. Zaten İzmir'in kendisi bir açık hava müzesi. Nereye baksanız bir tarihi değeri var.

Turist sayısı, yerleşik kültür varlıklarıyla bağdaşmıyor

- Turizm konusuna girmişken İzmir'in turizmden aldığı payı da konuşsak?

- İzmir 2008 yılında 1 milyonun biraz üzerinde turist almış. Türkiye'nin aldığı turist sayısı ise 25 milyonun üzerinde. Yani bizim Türk turizminden aldığımız pay yüzde dörtler seviyesinde. Bu İzmir'in yerleşik kültür varlıklarıyla bağdaşmıyor. Turizm potansiyeliyle bağdaşmıyor. Bunu arttırmamız gerek. Bunun ön koşullarından biri müze, kongre merkezlerini yapmamız, alt yapıyı uygun hale getirmemiz. İkincisi gelecek insanları barındıracak yeterli kapasitede otel ve konaklama imkanlarını belli boyuta getirmemiz.

- Konaklama, çok sorun olmasa gerek artık İzmir'de.

- Bu bir milyon için yeterli ama 1 milyon bizi tatmin etmiyor. Uzun vade için, ilk etapta bir milyon, uzun vadede 10 milyona filan çıkartmamız lazım. Buna yetecek altyapıyı kurmamız lazım. Ören yerleriyle, kültür kongre merkezleriyle, müzesiyle...

Denizi turizme entegre etmemiz gerek

- İzmir'e denizden gelen turist de önemli bir potansiyel değil mi?

- Denizden gelecek deniz taşımacılığında ve deniz ürünlerinin yetiştirilmesinde denizden iyi istifade etmemiz ve bunu turizme entegre etmemiz lazım. Deniz yoluyla gelecek turist sayımızı mutlaka arttırmamız lazım. Orada bir cruise limanına ihtiyacımız var. Şu an 320 binler civarında bir turist almışız deniz yoluyla. İzmir'i deniz turizmi için bir konaklama ve turizmin hareketinin başladığı ilk nokta noktasına getirmemiz lazım. Şu an bize gelen gemiler 8 saat kalıp gidiyorlar. Bunu turizmin turunun başladığı bir bölge haline getirip, tur başlamadan önce ve tur bittikten sonra gelen turistin burada zaman geçirmesini sağlamamız lazım. Turizmde asıl olan hedef kitlenin, beldede uzun süre kalmasını sağlamaktır. Yoksa buradan gelip geçen insanları İzmir'i gördü şeklinde kabul etmemiz teorik olarak mümkün olsa bile pratikte bunun bölge ekonomisine bir faydası olmuyor.

- Kalmasını nasıl sağlayacağız?

- Gemi geldiğinde 8 saat kalıyor. Gemiyi tutamıyorsunuz, sistem itibariyle. Limanımız yok ve biz cruise başlangıç ayağı değiliz. Tur buradan başladığı takdirde ilk yolcusunu buradan alırsa insanlar bir iki gün içinde burada kalabilirler. Burası uğrak noktası. Plan bu. Bunu değiştirmek için bir limana ihtiyacımız var. O liman yapılır ve uğrak noktası değil de başlangıç noktasına getirebilirsek İzmir'de kalış süresini arttıracaktır tabii.

İzmir Körfezi bir tarihi eser

- İzmir turizminden söz edince hep başa dünya kentleriyle karşılaştırılır. İzmir bu haliyle de turisti çekecek noktada değil mi aslında?

- İzmir'i karşılaştıracaksak, potansiyellerini karşılaştırmamız lazım. Deniz imkanları itibariyle, körfezi, kültür varlıklarıyla... Dünyanın neresinde var bu kültür varlığı? İnsanlar bunları görmeye geliyor. Bir Efes, Bergama, Agora nerede var? İzmir Körfezi başlı başına bir tarihi eser. Bugün Efes'e baktığımızda M.Ö 2000'li yıllarda bir liman şehri ve 250 bin nüfusu var. O özelliğini kaybedince şehir yaşamı da durmuş. Bizim İzmir'deki bu limanlara, marinalara, balıkçı barınaklarına, hem mevcutlarını korumaya, hem yenileri yapmaya ihtiyacımız var. İzmir'de denizi daha çok kullanır hale getirmemiz lazım. Deniz başlı başına bir ekonomik ve ticari değerdir. Turizm açısından artı değerdir. Bütün medeniyetler su kenarlarından doğmuştur. İnsanlara ufuk verir. İzmir'in 8 bin 500 yılık mazisinde İzmir Körfezi'nden, denizinden bu bölgedeki insanlar esinlenerek bazı değerleri üretmiştir.

Demokrasilerde ayrı fikirler olabilir

- Siz İzmir'i tanımlarken Herodot'un bir tanımlamasını kullanıyorsunuz... Herodot İzmir'i "En güzel iklim ve en mavi gökyüzü" diyor ve bir hoşgörü ortamında yaşayan insanların kenti olduğunu ekliyor. Peki kentin yöneticileri bu hoşgörüyü ne kadar sürdürebiliyor? Nasıl bir birlik görüntüsü veriyor? Zaman zaman tansiyonun yükseldiğini görüyoruz yöneticiler arasında...

- Genelde iyiye doğru gidiyor. Fazla bir sorun yok.

- Fikir çatışmaları yaşıyorsunuz ama kimi zaman...

- Yani konuşamadığımız ya da problemleri paylaşamadığımız bir yöneticimiz yok. Oturup konuşuyoruz. Demokrasilerde ayrı fikirlerin olması kadar doğal birşey olamaz. İnsanların değişik fikirleri görüşleri düşünceleri olabilir. Bu düşünceleri var diye, bunu kavga şeklinde değerlendirmemek lazım. Ama o değişik fikirleri oturup İzmir lehine hangisi daha önemlidir, hangisi uygulanabilir niteliktedir, tartışmak, konuşmak, paylaşmak lazım.

İzmirli hayırseverlerin eğitim altyapısına katkısı

- Eğitim konusuna da değinmek istiyorum. İzmir'de hayırseverlerin katkısı çok fazla.

- Şimdiye kadar ortalama yüzde 25'lik yatırımı hayırseverler yapıyor. Pazar günü Milli Eğitim Bakanımız buradaydı. Yine iki hayırseverin okulunu açtık. 121. protokolü imzaladım. 180 milyon Türk liralık kaynağı hayırseverler İzmir'de Türk eğitimin altyapı okul araç gereç ihtiyaçları için bağışlamışlar. Bu çok önemli bir rakamdır.

- Daha önce çalıştığınız kentlerde de eğitime böyle bir duyarlılık var mıydı?

- Genelde bizim insanımız eğitime karşı duyarlıdır ama bu kadar çok meblağlı bir bağış ya da eğitim altyapısı yatırımı görmedim daha önce çalıştığım illerde.

Usta öğretici ol, kendi sınıfını kendin aç

- Bu arada, İzmir'de 170 bine yakın insan okuma yazma bilmiyor. Eğitim konusunda böyle duyarlı bir kent ama hala okuma yazma bilmeyen insanlarımız var İzmir'de.

- Bu konunun bağışla ilgisi yok tabii. Okur yazar olmamanın sebebi derslik yetersizliğinden değil. Bir de şöyle bakmak lazım. Biz göç alan bir iliz. Bizim mesela ilk kademede okullaşma oranımız yüzde yüzün de üzerindedir. Göç aldığımız için dışarıdan da gelenler oluyor. Orada bir sorumuz yok ama sorun 15-65 ve 65 yaş üzeri nüfustadır. Bu rakam 165 bin civarındadır TÜİK verilerine göre. Biz hedef kitle olarak 15-65 yaşı alıyoruz. Orada da yaklaşık 65 bin kişi var okuma yazmayı ısrarla takip edeceğimiz. Yani onları ısrarla takip edip, okur yazar hale getirmenin gayreti içerisindeyiz. Tabii okumanın bir yaş sınırı olmadığı için 65 yaş üzeri insanlar içinde gönüllü olanları takip edeceğiz. Üç yıllık bir periyotta bu hedefe ulaşmak istiyoruz. Mesela şu an 5 bin civarında bu sene. Okur yazar olmayanları okur yazar hale getiriyoruz. Geçmişteki çalışmalarla birlikte 18-20 bin kişiyi aşmış oluyoruz. Özellikle kaymakamlarımız, ilçe milli eğitim müdürlüklerimiz, halk eğitim müdürlerimiz, mahalli idarelerle el ele vererek... Okur yazarlık ihtiyacı olanların özellikle yüzde 80'i kadın. Çocuklu da olabilecekleri düşünülerek onlara gittikleri okul alanlarında kreşler oluşturmak, bazı teşvik unsurlarını devreye sokmak, sosyal yardımlaşma vakıfları onların ihtiyaçlarına göre bazı taleplerini de karşılayacak, kolaylaştırıcı olacağız. İhtiyacı olanlara servisler koymak suretiyle... Hiçbir kısıntımız yok. Okuma yazma kurslarına usta öğretici sıfatıyla onlara ders verecek ilgilileri bulup, onları bir şekliyle elimizdeki TÜİK'in verileri var, hangi adreste hangi yaşta, hangi özellikte bir şahıs okuma yazma bilmiyor diye. O listeleri de belde ve ilçeler itibariyle öğretmenlere vermek suretiyle, bulduğu öğrencilerle hem kendine bir iş bulmuş olacak hem de biz kurs açmış olacağız. Değişik bir uygulama yapıyoruz burada ilk defa.

- Hem istihdam yaratmış oluyorsunuz, hem okuma yazma sorununu çözüyorsunuz yani?

- Bu mahallede adres bu, sen 10 - 15 taneyi bul, bir yer de tut. Kirasını da biz vereceğiz. Ya da okulu tahsis edelim, kursu açalım.. Burada da özelleştirme gibi bir yöntem uygulayacağız. Burada ancak özel takiple çözebiliriz. Bunun için her türlü teşvik edici, araştırmacı yöntemi kullanıyoruz.

İZKA projeleri

- Siz proje konusuna özel bir önem veriyorsunuz. Yakın zamanda İzmir Kalkınma Ajansı'ndan (İZKA) destek alan "Projeler kenti İzmir" projesini açıkladınız...

- Biz 2009 yılının ilk 6 ayında iki ayrı mali destek projesi için çağrıya çıktık. Orada kırsal kalkınma ve KOBİ'lerle ilgili iki ayrı alanda proje topladık. Yaklaşık 179 proje geldi. Bunlara 30 milyon liralık kaynak kullandırdık. Bu kaynaklarla 2 bin 750 ila 3 bin kişiye iş sağlamış oluyoruz. Bu projenin uygulanmasından üç yıl sonra da verilen 30 milyonluk kaynağın vergi olarak devlet bütçesine girebileceğini düşünüyoruz. Şimdi turizm ve çevre ile kırsal kalkınma adı altında iki ayrı proje teklifine çıkmak üzereyiz.

- Yakın zamanda mı çıkacak?

- Hazırlıklarımız bitti. Biz Kalkınma Ajansı olarak bütün çalışmayı bitirdik. Yalnız DPT 'nin onayını bekliyoruz. Verildiği an çağrıya çıkacağız.

Avrupa fonlarına ilgi gerek

- Bir de vatandaşların Avrupa Birliği fonlarından yararlanabileceği Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi var Valiliğin bünyesinde.

- Avrupa Birliği Merkezi adı altında bir büro kurduk. Onun başında bir kaymakamımız var bu konuda master yapmış. Menderes Kaymakamımız. Orada da bu sene İzmir bölgesinde bir yıl içinde alınan fonların yaklaşık yüzde 32'sini bizim büronun takip ettiği projeler aldı...

- Yani üçte biri..

- 8 projeye destek verdik.

- Koordinasyon merkezinin web sitesinde bir çağrı var. Bu konuda proje üreten isteyen herkes, ortak bulmak için proje üretmek için bize başvurabilir diyorsunuz.

- Artık projesiz hayat yok. Bu çağda herkes planını programını iyi yapacak, ihtiyaçlarını ortaya koyacak. Bunu nasıl karşılayabileceğini, nereden kaynak bulacağını temin edecek.

- İzmirliler bu fonlarla ilgili mi?

- Türkiye ilgili değil. Mesela biz Avrupa Birliği üyesi olmak için büyük gayret gösteriyoruz ama Avrupa Birliği'ne aday üyeler bile belli bir kaynak yatırıyor oraya. Biz yatırdığımız kaynaktan daha az bir miktarda fondan bir kullanım elde ediyoruz.

- İnsanların yaşamları değişiyor sanıyorum bu projeler sayesinde. Menderes'te kadınlara yönelik organik tarım projesi vardı örneğin.

- Artık her sorunun bilimsel yaklaşımlarla çözümü demektir projeli yaşam. Artık bizim kaynakları israf etme, bir işi geçmişte yapmışız bir daha yaparak , yanlışı bir daha yaparak, uygulamaya koyma lüksümüz yok. Geleceğe, geçmişte yapılan çalışmaları alarak ve bilimdeki gelişmeleri alarak, hatasız bilgi teknolojilerini de kullanarak yürümek zorundayız. O nedenle proje önemli. Hatta sosyal yardımlaşma vakıflarımızı da projeci hale getirelim. Kaymakamları talimatlandırdım. Her ilçe Sosyal Yardımlaşma Vakfı'ndan bölgelerindeki ihtiyacı olan vatandaşları, kendi ihtiyacını karşılayıcı boyutta yapacakları projelerle desteklemek boyutunda versinler. Yoksa insanlara her gün balık verirseniz olmaz, balık tutmayı öğretmek lazım. Özellikle kırsal kesimde tarımda, hayvancılık, çiçekçilik, kümes hayvancılığı gibi alanlarda ürettikleri projelere destek vermek suretiyle insanları üretici hale getirmekle ilgili projelere destek veriyoruz. Benim bu talimatım üzerine yılda ortalama 150'ye yakın, proje üretilmeye başlandı.

Jeotermal enerji avantajı

- Alternatif enerji kaynakları konusunda da İzmir ideal bir kent. Özellikle jeotermal enerji açısından, Vali Öğütçen'le başlayan bir çalışma. Siz nasıl bakıyorsunuz bu konuya?

- İzmir'in en önemli avantajlarından bir tanesi yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin bir potansiyele sahip olması. Hem jeotermalde üstün bir kabiliyetimiz var ki Seferihisar'da şu an biz yedinci kuyuyu açtık. Orada hem elektrik enerjisi üreteceğiz, hem termal turizmi destekleyeceğiz, hem seracılıkta hem tarımda kaynak kullandıracağız. Bütün rezerv tespitimizi yaptık, su kaynaklarımızı oluşturduk. 150 santigrat derecede yeterli miktarda suyumuz var. Yedinci kuyuyu da bitirdik. Onu bir yap işlet ya da başka bir modelle ekonomiye kazandıracak boyuttayız şu anda. Evlere de verilecek. Hem konuk ısıtmada, hem enerji üretiminde, hem seracılıkta, hem turizmde.

Balçova'da kalorimetre uygulaması

- Bu da o bölge için farklı bir kalkınma modeli oluşturacak.

- Kesinlikle... Özellikle Seferihisar için. Mesela şimdi Balçova'da jeotermal 35 bin eşdeğer konut ısıtır noktaya geldi. Oradaki çalışmamızı artırıyoruz. İlk kurulduğu zaman kalorimetre uygulaması yapmadan "binalara ver, ısıt" diye bir protokol imzalamışlar. Şimdi biz bunları kalorimetreye geçirdiğimiz de hem kullanılan enerji miktarı azalacak hem israf önlenecek. Şimdi 100 metrekare evinde sabaha kadar yaksa da aynı parayı ödüyor hiç yakmasa da. Pencereler açık. Bunu normal bir kalorimetreye getirdiğimizde çok sayıda insan istifade edecek ve gerçekten kullanıcılar da israf etmeyecekler. Seferihisar başta olmak üzere, Dikili, aşağıda güney ilçelerimiz termal kaynaklarımız açısından zengin.

- Rüzgar potansiyeli de gelişme seyrinde...

- Şu an 6 rüzgar enerji tribünümüz çalışıyor. 20'ye yakın da ruhsat aşamasında olan müracaat var. İZKA olarak yenilenebilir enerji kaynaklarımızı da destekleyeceğimiz sektörler arasına aldık.

İzmir basınıyla aram iyi

- İzmir basınıyla ilişkileriniz nasıl? İzmir basınının genel tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- İzmir basınını ben başarılı görüyorum. Görsel ya da yazılı basın olsun, İzmir basınıyla iyi bir ilişkim var. Basın, kamuoyunu aydınlatmak adına eleştirel bir gözle bakıyorsa bunu takdirle karşılarız. Bizim burada bulunuş gayemiz kentin sorunlarını öğrenmek. İzmir basını her konuda duyarlı. Eleştiriyor, çözüm önerileri sunuyor, istifade ederiz. Atalet boyutuna gidecek bir eleştirinin de yanlış olduğunu söyleriz. Basınla medeni ilişkiler içinde bir şehrin valisi, kamu yöneticileri, belediyesi basınla olan diyaloğunu iyi tutmadan halkla olan bağını nasıl kuracak? Basınsız, demokrasi olmaz.

Çocuk yuvalarını kapatmak istiyorum

- Sokak çocukları ve çocuk yuvalarındaki çocuklarla ilgili duyarlılıklarınız var. Adana'dan başlamışsınız çalışmalarınıza.

- Ben çocuk yuvalarını kapatmak istiyorum. Buca'daki Yetiştirme Yurdu'nu kapattık. Amacımız çocukları anne kucaklarında, aile ocaklarında büyütmek mümkün olduğunca.

- Koruyucu aileyi de destekliyorsunuz sanırım.

- İster koruyucu aile, ister eve dönüş. İki türlü. Birinci önceliğimiz eve dönüş. Kimi aileler maddi imkanları olmadığı için, şartları uygun olmadığı için çocuklarına bakamadığı için ortaya bırakıyor yuvalara düşüyor. Ailesi var ise psiko sosyal yapısı, hekimlik açısından bir sorun yoksa öncelikle aileyi tercih ediyoruz. Çocuğu kendi ailesine baktırıp, bakım ücretini anneye veriyoruz.

- Ne kadar ödüyorsunuz?

- Ayda 500'ü buluyor çocuk başına. Bu yoksa, koruyu aile yanına verip, ona da maaşını verip baktırıyoruz. Sıfıra indirmek mümkün değil, ama olabildiğince... 600 kadar çocuk var yurtlarda. Ama biz bu uygulamalarla Türkiye'nin en fazla çocuğu eve dönüşte ve koruyucu aile yanına yerleştirmede birinci sıradayız. 450 çocuk ailelerin yanına yerleşti.

- Kontrol yapılıyor mu sonrasında?

- Tabii, uygun ortamda mıdır, sorunu var mıdır, bakıyoruz. Okul öncesi eğitime de ağırlık veriyoruz. Ben sokakta yaşayan çocuk sorunun ancak okullaşma oranını yüzde yüze çıkarttığımızda azalacağına inanıyorum. Biz çocukları özellikle 7 yaşından sonra okula yolluyoruz, ama çocuk gelişmesinin yüzde 80'ini 0-6 yaş gurubunda tamamlıyoruz. 0-6 yaş gurubunu boş bırakmamamız lazım. Biz eğer 3 yaşından itibaren çocuğu okul öncesi eğitime alırsak bu sokakta yaşayan çocuk sorununu fazla yaşamayız.

İzmir, hayallerdeki kent

- Vali olarak hayal ettiğiniz kent nasıl? İdealinizdeki kent?

- İnsanların rahat yaşadığı bir kent. Fazla sorunun olmadığı, herkesin evinde ailesinin yanında huzurla yaşadığı, terörün olmadığı, asayişin yolunda olduğu, sosyal ilişkileri çok iyi bir kent olsun derim.

- İzmir bu hayale yakın mı?

-İzmir, Türkiye'de bu hayale en yakın şehir diyebiliriz. Bizim zaten kendi kültürümüzde insanları sevmek lazım. Biz kendi geleneklerimizi inanç yapımızı, aile yapımızı sağlam tutarsak idealimizdeki yaşam biçimimizi ortaya koymuş oluruz.

- İzmir'in unutamadığı valiler var. Sizin idealiniz olan bir devlet adamı var mı?

- Türkiye'de çok iyi yöneticiler var tabii. Burada da hizmet etmiş. Hüseyin Öğütçen, Kutlu Aktaş var mesela. Her biri değerli. Ben kaymakamlıktan geliyorum. İsimsiz kahramanlar da var tabii. Bunları herkesin görmesi mümkün değil.

- Vali Öğütçen'in kitabında okuyoruz. Kaymakamların inanılmaz anıları var. Ne zorluklar atlatmışlar diyor insan. Her kentin gündemi ayrı, birbirinden farklı.

- Biz de mesela Ağrı'nın Diyadin ilçesinde kaymakamlık yaptık. Kışın köy yolları kapanır bir ki metre kar olur. Şırnak'ta 93-94'lü yıllarda valilik yaptım. Türkiye 1923'lü yıllarda 10-12 milyon nüfustan bugün 70 milyon küsur nüfusa ulaştı. Dünyadaki gelişmeleri içselleştirmeye çalışan bir ülke. Zorluklardan geliyoruz. Cumhuriyet kolay kurulmadı.

- Teknolojiyi takip ediyor musunuz?

- Takip ederim. Ben teknolojinin imkanlarından mutlaka istifade ederim. Bir program yapma yeteneğim yok ama bütün çalışmalarımızda teknolojinin tüm ürünlerinin kullanılması konusuna önem gösteririm. Benim gittiğim şehirlerde coğrafi bilgi sistemlerini mutlaka kurdururum. O veriler ışığında bütün kurumların çalışmasına önem veririm. Bilişim teknolojilerinin benim çalıştığım ilde bir alt sistemi içinde kullanılmasını kesinlikle takip ederim, gerçekleştiririm. Mesela coğrafi bilgi sistemlerini Türkiye'de en iyi noktada uygulayan bir şehiriz.

- Son soru: Emekli olduğunuzda İzmir'e yerleşmeyi düşünür müsünüz?

- Bilemiyorum, şu an emeklilik için daha çok var. Şu an bir şey diyemem ama İzmir yaşanılması istenilen şehirlerden birisi olarak aklımızda var. Gelecek ne getirir bilemeyiz tabii. Çocukların okulları var, iş güç sahibi olacaklar. Gelecekte görev dağılımımız nerede olur, bilemeyiz. Ama İzmir yaşanılması güzel bir şehir.

***

Mustafa Cahit Kıraç kimdir?

1956 yılında Elazığ'da doğan Mustafa Cahit Kıraç, ilk, orta ve lise eğitimini bu ilde tamamladı. 1975 yılında kazandığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini 1979 yılında bitirdi. 1980 yılında Elazığ'da Maiyet Memurluğu görevine başladı. 1981-1982 yılları arasında Ağrı İli'nde Diyadin Kaymakam Vekilliği ve Belediye Başkanlığı ile Tutak ilçe Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu. 1983 yılında Hatay Hassa ilçesinde başladığı Kaymakamlık görevini 1986 yılına kadar sürdürdü. 1986-1988 yılları arasında Diyarbakır Kulp İlçe Kaymakamlığı, 1988-1992 yılları arasında Erzurum Vali Yardımcılığı görevinde bulundu.

1990-1991 yılları arasında eğitim amacıyla İçişleri Bakanlığı'nca İngiltere'ye gönderildi. Bir yıl İçişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı görevinde bulunduktan sonra, 1993-1994 yılları arasında hassas bir bölgede bulunan Şırnak'ta ilk Valilik görevini yaptı. 1994-1997 yılları arasında Aksaray Valiliği, 8 Kasım 1997-30 Eylül 1999 tarihleri arasında Merkez Valiliği görevlerinde bulundu. Milli Güvenlik Akademisi'ni 1998 yılında 44. dönem mezunu olarak bitirdi.

30 Eylül 1999 – 13 Eylül 2004 tarihleri arasında Sakarya Valiliği, 25 Ağustos 2004-06 Mart 2007 tarihleri arasında Adana Valiliği görevlerinde bulundu. 20 Mart 2007 tarihinde İzmir Valiliği görevine başladı. Evli ve iki çocuk babası.

Tarih: 11/11/2009
9050 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri