Yazdır Arkadaşına gönder
Soykırımı kanıtlamaya adanmış bir yaşam
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasBosna Hersek'te dört yıl boyunca süren yıkıcı savaş biteli 20 yıl olmuş. Savaşı bitiren Dayton Anlaşması'nın üzerinden de 20 yıl geçmiş. 21 Kasım 1995 günü paraf edilen ve14 Aralık 1995 günü Amerika'nın Ohio eyaletindeki Dayton kentinde imzalanan anlaşma, silah seslerini susturmuş, ama insanların içini yakan o acıyı dindirememiş. Öte yandan aradan geçen 20 yılın ardından farklı bir tehlikeden, yaşanan acıların "unutulma" ya da "unutturulma" tehlikesinden söz edilir olmuş Bosna Hersek'te. "Soykırım", "genocid" sözcükleri kitaplardan çıkartılırken, bulunan toplu mezar haberleri artık alt sıralara düşmeye, gündemden çıkmaya başlamış.

Savaşın acımasızlığını, insanlar üzerinde yaptığı yıkımı en yakından gören ve yaşayan insanlardan biri, savaş sırasında Kayıp Kişiler Komisyonu Başkanlığı da yapan Avukat Amor Maşoviç. Bosna Hersek'te yaşanan soykırımın izini süren, Tuzla'daki DNA Merkezi'nin başkanlığını sürdüren Maşovic, yaşananları unutma tehlikesinin savaş kadar acı olduğunu dile getiriyor. Yaşamının 23 yılını kayıp insanların kimliklerine kavuşması için adayan Amor Maşoviç, "Yaşananlar tam anlamıyla bir soykırımdı. Tekrar yaşanmaması için unutmamamız, unutturmamız gerekiyor" diyor.

20 yıldır toplu mezar kazıyor

Avukat Amor Maşoviç'e Bosna Hersek Fahri Başkonsolosu Ahmet Kemal Baysak'ın desteği ve yardımıyla ulaştık. Maşoviç'le Kasım ayında Bosna Hersek'e yaptığımız ziyarette başkent Sarajevo'da buluştuk, görüştük. Grand Hotel'de yaptığımız söyleşide bize Bosna Hersek Fahri Başkonsolosu Ahmet Kemal Baysak'ın yanı sıra yüksek öğrenimini Türkiye'de yapmış, ülkesindeki savaşın etkilerini de bizzat yaşamış Boşnak çevirmenimiz Muamer Kutlovaç eşlik etti.

Uluslararası hukuk ve özellikle savaş hukuku konusunda uzman olan Amor Maşoviç Sarajevo'da doğmuş. Soykırımın başladığı 1992 yılında Devlet Savaş Esirlerini Değiştirme Komisyonu'nda görev almış. Dayton Antlaşması yapılıp savaş bittiğinde, kamplarda esir olarak tutulan insanlardan çoğunun hayatta kalmadığını ve "esir" statüsünden "kayıp" statüsünde olduğunu öğrenmiş. Maşoviç, o günden sonra yaşamının tam 23 yılını 1992-1995 yıllarında yaşanan savaş sırasında öldürülen ve toplu mezarlara konulan insanlara, bir kimlik kazandırmaya adamış.

Bugün Tuzla'da bulunan ve toplu mezarlıklardan çıkan cesetlere yapılan DNA analizleriyle kimlik kazandıran enstitünün başkanlarından birisi olarak görev yapan Amor Maşoviç'in paylaştıkları, savaşın ateşli sularında dolaşıp duran ülkelere, savaş çığırtkanlığı yapan insanlara çok ciddi bir ders niteliğinde...

İstatistikler her şeyi anlatıyor

Söyleşimize geçmeden önce bize olup bitenleri içeren bir sunum yapmak istediğini söylüyor Maşoviç. Savaş sırasında yaşanan tüm dramı özetliyor sunumuyla. Bosna Hersek'in savaş başladığında nüfusunun 4 milyon olduğunu, savaş sırasında yaklaşık 2 milyon insanın farklı ülkelere ya da ülkenin farklı kentlerine göç etmek zorunda kaldığını söylüyor. Yaklaşık 200 bin kişinin öldürüldüğünü, çocuk - genç kız demeden her yaştan 30 bin kadına tecavüz edildiğini, 32 bin 152 kişinin ise kayıtlara "kayıp" olarak geçtiği bilgisini veriyor.

Savaş sırasında Bosna Hersek'te 150 bin kişinin esir kamplarında kaldığını anlatan Amor Maşoviç, toplu mezarların da bu esir kamplarının yakınındaki yerlerde olduğuna dikkat çekiyor. Maşoviç, ülkedeki esir kamplarının sayısını 700, toplu mezar sayısını 800 olarak belirtirken, bunların neredeyse tamamının Sırp bölgesinde olduğunun altını çiziyor. Maşoviç, yirmi yıl içinde kayıpların yüzde 75'inin bulunduğunu, yapılan DNA testleriyle bunların yüzde 90'ının kim olduğunu belirlediklerini, yüzde 10'unun kimliğinin bulunan beden parçaları çok küçük olduğu için belirlenemediğini belirtiyor.

Yine Sırp bölgesinde bulunan ve en büyük soykırımın yapıldığı yerlerden biri olan Srebrenica'daki kayıpların 8 bin olduğunu anımsatan Amor Maşovic, "Bir de ailesi tamamen yok edilen, yakılan insanlar var. Onların sayısı bilinemiyor" diyor. Çok yakında bu insanları bulmak içinde bir projeleri olduğu bilgisini paylaşıyor. Maşoviç'in sunumunda savaşta kaybedilen insanlara ilişkin ayrıntılı istatistikler de yer alıyor. Amor Maşoviç'in verdiği bilgiye göre, tüm kayıpların yüzde 84'ü Boşnak, yüzde 11,5'i Bosna Hersekli Sırp, yüzde 4'ü Bosna Hersekli Hırvat, kalan bölümü Arnavut ve diğerleri. Kayıplardan yüzde 89'u erkek, yüzde 11'i kadın. Yaşlarına baktığımızda kayıpların yüzde 96'sı 18 yaş üzerinde. Yüzde 4'ü çocuk olarak sayılan 18 yaşına kadar. Kamplarda doğan ve birkaç gün hayatta kalıp ölen bebekler de var. Onlarda yüzde 4 grubuna giriyor. En yaşlı kayıp insan 105 yaşında, en küçük ise yeni doğan bebek.

Rakamların kendilerine yaşanan bu acıların tam anlamıyla "soykırım" olduğunu gösterdiğinin altını çiziyor Maşoviç. "Bütün bu rakamlara bakıldığında kayıpların yüzde 87'si sivil, sadece yüzde 13 asker" diyen Amor Maşovic, "Bu istatistikler Bosna Hersek'e nasıl bir savaş yaşandığını gösteriyor. Yüzde 75 üzerinde sivil kayıpsa, o zaman bu bir savaş değildi. Bunlar insanlara karşı bir soykırım yapmak, Boşnaklar'ı tamamen öldürmek istediler. Rakamlar bize bunu gösteriyor" görüşünü dile getiriyor.

Toprak bile acıyı saklayamadı

Avukat Maşovic, toplu mezarlar ve kayıp insanlar konusunda uzmanlaşmış bir insan. Görüşmemiz boyunca 80 metre derinlikteki mağaralarda, çöplüklerde, göllerde, nehirlerde, kanyonlarda, madenlerde, akla gelebilecek her yerde gizlenmiş toplu mezarlar bulduklarını anlatıyor. En büyük toplu mezarlığın ise Drina Nehri olduğunun altını çiziyor. Osmanlı sadrazamlarından Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Vişegrad kentindeki tarihi Drina Köprüsü'nün altından akıp giden Drina Nehri'nin tanıklık ettiği acılardan söz ediyor. Üç ay süren zorlu bir çalışmanın ardından bu bölgedeki toplu mezarlara ulaştıklarını anlatırken, "Bana öyle geliyor ki, bize onları bulmamız için toprak bile yardım etti. Toprak bile o acıları artık saklamak istemedi" diyor.

Ceset dedektifi

Amor Maşovic'in yaptığı iş son derece üzücü ve hatta korkutucu bir iş. İnsanlara çoğu kez normal bir mezar ziyareti bile zor gelirken, o bu iş konusunda uzmanlaşmış. Bu konudaki başarıları nedeniyle "ceset dedektifi" denilecek kadar profesyonelleşmiş. "Bu tamamen deneyim, altıncı his filan değil. Artık bize yerleri gösteren, şahit olan insanların söylediklerinin doğru olup olmadığını rahatça anlıyoruz. Çünkü çok deneyim yaşadık" diyor. Maşoviç, sunumunu yaparken, yaşadıklarını anlatırken son derece üzgün. Yaşadığı sıkıntıyı, üzüntüyü o anlatırken biz de yüreğimiz daralarak, üzüntüyle dinliyoruz.

Amor Maşoviç, tanık olduğu onca acıya nasıl dayandığını sorduğumda şöyle yanıt veriyor:

Soykırımı kanıtlama çabası

"Aslında nereden güç alıyorum, yüreğim nasıl dayanıyor söyleyeyim. Savaş sırasıda hükümete bağlı bir komisyonda çalışıyordum. Bu komisyonun işi esir kamplarından insanları bulup bizim esir tuttuğumuz Sırp asker ve sivilleriyle değişim yapmaktı. Benim işim buydu. O dönemde yaptığım iş iyi diye düşünüyorum, çünkü çoğu ailelere iyi haberler veriyorsunuz... 'Esir kamplarında bulduk ailenizi, değişim başladı, yakında evinize gelecek' diye bildiriyorduk. Fakat savaş bittiğinde benim işim tamamen değişti ve ekibimdeki 22 kişiyle toplu mezarları ve kayıp insanları araştırıyoruz, daha doğrusu bulmaya çalışıyoruz. Gerçekten üzücü, zor bir iş. En zor olanı yaşadığınızı düşündüğünüzde bir sonraki toplu mezardan daha kötü bir şey çıkar. Mesela o en kötü anlardan biri; Srebrenica Potoçari'de bir dakikalık bebek bulduk. Herhalde hamile bir kadın kampta tutuklanmış ve o zor koşullarda doğmu yapmış Herhalde bebek nefes aldı ve hemen nefes verdi. Bu bir dakikalık bebek. En zor anlarımdan biriydi benim."

Bu zor işi neden inatla sürdürdüğünü ise şu sözlerle anlatıyor Amor Maşovic:

"Bu işi inatla sürdürüyorum, çünkü Sırplar, özellikle Sırbistan hükümetinde bulunan Sırplar Bosna Hersek'te soykırım yaşanmadığını sürekli gündeme getiriyorlar. Ve herhalde bunların yaşandığını onlara ispatlama isteği bize güç veriyor. Öte yandan benim ailem bana inanılmaz destek oluyor. Oğlum 13 yaşındayken onunla toplu mezar olan bir mağaraya gittik. 50 kişi bulunan bir mezardı ve o 13 yaşındaydı. 40 metre derine indi. Toplam beş saat benimle birlikte kaldı. Ortalama sıcaklık 2 dereceydi mağarada. Orayı gördükten sonra benim artık oğluma bir şey açıklamama, kim soykırım yaptı, savaş nasıldı sorularına yanıt vermeme gerek kalmadı."

Tarih: 16/12/2015
6938 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri