Yazdır Arkadaşına gönder
Televizyonlarda rezillik diz boyu
Alev Göral
Alev GöralDizi değil, film değil, stand-up değil, yarışma değil, peki ne? Kızların erkeklerin peşinden koşarken yerle yeksan olduğu, kadınlık gururlarını ayaklar altına aldığı, "kimin el kimin cebinde" anlayışını normal hayatımıza sokmaya çalışan ve normalleştirme yolunda mücadele veren, Türk gelenek görenek ve ahlak ilkelerine tamamen ters programlar...

Televizyonculuğun yazılı olmayan kurallarına da aykırı. Herkesin hemen hemen birbirini tanıdığı, yarışmacıların çoğunun ajans elemanı olduğu, bazılarının internette toplum ahlak ilkelerine uymayan görüntülerinin ve ses kayıtlarının bulunduğu bir güruh...

Geçen yıl duruşu ile takdir toplayan yarışmacılarının bu yıl sadece show amacı ile tekrar ekranlarda yer aldığının alenen belli olduğu, erkeklerin bulunmaz Hint kumaşı olup, kadınların daldan dala konmayı normalmiş gibi gözümüze soktuğu bir ortam.

Annelerin bir sonraki sezon yarışmacı olduğu, reyting düşünce geçen sezon tolere edilen hataların diskalifiye vesilesi yapıldığı, yarışmacıların her gün yeni senaryolarla sahne alıp bir gün ak dediklerine ertesi günü kara dedikleri bir stüdyo...

Bir başka kanalda ise birbirlerine ilanı aşk edip yerlere kapanan çiftlerin başka bir kanaldaki muadil programa transfer olarak tartışmalarından prim ve reyting yaptıkları bir başka soytarılık!

Sesi olmayanların şarkıcı diye yutturulmaya çalışıldığı, üçüncü sınıf eğlence yerlerinde sahne alabilecek düzeydeki kişilerin gelin ve damat adayı olarak topluma sunulduğu, gencecik kızların gözyaşlarından para kazanan bir kaos ve ihanet ortamı!

Bazı programlar ise ne kadar gerçek olduklarını söyleyip direnseler bile, içinde bulundukları reyting canavarının kimi zaman ister istemez kurbanı olmamak için küçük sapmalarda bulunabiliyorlar...

Peki neden seyrediyoruz? Ne kazandırıyor bu programlar bize? Medyanın asıl işlevinin topluma değer katmak, insanların eğlenmesinin yanı sıra gelişimine ve eğitimine katkı koyması gerekmiyor mu?

Kamu spotu olarak zorunlu yayınlanan ya da ceza aldıklarında televizyonların mecburen yayınladıkları belgesellerin, aslında standart olarak her gün televizyonlarda olması gerekmez mi?

Eskiden yayınlanan "Uykudan önce" programındaki nasihatler, kavga, dövüş, canavar olmayan mesaj veren çizgi filmler şimdi de olsa sizce zamane çocuklarının bile hoşuna gitmez mi?

Buradan her terör olaylarında basına sansür uygulayarak toplumun haber alma hakkını engelleyen RTÜK, ilgili resmi kurum ve bakanlıklara, çok basit ama çok gerekli bir kaç öneride bulunmak istiyorum.

Toplumun gelişmesini, duyarlı, bilgili, düşünen, tartışan, mukayese edebilen, aklını kullanabilen, mantıklı, eğitimli bireylerden oluşmasını istiyorsanız;

1- Yayın kuşaklarını isimlendirebilir, kanallara, günlere ve saatlere bölebilirsiniz (Eğitim saati, sosyal sorumluluk projesi saatleri, çocuk saatleri, belgesel saatleri vs).

2- Her gün mutlaka her kanalda, hem de seyredilen saatlerde, gençlerin gelişimine yön veren zorunlu program olmasını sağlayabilirsiniz.

3- Soytarıların medyatik olup para kazanmadığı, iletişim fakültesi mezunlarının istihdam edildiği, kamera arkasından kamera önüne kalitenin ön plana çıkarıldığı yapımlara kapılar açılması için teşvikler sağlayıp, yasaları revize edebilirsiniz.

Ama tabii, toplumun balık hafızalı, araştırmayan, tartışmayan, düşünmeyen, TV ekranına hipnoza girmiş gibi boş boş bakan, tornadan çıkmış gibi tek tip duran, sandığa giderken düşünmeyen insanlar olmasını istiyorsanız o başka!..

--







Tarih: 19/10/2016
4406 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri