Yazdır Arkadaşına gönder
Şark cephesinde yeni bir şey var mı?
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanBugünlerde hüzün rüzgarları, poyraz olarak  esiyor otogarlarda. "En büyük asker bizim asker" nidaları ile yollanıyor genç adamlar. Henüz 18, 19, 20'lerindeler. Dönüp dönüp sarılıyor birileri onlara, Onlar en çok analarına sarılıyor. Utanmasalar, analarının boynuna burunlarını bandıra bandıra ağlayacaklar. Babaların gözleri ürkek çaresiz bakıyor, omuzları düşmüş aşağılara. Ellerini nereye koyacaklarını bilemeden, çoğunlukla evladın sırtını sıvazlayarak bekliyorlar. Dokunsa birileri, ‘hadi tutma kendini, koyver gitsin‘ dese, akıtıverecekler gözyaşlarını... Ve fakat baba onlar, gururlu ve dik durmaya çalışıyorlar.
 
Davullar çalınıyor, marşlar okunuyor, yeniden veda ediliyor dostlara, ananın, babanın elleri öpülüyor tekrar. Gözleri kapatıp, son bir kez daha kokuları içeriye çekiliyor. Ana kokusu, baba kokusu hafızaya not düşülüyor. Otobüs ağır ağır hareket etmeye başlayınca, yürekler fena kıpırdıyor. Gözler doluyor umarsızca. Asker selamı çakıyor delikanlı dışarıdakilere, son gördüğü yine anasının gözleri oluyor. "Geri gel" diye bakıyor anası oğluna. "Geri geleceğim ama..." gerisini kendisine bile söyleyemiyor delikanlı.
 
Şark cephesi, her zamankinden daha fazla  kaynıyor bugünlerde. Evlatlar orada, ellerinde tüfeklerle yürürken sınır ötesine, yüreklerinin sesi evlerinden duyuluyor. Her adım atışlarında kocaman izler bırakıyorlar geçmişlerinden. Her soluk alış bir dua demek anaları için, her göz kırpışları şükür etmeyi gerektiriyor babalarına...

Şark Cephesinde yeni bir şey yok bugünlerde... Evlatlar, kızanlar, balalar; evlerin erkek çocukları var orada. 18'lik, 20'lik, 25'lik hayaller uçuşuyor Kuzey Irak topraklarında. Hiç aşık olmamış kalplerle, aşkından yanan mecnunlar yan yana. Eve dönüp ana çorbası içmek isteyenler vardır mutlaka aralarında, tek başına sıcak bir duş almak isteyenler, arkadaşları ile kafa çekmek isteyenler, babaları ile iki el tavla oynamak isteyenler...

Birilerinin canlarından can alınıyor şimdilerde. Kulaklar kapının zilinde... Yürekler, avuç içindeki güvercin korkaklığında. Anaların, babaların yürek atışları sınır ötesinden duyuluyor mutlaka. Dualar yolluyorlar melekler aracılığıyla korunsunlar diye. Uykusuz geçiyor geceler ve sessizleşiyorlar, uzaklara dalıp gidiyor ihtiyar gözler, daldıkları yerden evlatlarını kucaklıyorlar...
 
Oysa kimi zaman tüm dualara rağmen koruyamıyor melekler bile delikanlıları... Kaç oldular bugün? Her şehit için yüreklere birer çentik atıyoruz biz. Ama ne kadar hissedebiliriz ki ananın, babanın parçalanan kalbinin, dağılan ruhunun acısını...
 
Şark cephesinde yeni bir şey yok bugünlerde... Hep acı vaat eden ve verdiği sözü tutan topraklar, uçak kargolarında genç asker bedenleri yolluyor bize her gün. Bayrağa sarılmış tabutlar iniyor uçaklardan, baş tarafına adresleri yazılmış... Yürekler dağlayan feryatlar yükseliyor anaların böğründen. Babalar yine dik durmaya çabalıyor, oysa için için yıkıldıklarını herkes biliyor. Şark cephesinde yeni bir şey yok, ama Garp cephesi acıya boğuluyor her geçen gün...

Bitmeyecek ve tanıdık bir acıyla yoğruluyoruz yeniden. Ve ben çok haince merak ediyorum bugünlerde. En çok bunu merak ediyorum; Bilal Erdoğan neden yapmadı askerliğini, neden çürük çıktı, bunca yiğitten farkı neydi? Merak ediyorum bir vatandaş olarak Şark cephesinde olabilmeyi ister miydi kendileri acaba bir vatandaş olarak?

Tarih: 25/2/2008
7929 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri