Yazdır Arkadaşına gönder
Tehlikenin farkında mısınız?
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanAkil adamlar var ekranda ve gazete köşelerinde, manşetlerde ve sürmanşetlerde... Geleceğimiz adına tumturaklı fikir alışverişinde bulunuyorlar. İsimlerinin önünde kendi boylarını aşan sıfatlar var. O sıfatların ardına saklanıp, kendi gerçek yüzlerini unutturmaya çalışıyorlar. Ve bizim gerçek gündemimiz saklanıyor gölgelerin ardında. Mesela,  antidemokratik bir partinin demokrasi yolunda attığı dev adımları izliyoruz. Mahkeme kararlarının darbe sözcüğü ile yaftalandırıldığı söylemler büyüyor kafamızın içinde. "Laiklik nedir?" diye soruyorlar birbirlerine, açık tanımlara bir yenisini eklemeye çalışıyor birileri.

Geleceği parlak bir ülke profili çiziyor Cumhurbaşkanı. "Ülkeyi çok güzel günler bekliyor" diye demeç verirken, insanlar ölüyor en kalabalık şehrin göbeğinde. Yürüyüşe çıkmış kadınları, sokaklarda saklambaç oynayan çocukları, sıcaktan serinlemeye çalışan adamları yakalıyor bombalar. Ölü bedenler yığılıyor ülkenin en büyük şehrin  caddelerinden birine. Kız çocuklarını Kuran kursuna yollamış ana babaları... Bedava yemek ve yatacak yer vardı diyor bir baba. Bir Kuran kursunun neden yatılı olduğunu söylemiyor akil adamlar? Kız çocukları en genç yaşlarında çıkıyor en son yolculuğa ve neden diye sormuyor aileleri ve belki soramıyor?
 
 
Ülke dört tarafı siyaha boyanmış gibi görünüyor. Gerim gerim geriliyoruz. Bedava botoks yiyor bünyelerimiz. Ve aslında tüm bunların ucuz senaryolar olduğunu düşünüyor kimi zaman insan. Yazılan bir hikayenin figüranları mıyız biz? Yani zaten sonu belli bir oyunun içinde oynuyoruzda  farkında değil miyiz? Tüm bu şişkin gündem, karın ağrılarına neden oluyor. Ve asıl korkunç gerçeği ve geleceği göremiyoruz hiçbirimiz.
 
 
Türkiye sahte kaoslar içinde boğulmamak için çırpınırken aynı zamanda içten içe yanıyor. Ve yanan tüm o ormanlar geleceğimizden, çocuklarımızdan birer parça götürüyor. Bu yazı yazılırken Antalya tarihinin en büyük orman yangını ile cebelleşiyordu. Kocaman yeşil bir alan yok oldu. 4 bin hektar diyor konuyla ilgili  bakan. Oysa haberciler 10 bin diyor. Yangının ne kadar hektarı götürdüğü bile kesin değil, o dahi gizleniyor bizden. Oysa en çok bizim ciğerlerimiz yanıyor. Bizim çocuklarımızın oksijeni bitiyor. 4 bin hektarsa 8 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan. 10 bin hektarsa  yaklaşık 17 bin futbol sahası... Gözlerinizin önüne getirebiliyor musunuz? Bu alanın yangın öncesindeki durumuna kavuşması için çok ama çok uzun bir zaman gerekiyor. Ve ne yazık ki bizim o kadar çok uzun bir zamanımız yok.
 
Kuraklık kapımızı zorluyor. Ve kuraklık insanlığı tehdit eden unsurlar arasında birinci sırada yer alıyor. Somali veya Etiyopya'nın hep böyle mi olduğunu zannediyorsunuz? Küresel ısınma bu dünyanın tek gerçek gerçeği. Dolayısıyla Türkiye'ninde... Ancak hükümetin programında veya akıllı ve büyük sıfatlı adamların sözlüklerinde yer almıyor bu gerçek. Adım adım felakete doğru yaklaşıyoruz. Ülkede tarım bitti. "Türkiye, bir tarım ülkesidir" sözü sararmış ve müfredattan kaldırılmış ilkokul kitaplarımızda geçerli artık. Yeşil tarım alanları yerini çölllere bırakıyor. Gidin bakın Menderes Havzası'na, ne bulacaksınız. Orası Ege'nin en önemli tarım bölgesiydi bir zamanlar. Su fakiri ülkeler arasında sayılıyoruz artık... Sanayileşmeyi falan bırakın, içecek suyumuz yok oluyor. Gelecek kötü günlerle ilgili su politikamız bile yok. Ve biz-en azından birilerimiz- ekran karşısında oturup yanan ormanlara ağlıyoruz. Pek çoğumuz bunun bile farkında değil, yanan tek bir ağacın nelere neden olabileceği gerçeğinden dahi yoksun.
 
Oysa, Doğal Hayatı Koruma Vakfı - WWF - Mersin yangını sonrasında çeşitli yollarla uyarılarda bulunmuştu.  Orman yangınlarının özellikle Akdeniz havzasın'da yoğunluk kazanarak devam edeceğine işaret ettiler. Çok geçmeden de Antalya korkunç bir felaketi yaşamak zorunda bırakıldı. Yani ben WWF'nin raporundan haberdarsam, hükümet yetkililerinin, orman işleriyle ilgili diğer kuruluşlaruın da haberdar olması gerekmez mi? Konunun uzmanları açıkladıkları raporda anız yakımının engellenmesi ve konuyla ilgili caydırıcı cezalar verilmesi gerektiğini söylediler. Çanakkale'deki orman yangını anız yakımı nedeniyle başladı. Ormanlardan geçen enerji nakil hatlarının yeraltına çekilmesini söylediler. Ne kadarı çekilebildi yer altına?...
 
 
 
Allah aşkına bir kulak verin şu adamların sözlerine. Bas bas bağırıyorlar felakete sürükleniyoruz diye. Zaten bundan sonra alınacak tüm acil önlemler sadece yaşayacağımız felaketi geciktirecek. Önlememiz, geriye yollamamız mümkün değil.
 
Tehlikenin farkına varın artık. Çölleşen bir ülkede yaşıyoruz. Ekilecek arazin ve içecek suyun olmadığında ne yapacaksın? Sen görmesen dahi çocukların mutlaka yaşayacak felaketi. Boş konuşmanın, masa başında siyaset yapmanın, halkın kafasını bulandırmanın zamanı hiç değil. Çünkü ayak seslerini duyduğumuz bu felaket içeriye girip yerleşmeye başaladığında, bizim ülkemize mülteci eden Afrikalı insanlardan hiçbir farkımız kalmayacak. Abarttığımı düşünenler varsa, buyurup araştırsınlar o ülkelerin felaket çanları nasıl çalınmış?

Tarih: 3/8/2008
8674 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri