15 Ağustos 2018 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
Tilki yakalandı
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanÖlü insanların fotoğrafları asılı. Dört duvarın dört yanı ölü fotoğrafları ile kaplı.Her yştan erkek resimleri... Yanlarında küçük el yazıları ile doğum tarihleri yazıyor.1977 - 1982 - 1939 - 1954... Yüzler korkak gözlerle bakıyor sanki. Sanki kaderlerini fısıldıyor birileri onlara. Gelecek zamanların korkunç hikayelerini anlatıyor. Zamanın durduğu bir anda, makinenin vizöründen görünen yüz şimdi bir iskelet.

Bir kadın bacaklarını kapatıyor utanarak. Cinsel organına izinsiz onlarca kez girip çıkan hayasız erkelere bakamıyor. Utanıyor... Kendisinden utanıyor en çok. Birde o duvarda asılı duran çocuğunun fotoğrafından. Kendi görüntüsünden, yaşadıklarından. Başına gelebilecek en büyük felaketin bu olmadığını bilerek bir başka güne hazırlanıyor. Ölemiyor bile... Başın önüne eğip ağlıyor göz yaşlarını sakınarak. Değerli göz yaşları bir sonraki trajedide yeniden akıtmalı güzel yüzünden. Akıtmalı çünkü biliyor ki ağlayamamak felaketi olur insanın.

Eller toprağı kazıyor yavaş yavaş... Küçük hareketlerle yapıyorlar bunu. Sanki nadide bir çiçeğin toprağını havalandırır gibi küçük hareketlerle usul usul kazılıyor toprak. Eller nice sonra hedefe varıyor. Bir kafatası çıkıyor yerin altından, ardından toprak bir el iskeleti.El güneşe dönmüş yüzünü yerin altındayken. Belki son bir umut çağrısı veya bir elveda geride kalanlara... Bacak kemiklerine ulaşılıyor nihayet. Nazik hareketlerle poşetleniyor kemikler. Numara yapıştırılıyor poşete.

Kadın, oturuyor bir sandalyede. Oğlunun öldürülüşünü izliyor televizyondan. Montundan ve ayakkabılarından tanıyor ilkin O'nu henüz vurulmamışken. Ardından bir ara kısa bir ara yüzünü görebiliyor kameranın yansıttığı görüntüden. İrice vücudunun sol tarafından hızlanıyor kalbi. "Oğlum" diyebiliyor sadece... Oğlum... Oğlan önce çukur kazıyor kendisine doğrultulan silahların gölgesinde. Ellerini bağlıyorlar sonra. Arkadan bağlıyorlar ellerini... Tam sırtının ortasına nişan alıyor biri. Vuruyorlar kadının oğlunu. Kadın sandalyede oturuyor. Kocaman olmuş göz bebeklerinden yaşlar salınıyor. Güzel yüzü bir kez daha ıslanıyor. Yere düşüyor oğlan. Ve tekrar tekrar ateş ediyor adam.

Nice sonra poşetteki kemikler ile buluşuyor kadın. Oğlunun kemikleri var kefenin içinde. Birleştirilememiş kemikler veriliyor toprağa. Kadın, oğlunun mezarının yanında, arkasında, önünde uzanan binlerce mezara bakıyor ağlıyor...

1992 - 1995 yılları arasında Saraybosna, Avrupa'nın demokrasiden ve insan haklarından taviz vermeyen büyük ülkelerin gözlerinin önünde bir soykırım yaşadı. Avrupa'nın göbeğinde yaşanan bu insanlık ayıbına ne Amerika, ne Avrupa, nede burnundan kıl aldırmayan Müslüman ülkeler ses çıkarabildi. 8 bin ile 12 bin arasında insan katledildi. Kadınlar tecavüze uğradı, küçük çocuklara, genç erkelere ve yaşlı kadınlara bile tecavüz edildi. Hala toplu mezarlar çıkarılıyor. Hala insanlar yakınlarını arıyor.

Ne yaparsak yapalım, Onların acısını ne tam olarak anlayabilir, ne de yaralarını sarabiliriz. Ama 22 Temmuz Salı gününü mühim bir gün artık. Tilki yakalandı. Srebrenitsa Katliamından tam 11 gün 13 yıl sonra kapana sıkıştı tilki... Bir pislik ADALETE teslim edildi.

Şimdi bir "oh" dedi kadın, uzun zamandır duymadığı bir serinlik kapladı yüreğini. Nicedir yanıyordu ciğerleri. Şimdi bir "oh" dedi mezardaki kemikler... Ruhları yükseldi Bosna semalarına...

Tarih: 22/7/2008
8766 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri