Yazdır Arkadaşına gönder
Sizce biz vatan haini miyiz?
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak Kabanİstediğimiz tek şey güzel günler görmekti. O şaire inanmıştık; öyle diyordu ya, “güzel günler göreceğiz çocuklar…” görecektik elbette; koca şair yalan kelam demezdi; inancı inancımızdı. Olmadı. Olmayacak belki... Belki bizim kaderimiz de ana, babalarımızınkinden farklı değildir; onlar biliyordu kendilerinin güzel günlere uzak olduğunu, onca darbenin kınından çıkıp ellerini, kollarını, zihinlerini kılıçtan geçirilişine tanık olmuşlardı; zordu. Ama ya evlatlar? Sıra sıra, dizi dizi bir sürü çocuk yok muydu; onlar için gerekliydi mücadele…

Mücadele… Ne için? Güzel günler görmek için; memleket güzel olsun diye. Hak yerinde, hukuk yerinde o çok afili kelime adalet herkesin başının üzerinde dinmek bilmeyen bir hare gibi ışıldayarak kalsın diye… Dertleri bir tek buydu; ne çok zengin olmak, ne büyük lüksler içerisinde yaşamak… Hayır, hayatta kalmak ile yaşamak arasında epey bir fark vardı; onlar bize hayatta kalmaktan ziyade yaşama hakkımızın olduğunu öğrettiler… Sadece bizim değildi bu hak üstelik; bizim dışımızda olan ve bizim kadar hakkı olan her şey için; ağaç, orman, çiçek, böcek, kedi, köpek, kuş, kurt yani tüm bir kozmos; koca bir dünyayı kucaklayabilirdik, yeter ki adaletli olalım. Yeter ki hakkı, hukuku bilelim.

On dokuz aralık babamın doğum günüydü. Ölü babaların da doğum günleri kutlanır; ben onunla dertleşmeyi tercih ederim gecenin karanlığında. Bir evladın , "Benim babam mert adamdı, dünyanın en dürüst adamıydı" diye başlayan onur duyduğu bir cümle kurmasıdır en büyük miras; bunu bilirim. Boğazımızdan tek haram lokmayı geçirmediğini bilirim mesela. Yetmeyen öğretmen aylığına rağmen özel ders vermeyip sokakta yumurta, takı, çiçek satmasını bilirim. Öğretmenler gününde dahi hediye kabul etmemesini… Aç kalmadık, açıkta değildik; azdı sadece, gücümüzün yettiği kadardı ve babamızın onurundan başka sırtımızı dayayabilecek bir gücümüz yoktu. Babalar en çok bunun içindir; sırtınızı dayamak için, omuzunuza destek olsun diye; maddiyatı değil maneviyatı mühimdir.

Özel okullarda okutulacak kadar zengin olamadık hiçbir zaman, dershanelerin adını bilirdik de sıralarında dahi oturamadık çoğumuz, yaz tatilleri günübirlik deniz ziyaretlerinde peynir ekmek arası sefalardı bir de dondurma alınırsa değmeyin keyfimize… Bir çantayı üç kardeş ardı ardına kullandık; önlükler, kazaklar ve paltolar bunlara dahildi. Sokaklarda özgürce oynamaktı en büyük lüksümüz, kütüphanelerden aldığımız ödünç kitaplardı hayatımıza yön verenler. Çok paranın değil, çok huzurun zenginlik olduğu belletildi bize. Ve tüm bunların içerisinde istedik ki hakkımız olan güzel günleri görelim…

Tek derdimiz buydu ana, babalarımız gibi olmayacağı belli bir hayalmiş ama şimdi çocuklar var… Bizim göremeyeceğimiz belli ya belki onlar görür diye tüm mücadelemiz; hayatta kalmak değil, yaşamak istiyoruz bayım; bu nedenle mücadelemiz.

Hakkımızı çalmayınız efendiler; yazıktır, günahtır. Çocuklarımızın geleceğini ellerinden almayınız. Endişe içerisinde kavrulmamız bizim paranoyaklığımızdan mı kaynaklanıyor sizce, hainliğimiz tüm bunlara karşı sesimizin çıkıyor olması, isyan etmek hakkımız değil mi tüm olan bitene?

Yıllardır haksızlığa uğramadığımızı ve aslında her şeyin pek güzel yolunda gittiğini mi söylüyorsunuz? Sınavlarda birbiri ardına çıkan kopya skandallarına sesimizin az çıkmış olması mı sizi rahat ettiren; kaç çocuğun hakkının yendiğinin hesabı sizin değilse de bizim büyük kâbusumuz oldu. Van depremi sonrası, onca çocuk, yaşlı, kadın, erkek perperişan bir haldeyken; bu ülkenin dört yanında çok da zengin sayılmayacak milyonlarca insan tek vucut olup kendi boğazlarından kısıp, üstlerine giydikleri paltoları çıkarıp uzak bir diyara ve dahi hiç tanımadıkları, tanımayacakları insanlara eşya, erzak yollarken akıllara gelen o soruya verdiğiniz cevabı unutmuş değiliz; “Deprem vergileri ile duble yol yaptık…” Kalbimizde koca bir hançerdi o cevap, yutkunamadığımız kocaman bir yumru; “Ah” ettik mi; elbette…

Birbiri ardına patlayan doping skandalları mesela… Uluslararası arenada bizi temsil eden; karşılaşmalarını, madalyaya kavuşmalarını gözyaşları içinde izlediğimiz, kendi çocuklarımızın başarısı gibi görüp gururlandığımız onca ismin ardında yatan doping skandalları? Kimin ne hakkı vardı bizleri bunca sevindirip üzmeye? Utanç içerisinde bırakmaya… Hakkıyla yarışsa yeterdi bizler için; ayağının, bileğinin gücüyle, gücü yettiği kadar…

Çocuklar öldürülüp, gözleri çıkarken, akılları kendilerini terk ederken ve dahi hala komada olup uyuyanlar varken, olan bitene sessiz kalmayı ne bizim vicdanımız ne yaratan kabul ederdi; hak için, hukuk için; adaletli bir dünya ya özlem duyarak yaşıyoruz; onun dışında elde edebilecek başka bir zenginlik hayalimiz yok bizim… Ömrü hayatımızda bir arada göremeyeceğimiz paralar için değil mücadelemiz, tek isteğimiz güzel günler görmek…

Sürekli azarlanıp, horlanmaktan bitap düştük; hakkımızın yenmesinden, çiğnenmekten ötürü yaralıyız, öfkeliyiz…

Net bir şekilde soruyoruz artık; sizce biz vatan haini miyiz?

Olan biten gururumuzu kırıyor, kalbimizi acıtıyor; güzel günler görmek istiyoruz bayım; incinmeden, hakkımız yenmeden, adaletli bir yaşam hakkı istiyoruz. Tüm derdimiz budur.

Tarih: 23/12/2013
8196 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri