Yazdır Arkadaşına gönder
Surlar içinde saklı kalmış mücevher: Diyarbakır
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasKenti çevreleyen surları, kapıları, köprüleri, hanları, kiliseleri, köşkleri, surları, camileri, siyah renkli bazalt taşı ve beyaz kalker taşıyla inşa edilmiş geleneksel evleri ve zengin mutfağıyla görenlerin bir daha gelmek isteyeceği bir kent Diyarbakır. İzmir’e yaklaşık 1500 kilometre uzaklıktaki kente yaklaşık 1,5 saatlik bir uçuşla erişmek mümkün.

Diyarbakır’a bu ikinci gidişimiz. Bu kente ilk gez geçen yıl, merkezi İzmir'de bulunan Demiryolu Yapım ve İşletim Personeli Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği yöneticileriyle gitmiştim. Orada demiryolcularla buluşmuş, demiryollarındaki çalışmaları izlemiştim. Nüfusu 1,5 milyonu aşan kentin gelişmişliği karşısında şaşırmıştım.

İlk gidişimizde daha çok kent merkezini gezmiş, bir açık hava müzesi durumundaki kentte gördüğümüz eserler başımı döndürmüştü. Özellikle kentte doğan yazar ve şairlerin yaşadığı ya da adının verildiği müze evlerden çok etkilenmiştim. Diyarbakır izlenimlerimi 19 Eylül 2013 günü yayımlanan “Barışa susayan kent: Diyarbakır” başlıklı yazımda paylaşmıştım.

Bu kez Diyarbakır’a Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nca bu yıl üçüncüsü düzenlenen İsmail Sivri Gazetecilik Yarışması’nın ödül töreni için gittim. Bu yarışmaya Ege Telgraf’ta 21 Kasım 2011 günü yayımlanan “Demiryollarının babası Behiç Erkin'e vefa borcumuz var” başlıklı yazımla katılmıştım. İnceleme-Araştırma Dalı’nda kazandığım ödülün Diyarbakır’da verileceğini duyunca sevindim.

Bu yarışmada Yeni Asır Gazetesi’nden Melih Demirtaş arkadaşımız da sayfa düzeni dalında ödül kazanmıştı. Diyarbakır’a gitmek üzere eşlerimizle birlikte Adnan Menderes Havalimanı’nda buluştuğumuzda, yaklaşık 35 kişilik bir kafileyle yol alacağımızı ve üç gün boyunca birlikte olacağımızı öğrendik.

Diyarbakır yolculuğunun nedeni yalnızca İsmail Sivri Gazetecilik Yarışması’nın ödül töreni değildi. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun (TGF) 46. Başkanlar Konseyi Diyarbakır’da toplanıyordu. TGF’nin Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (GGC) ile birlikte gerçekleştirdiği, “Çözüm Sürecinde Medyanın Dili ve Rolü” konulu panel de gerçekleştirilecekti.

Diyarbakır’da Türkiye’nin dört bir yanından gelen meslektaşlarımız ve yakınlarıyla buluştuk. İlk gün geniş bir kent turu yaptık. Akşam Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin konuk gazeteciler için düzenlediği eyvan gecesine katıldık. Kürtçe ve Türkçe türküler söylendi, hep birlikte halaylar çekildi.

İkinci gün otobüslerle Diyarbakır’ın Eğil ilçesine gittik. Baraj gölünde tekne turu yapıp göl kıyısında Eğil Kaymakamlığı’nın yaptırdığı tesislerde yemek yedik. Eğil dönüşünde Diyarbakır’da “Çözüm Sürecinde Medyanın Dili ve Rolü” konulu paneli izledik.

Haber Türk Gazetesi yazarı Muharrem Sarıkaya’nın yönettiği panelin ilk bölümünde Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ile Vatan Gazetesi yazarı ve siyaset bilimci Hüseyin Yayman konuşmacı olarak katıldı. Panelin gazeteci - yazar Doğan Satmış’ın yönettiği ikinci oturumunda Milliyet Gazetesi okur temsilcisi Belma Akçura ve gazeteci Hüseyin Yılmaz barış gazeteciliğine ilişkin düşüncelerini, deneyimlerini paylaştı.

Panelden sonra Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nin (GGC) sosyal tesislerinde düzenlenen ödül töreninde buluştuk. Burada Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bölge milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Mine Lök Beyaz, Altan Tan, Diyarbakır Valisi Mustafa Cahit Kıraç, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel ile bir araya geldik.

Önce Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği “Yılın Başarılı Gazetecileri" yarışmasının ödülleri verildi. Ardından Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun İsmail Sivri Gazetecilik Yarışması’nın ödül törenine geçildi. Yaşamını mesleğine adamış onurlu bir insan, İsmail Sivri adına ödül almak gerçekten onur veriyor insana.

Gece boyunca yapılan konuşmalarda “barış” ve “ülke bütünlüğü” mesajları verildi. Ödülümü Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın elinden aldım. “Bu gece ben de sizin gibi gazeteci hissediyorum kendimi” diyen Kışanak’ın Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olduğunu ve İzmir’de gazetecilik yaptığını öğrendik.

Çantamızda barış mesajları, kalbimizde mutluluk, karışık duygularla döndüm İzmir’e. Sadece gazetecilerin, halkların değil en çok politikacıların barış diline ve içtenliğe ihtiyacı olduğunu düşünerek…

Tarihe tanıklık etmiş kadim kent Diyarbakır

Eşim ve meslektaşım Hüseyin Erciyas ile Diyarbakır’a bu ikinci gidişimizde Diyarbakır Valiliği, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin rehberliğinde, yine kent merkezinde ama daha farklı yerleri görme ve tanıma olanağı bulduk.

Bu kısa gezide gördük ki; kentin çevresini saran 5,5 kilometrelik tarihi surların içinde kalmış gizli bir mücevher gibi duran Diyarbakır, artık üzerindeki tozları silkelemeye başlamış. Bir yandan kentsel dönüşümle yoğun bir inşaat faaliyeti bir yandan kentin kültürel ve arkeolojik değerlerini ayağa kaldırma çabası Diyarbakır’ı daha da canlandırmış. Buna bir de barış sürecini eklenince kentin dinamikleri harekete geçmiş.

Diyarbakır’ın en merkezi yerlerinden biri olan Balıkçılar Çarşısı, bizim Kemeraltı Çarşımız gibi kentin kalbi. Şapkacılar, çay satanlar, oteller, tatlıcılar, baharatçılar, tarihi hanlar, camiler, kapalı çarşılar, Japon Pazarı, bakırcılar hep bu bölgede yoğunlaşmış.

Surlar içinde saklı kalmış bir mücevher

Diyarbakır kurulduğundan bu yana 33 farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış. Tarihin taşlara yazıldığı kent olarak tanıtılan il, yüzyıllar boyunca Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ticaret yollarının kavşak noktası olmuş.

Yapılan projeler doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Belediye çok ciddi bir çalışma başlatmış Diyarbakır’da. Bu çalışmalar sürerken, bir yandan da UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmek için başvuruda bulunulmuş. “Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı" adıyla hazırlanan dosya Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla UNESCO'ya sunulmuş. Diyarbakır için çok önemli bir tanıtım atağı olacak UNESCO miras listesine girmek için gözler 2015 yılı Haziran ayına çevrilmiş.

Proje tamamlandığında kültür sanat merkezi daha doğrusu kampüsü olacak Dicle nehrine bakan İç Kale oldukça görkemli bir alan. Yaklaşık 5 yıldır süren bina restorasyon ve peyzaj çalışmalarında son aşamaya gelinmiş. 12. yüzyıldan kalan Artuklu Kemeri’ni geçip girdiğiniz alanda sizi tarihi Aslanlı Çeşme karşılıyor. İç Kale’deki tarihi 200 yıla kadar giden yapılarda hep siyah bazalt taşı kullanılmış. Beyaz kalker taşı da süslemelerde eşlik etmiş bu taşa. Bize rehberlik eden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Turizm Bürosu görevlilerinden rehber Metin Özçelik, taşın 100 yıl bile geçse rengini koruduğunu ve Diyarbakır mimarisinin korunmuşluğunda bu dayanıklı taşın büyük önemi olduğunu belirtiyor.

Kale içinde Artuklu Sarayı, Hazreti Süleyman Camisi ve 27 Sahabe Türbesi, Saint George Kilisesi, Aslanlı Çeşme, Artuklu Kemeri’nin yanı sıra kamu yapılarından Jandarma Binası, Eski Cezaevi, Kolordu Binası, Adliye A ve Adliye B Binaları, Komutan Atatürk Müzesi bulunuyor.

İç Kale aslında biraz sancılı olarak da anılan bir bölge. Uzun yıllar hapishane binası olarak kullanılan ve halkın yüreğinde ve belleğinde acı anılar bırakan Cezaevi’nde ve Jandarma Binası’nda restorasyon sürüyor. Cezaevi’nin restorasyonu tamamlandığında “Müze Eser Deposu ve Bölge Laboratuvarı” işlevi kazanacağı belirtiliyor.

İç Kale’de yer alan Hazreti Süleyman Camisi’nde 27 sahabenin türbesi bulunuyor. Türbenin özellikle perşembe ve cuma günü çok kalabalık olduğu söyleniyor ki; ziyaret günümüz cumaya denk geldiği için kalabalığı ve çevredeki karmaşayı bizzat görüyoruz.

İç Kale, sadece Diyarbakır’a değil Mezopotamya’ya hayat veren Dicle nehrine bakan bir noktada. Rehberimiz Metin Özçelik, Dicle’nin üç kutsal kitapta sözü edilen bir nehir olduğunu ve “Allah’a giden yol” anlamına geldiğini anlatıyor. Debisi son yıllarda iyice düşen Dicle Nehri’nin kenarında kenti besleyen tarım arazilerinin bulunduğu bölgeye Cennetin Bahçesi dendiğini belirtiyor ve Diyarbakır’ın 60 kiloyu bulan karpuzlarının da Dicle’nin kıyısında özel yöntemlerle üretildiğini söylüyor.

Diyarbakır’ın mücevherlerini okumanızı değil yakından görmenizi diliyorum…

Tarih: 21/9/2014
8133 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri