Yazdır Arkadaşına gönder
"Sakin şehir"in “Van Gogh Dede”sini unutmayalım
Alahattin Gürırmak
Alahattin Gürırmakİzmir'in Seferihisar ilçesi, dünyanın yeni trendi “cittaslow” (sakin şehir) ünvanının Türkiye'de ilk sahibi oldu. Sorgulanan 60 kriteri taşıyarak ilçesine bu ünvanı sağlayan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer'i kutluyorum.

Sakin şehir kriterlerini korumanın yanında orkinos balık çiftliklerinin denizlerine taşınmaması için Ankara'ya gidip hükümeti bilgilendiren Belediye Başkanı Tunç Soyer'in ilçesi için sarf ettiği çabaları takdir etmek gerek.

Seferihisar deyince aklıma bu güzel ilçeye bağlı, artık mahalle olarak anılan Ulamış köyü ve Ulamışlı şair - ressam Necati Özsu gelir. Her ne kadar “İzmir'in köylü ressamı” olarak tanınsa da ben onu “Seferihisar'ın Van Gogh Dedesi” başlığıyla İzmirli gazete okurlarına tanıtmıştım.

Yeni Asır Gazetesi'nde muhabirdim.Gazetenin kültür sanat sayfasına da katkılı oluyordum.

Necati Özsu, 1996 yılının ilk baharında gazeteye uzunca bir mektup göndermiş. O sayfayı hazırlayan editör, “Alaattin, boş zamanın olduğunda şu mektubu gönderen amcaya da uğrayıp bir iki resmini çekiver” dedi.

Mektubu okuduktan sonrada çantama koydum. Ulamış köyü İzmir kent merkezine 38 kilometre uzaklıktaydı. Ne zaman, nasıl giderim diye düşünmeye başladım.Epey zaman geçti. Sanırım Temmuz ayındaydık.

Bir görev için gazetenin aracıyla Seferihisar'a gitmiştim. İlçedeki haberi toparlayıp İzmir'e dönerken yolda “Ulamış Köyü” tabelasını gördüm. Aklıma “yolum düşerse bir gün giderim” diye çantama koyduğum, Necati Özsu'nun mektubu geldi. Şöför arkadaşa hemen geri dönüp köy yoluna girmesini söyledim.

Köy meydanına vardığımda köy sakinlerine Necati Özsu'yu nerde bulabileceğimi sordum. Köylüler meydandan pek uzakta olmayan bir ahırı gösterdiler. O ahırın kapısından içeri girince şaşırdım kaldım. Ahırda at, eşek, koyun, kuzu gibi hayvanları göreceğimi sanıyordum. Oysa 300'e yakın parlak kök boyalarla çizilmiş tablo karşımda duruyordu.

Bir resim atölyesi gibi dizayn edilen ahırda daha önce yapılan resimlere bakarken ağzım açık kaldı. 72 yaşında, oldukça kilolu ve bu kilolarından da rahatsız, sevecen, şairane ruhlu Necati Özsu karşımda duruyordu. Şaşkınlıkla, önce ustasının kim olduğunu, “Fırça kullanmayı kimden öğrendin?” diye sordum. “Ustam yok” deyince şaşırıp kaldım...

Bu şahane tabloların ders almadan, kurs görmeden yapılamayacağını iddia ettim. O da sakin sakin yaşam öyküsünü anlattı bana. “60 yaşıma kadar elimde kalem şiir yazdım. 60 yaşımdan sonra attım kalemi, aldım fırçayı. 12 yıldır da köy çevresinden topladığım bitki köklerinden doğal boya çıkararak bu gördüğün resimleri çiziyorum” dedi.

Tablolarında neleri resmetmemişti ki? Köyünden manzaralar, ünlü sanatçılar, devlet adamları ve nü resimler... “Necati Amca” diye seslenme ihtiyacı duyduğum bu yaşlı adamın önünde saygıyla eğildim, kutlayıp anlattıklarını not etmeye koyuldum.

Necati Amca, sanatçı olma tutkusundan ötürü İzmir Kızılçullu (Şirinyer) Köy Öğretmen Okulu'nu terk etmiş. Şiirler yazmış, bazı gazetelerin sanat sayfalarına, dergilere göndermiş. O günleri, “O ara çılgın gibi okuyor, okuyor, okuyordum, bir yandan da yazıyordum” diye anlatıyordu.

İlk şiir kitabı “Bu Diyar” ı 1955'de yayınlamış. Ardından “Nasır” adlı aylık bir dergi çıkarmaya başlamış. Bu dergiyi 37 sayı, üç yılı aşkın bir süre yaşatmış. Ardı sıra çevresindeki aydın kişileri bir araya getirerek “Saban” adlı bir dergi daha çıkarmış. Bunu ancak altı sayı yaşatabilmiş. Bir süre geçince “Diken” adlı hikaye kitabını yayınlamış. Daha sonra çok çok okuyarak kendini iyice geliştirip “Hisar”, “Varlık”, “Meşale” gibi bir çok sanat dergisine süreli yazılar göndermiş.

Sonra bir şiirinde de dediği gibi “Durup yelkovanları çaktım oldukları yerlere” diyerek bir yol geriye bakmış ve yaşının 60'ı aştığının farkına varmış. "Hey ozanım hey! Çiğ değil, kırağı düşen bitkiye...” deyip kalemi atarak, fırçaya sarılmış. Çizdiği resimler onu dinlendirmeye başlamış. “Resim çizerken kafam dinç, içim rahattı” diyor.

Necati Amca ikisi köy meydanında, biri de Seferihisar ilçe merkezinde üç resim sergisi açtığında adı “köylü ressam”a çıkmış komşu köylerde... Necati Amca, “İyi, bunlar güzel de, dergi ve gazetelerde yayınlanmış o güzelim şiirlerim ne olacak?” deyip 1995 yılında “Doğa Özlemi” adını verdiği şiir kitabını yayınlamış. Yayınlanmış hikayelerini de "Tükenen karanlıklar” adındaki kitapta toplayarak Kültür Bakanlığı'na basılsın diye göndermiş. Göndermiş göndermesine de, aradan bir yıl geçmesine rağmen cevap veren olmamış.

Necati Amca, delikanlılık yıllarında kaleme aldığı bir şiirini benimle paylaştı. Size aktarayım:

Eski İzmir akşamları

Çığlık çığlık bir tren geliyor Anadolu'dan
Özgürlük getiren
Soluk soluğa Basmane'ye giren
Yorgun bir tren

Acılardan ırak bir İzmir akşamında
Kordon'dayız onunla
Ben bir külhanbeyim, Eşrefpaşalı
O Asmalımescitli Selime
Elini veriyor elime

Bir eyyuf... çekiyorum
Suratımdaki bıçak izi gülümsüyor
Elimi atıyorum belime
Dişi Parslar gibi Selime
Atılıyor elime

Atlı tramvaylar geçiyor önümüzden
“Dur.... ” diyorum
Sıkıysa durmasın
Sonra bir türkü dolanıyor dilime
"İzmir'in içinde vurdular beni... ”
Gülümsüyor Selime

Yanık tutkularla bölüyoruz geceyi
Sokak fenerleri kıskancından çatlasın
Biri göz kırpıyor yosmaca
Utancından kızarıyor bir başkası
Kırmızı dudaklarıyla öpüyorlar camları
Şimdi anılarda kaldı İzmir akşamları


“Seferihisar'ın Van Gogh Dedesi”

Ulamışlı Necati Özsu'nun haberi gazetede “Seferihisar'ın Van Gogh Dedesi” başlığıyla yayımlandı. Onu neden Hollandalı ünlü ressam Van Gogh'a benzettiğimi sorabilirsiniz. Necati Amca, Ulamış köyü sırtlarından köyün mücavir alanının 5 kilometre ötesindeki Azmak denizinde güneşin batışını tualine Van Gogh sarısı denen bir tonu kök boyalar ile resmetmiş. Yani güneşin altın sarısı ışınları “Van Gogh sarısı” denilen tonda bezeli, çizdiği manzara resminde...

Haber yayınlandıktan sonra bir çok gazete ve televizyon muhabiri ertesi gün soluğu Ulamış köyünde aldı. Necati Amca'nın fotoğraflarını, görüntülerini çekip haberler, ropörtajlar yaptılar. İzmir milletvekili ve dönemin Devlet Bakanı Işılay Saygın, Ulamış köyüne giderek Necati Özsu'yu ziyaret etti. Bu ziyaretten sonra Necati ağabeyin Kültür Bakanlığı'na gönderdiği hikaye kitabı 5 bin adet basılarak yayınlandı...

1996 yılından sonra Necati Amca'yı her yıl ziyaret eder oldum. Artık sayılı dostlarındandım... 1999 yılında ziyaret ettiğimde şeker hastalığı iyice artmıştı. Benden bir isteği oldu, “Alaattin, yarenim, köyümde iki, Seferihisar merkezinde de bir defa resim sergisi açtım. Açtım ama benim hayalim, resimlerimi İzmirliler de görsün istiyorum. İzmir merkezinde resimlerimi sergileyip, İzmir protokolunun açılışına geldiği bir organizasyon ayarlayabilir misin bana?” dedi.

Usta şair ve rassim Necati Amca'ya “Elbette Necati Amca” dedim. “Ancak, şu an yaz ortası. Herkes yazlıklarında. Sonbahar gelsin, senin sergiyi İzmir'de bir galeride açalım” diye ekledim... Ulamış'tan İzmir'e dönüşümde hemen galeri galeri dolaşmaya başladım. Sergi için gün sırasına girecektim. Bir galeriyle anlaşmak üzereydim.

Ulamış köyündeki “Van Gogh Dede”yi telefonla aradım.. Telefonu oğlu Fikret Bey açtı. “Resim sergisi için galeri ayarladım. Necati Amca resimleri hazırlayakoysun” dedim. Fikret Bey, “Sizlere ömür, babam vefat edeli üç ay oldu” deyince şoke oldum... Çok üzüldüm...

Allah rahmet eylesin... Seferihisar'ın bir aydın yüzü sonsuzluğa göç etmişti. İnanıyorum ki Türkiye'nin ilk “sakin şehir” ünvanı alan kenti Seferihisar onu unutmayacaktır. Bence Ulamışlılar köylerinin “Van Gogh Dedesi” Necati Özsu için bir anı müzesi kurmalıdırlar. Çünkü Köylü ressam Necati Özsu “sakin şehir” Seferihisar'ın anıt adamlarındandır..

Tarih: 28/8/2010
6611 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri