Yazdır Arkadaşına gönder
Sonbaharın son tatları...
Işık Teoman
Işık TeomanEkim ayının girmesiyle birlikte sonbahar mevsimini ortaladık. Kışa girmeden önce son tatları yaşamak için çok az bir zamanımız kaldı. Şu günlerde ormanlarımız yeşil ile sarının her tonunun buluştuğu en güzel görüntülerini sergiliyor. Piknik ve mesire alanlarında renk cümbüşü yaşanıyor. Birkaç hafta sonra bu görüntülerin yerini hüzün alacak. Çünkü; o bölgelere çıkmak zorlaşacak, yollar kapanacak, yağmurlar yerini sert rüzgarlara ve kışın soğuk günlerine bırakacak.

Biz de bu son fırsatı değerlendirmek için meslektaşlarım Engin Yavuz ve İsmet Orhon ile birlikte güney bölgemizi tercih ettik. Bin 700 metre rakımlı Kavaklıdere Yaylası'na ulaşmak için rota belirledik. Doğrudan otoyol üzerinden Yatağan'a ulaşmak mümkün ama bu kısa ve çok tatsız bir gezi olur. Atça, Yenice, Karacasu,Tavas, Kale, Muğla,Yatağan, Kavaklıdere oradan Gökçukur Yaylası... Belirlediğimiz güzergah ile hem sonbaharın tadını doyasıya çıkardık hem de uzun süredir görmediğimiz bölgelerden tekrar geçerek anıları tazeledik.

Yol üzerinde kısa bir kahvaltı molasının ardından Atça'ya ulaştık. Atçalı Kel Mehmet heykelinin önünde bir anı fotoğrafı çektirdikten sonra kent içinde kısa bir gezinti yaptık. Düzenli caddeleri, merkeze uzanan yolları ile bir Avrupa kenti gibi Atça, temiz kaldırımları Turunç ağaçları ile donatılmış yeşil sokakları... Yenice ve oradan kırmızı toprakları ile ünlü Karacasu, dükkanların önünde sıra sıra testiler ama pek bakan yok gibi. Ayrıca, Karacasu'ya da yüksek okul gelince sokakların insan profili değişmiş. Gençler sokaklara bir renk katmış, hemen dikkatleri çekiyorlar.

Uzun süredir o bölgelerden geçmemiştim. Çok üzüldüğüm bir nokta var. Artık kentler kimliklerini yitirmiş. Atça'ya bir şeyler söylemek için henüz erken. Ama diğer ilçelerin kimlikleri değişmiş. Uzun yıllar önce bir köye, beldeye veya ilçeye yaklaşmaya başladığımız zaman daha sınırlarına girmeden o bölgeyi tanıyabiliyorduk. Yeşiliyle, binalarıyla ya da yollarıyla künyesini okuyabiliyorduk. Şimdi öyle bir durum olmuş ki, her yer apartman, dağ, taş, orman apartmanlar ile dolmuş. Hem de estetikten yoksun sıradan bildik görüntüler. Yani, Yatağan, Karacasu, Tavas veya Kale hiç fark etmiyor. Güzelim kırmızı kiremitli, tek katlı binalar yıkılmış yerlerine beşer, sekizer katlı binalar yapılmış konut adına, o zaman da ne kimlik kalmış ne künye...

Muğla, yeşiliyle eski dokusuyla korunabilmiş ender kentlerimizden bu bölgeye de uzun yıllardır gitmemiştim. Değişen pek bir şey yok. Sadece düzenli yollar yapılmış kent daha da bir yeşile bürünmüş. Ama Üniversite yerleşkesi çok geniş bir alana yayılmış.

Muğla'da kısa bir alışverişin ardından Yatağan'ı teğet geçerek 26 kilometrelik bir yolculuktan sonra Kavaklıdere'ye ulaştık. Kavaklıdere etrafı ormanlar ile kaplı, sessiz ve şirin bir ilçe, Çayboyu, Çamlıbel ve Menteşe beldeleriyle sekiz köyü bulunan Kavaklıdere bakırcılık ve kalaycılık üzerine gelişmiş. Kavaklıdere yeşil olmasına yeşil ama 11-12 adet mermer fabrikası ve bir o kadar da çalışan mermer ocağı ile yeşil tepeleri yer yer kelleşmeye başlamış; ama yine de güzel... Kavaklıdere'de bakırcılar çarşısına ve sokaklarında tek tük kalmış eski evlerine göz attıktan sonra esas hedefimiz olan Gökçukur Yaylası'na rotamızı çevirdik.

Mıcır kaplamalı ve çam ağaçları arasından 17 kilometrelik bir yoldan Gökçukur Yaylası'na ulaştık. Kendimizi bir anda yeşil bir halkanın içinde bulduk. İnsan eli değmemiş, kirlenmemiş, çevre köylerde yaşayan insanlar da sanırım bu bölgeyi gözlerinden sakınmışlar; orman hiç zarar görmemiş, yangınlar ve kaçak kesimler ile talan edilmemiş. Ormanın içinde sadece yangına müdahale ekiplerinin Kasım ayı başına kadar konakladığı bir taş bina var. O bina da ortama ayrı bir güzellik katmış. Yangın sezonu sona erdiği için de sadece bir koruma görevlisi kalmış, o da gün sayıyor.

Gökçukur Yaylası gezip gördüğümüz yerler içinde belki de çadır kurmak için sanki özel olarak yaratılmış ender bir mesire alanı. Bizim ilgi gösterdiğimiz ama mevsim nedeniyle başka kimsenin bulunmadığı alanda çadırlarımız kurduk. Akşam güneşini batırmadan çadırlarımıza yerleştik; havanın serinlemeye başlamasıyla birlikte de taşlardan örülmüş ocakların içinde topladığımız kozalaklar ile ateşimizi yaktık. Kısa bir çevreyi tanıma turunun ardından yemek hazırlığına girişirken karanlık çökmeye ve ağaçlar silüet olarak görünmeye başladı. Kısa bir süre sonra da karanlığın içinde kalıverdik. Gecenin ilerleyen saatlerinde sadece bizim yaktığımız ateşin yaydığı ışık çevreyi aydınlatırken,asırlık çam ağaçlarının arasından yüzünü gösteren dolunay ortalığı gündüze çeviriverdi. Günün yorgunluğu ile birlikte yatmaya hazırlanırken Engin Yavuz'un aklına Macaristan-Türkiye maçı geldi. Orman memuru arkadaştan rica ederek maçı izledik. Galibiyetin getirdiği huzur ile çadırlarımıza çekildik.

Sabah daha güneş doğmadan kuşların ve rüzgarın etkisiyle uğuldayan ağaçların sesiyle güne başladık. Ocak ateşinde sucuk, yanında domates, peynir ve zeytinden oluşan, sıcak çay eşliğinde nefis bir kahvaltı ettik. Kampın en hüzünlü tarafına yani çadırları toplama kısmını da yerine getirdikten sonra orman içinde yolculuğumuz başladı. On binlerce hektarlık bir alan içinde orman yollarında yeşil ile sarının kaynaştığı sık ağaçlar nedeniyle güneşin zaman zaman yüzünü sakladığı bu ortamda oksijen sarhoşu olduk. Gökçukur Yaylası ve çevresinde yaklaşık üç saat süren turun ardından Menteşe beldesindeki asırlık çınar ağaçlarının arasında bulunan Yerküpe mağaralarına ulaştık.
Yerküpe Yaylası geniş çayırlık alanları, çağlayanı ve mağarası ile yörenin dinlenme ve mesire yerlerinden. Mağara, Menteşe Belediyesi tarafından düzenlenip ziyarete açılmış, Muğla Valiliği de aydınlatma işini üstlenmiş. Ancak yağışların başlamasıyla birlikte mağaradaki suların yükselmesi nedeniyle içine girilmesine izin verilmiyor. Girişte yazan levhadan mağaranın 100 metre uzunluğunda ve 17 metre yüksekliğinde olduğunu, ayrıca içerisinde damlataşları, sarkıtları ve küçük su havuzları bulunduğunu öğreniyoruz. Neyse ki, Yerküpe Mağarası insan eli değmeden birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş, çevresi düzenlenerek koruma altına alınmış.

Yolculuğumuzu Bozdoğan üzerinden Yenipazar ve Aydın otoyolunu takip ederek sonlandırdık. Bu bölgeye gitmek ve sonbaharın son tatlarına varmak isteyenlere bir önerimiz var. Bu güzellikleri kaçırmak istemeyenler için son birkaç hafta...

Tarih: 10/10/2006
8840 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri