Yazdır Arkadaşına gönder
Sagalassos ve "Ağlasun Ayşafağı"
Hediye Selda Yılmaz
Hediye Selda Yılmazbaktık
sagalasuslular sessizce iniyorlar pırıltılı
yamaçlardan
torbaları yıldız ve lacivertle dolu
kucaklarında üzüm incir zeytin badem ve buğday
yeni doğmuş kuzularla
sessizce inip yamaçlardan
karışıp gidiyorlardı ayşafağına


Hasan Hüseyin Korkmazgil/Ağlasun Ayşafağı

Ekim ayının sonuna doğru, kış yüzünü göstermeden gerçekleştirdiğim Göller Bölgesi ve Sagalassos gezisi benim için unutulmaz ve tadı damağımda kalan bir gezi oldu. Anadolu'nun bereket mevsimi bu yörede de kendini göstermiş, elma ve ayva hasadı yapılmıştı. Göller bölgesi hem tarihi, hem de doğası ile her mevsim size farklı tatlar sunar. Sonbaharına sarı, elma kızılı ve yeşilin güz tonları ile kar eşlik eder. İlkbaharda yöre gül pembesine ve gül kokusuna keser. Elma ve ayva çiçekleri bu güzelliğe eşlik eder.

Yörede Psidya Antiokheia'sı, Adada Antik Kenti, Kibrya Antik Kenti, Kremna Antik Kenti, Eflatunpınar, Fasıllar kaya anıtı ile Hacılar Höyüğü bulunur. Son yıllarda üstünde çok durulan ve UNESCO dünya mirasları listesine aday olan Sagalassos ayrı bir güzelliğe ve öneme sahiptir.

Sagalassos, Türkiye'nin güneybatısında, Burdur'un Ağlasun ilçesinde yer alır. Antalya'dan yalnızca yaklaşık 100 kilometre uzaklıktadır. Antik kent; dağ eteklerine, denizden 1450 -1600 metre yükseklik arasına kurulmuştur. Güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Anadolu platosu yer alır. Hemen doğusunda 2271 metredeki zirvesiyle Akdağ yükselir.

Sagalassoslular'ın dağ yamacına yerleşmeyi seçmelerinin nedenleri güvenlik kaygısı, bir diğeri ise suyun bolluğudur. Yer katmanlarının özelliği sayesinde, bölgede bir çok pınar bulunur. Ayrıca bu yamaçlarda yüksek kaliteli seramik kap kacak ve tuğla yapmaya uygun kil ve metal eşya üretmek için maden cevheri de bulunmaktadır. Bir başka etken de, kentin tarihinin en parlak zamanı olan Roma İmparatorluk Dönemi'nde, Sagalassos'un, Anadolu'nun yol ağına bağlanmış olmasıdır. Bu sayede kent hem Anadolu'nun içlerine, hem de Ege ve Akdeniz limanlarına ulaşır. Kentin ekonomisinin temelini tahıl ve zeytin kadar, olasılıkla çam ağacı ve kırmızı astarlı, kaliteli seramik kap kacak üretimi ve dış satımı oluşturur.  Tüm bu koşullar insanları bolluk içindeki, yeniliğe açık bu kente çeker, Sagalassos'un saygınlığı giderek artar.

Gelecekte adı Sagalassos olacak bölgede insana ait ilk izler MÖ. 10000'e kadar uzanır. Burada bilinen en eski yerleşik düzen ise MÖ. 6500'e aittir. Bu tarihte seramik eşya yapımı da başlar. Ağlasun Vadisi'ndeki ilk tarım yerleşimi MÖ. 4000'den hemen önceye tarihlenir. MÖ. 3000'den önce yerleşimler arasında bir ağ oluştuğu ve her birinin kendi topraklarını kontrol ettiği bilinir. Bu gelişme MÖ. 2300 - 2200 civarında duraklar. Bu sırada Hint-Avrupa kökenli insanlar (Hititler ve Luviler) Anadolu'ya yerleşir. Milattan önce on dördüncü yüzyıl civarında Sagalassos bölgesi Luvilerin etkisi altına girer; bu evrede Miken uygarlığı veya onun Anadolu kolonilerinden eşyaların bölgeye ithal edilip kullanılmış olduğuna dair izler vardır. MÖ 1200'den kısa süre sonra Tunç Çağı'nın büyük imparatorlukları tarihten silinir ve bunların yerini Frigler, Lidyalılar ve son olarak Persler alır. Eski Luvi devletlerinden farklı gruplar gelişir. Bunlardan birisi Sagalassos bölgesine yerleşen Pisidyalılar'dır.

Pisidya'da ve olasılıkla Sagalassos'ta Hellenize olma sürecinin başlangıcı Pers hakimiyeti sıralarına dayanır. Bu dönüşüm Büyük İskender'in bölgeyi fethetmesi ile hızlanır ve güçlenir. Sagalassos'un tarihinde en etkili isim büyük olasılıkla Roma'nın ilk imparatoru Augustus'tur. Birinci yüzyılda Sagalassos altın çağını yaşar.

MS. 124-132 yılları arasında İmparator Hadrian Anadolu'yu en az üç defa ziyaret eder. Bu durum kentin yeni bir altın çağa adım atmasını sağlar. Yoğun ekonomik hareket ve büyük mimari projeler üçüncü yüzyıla dek sürer.

Yüzyıllar süren Hellenleşme sürecinden ve Roma Dönemi'nden sonra, Sagalassos dördüncü yüzyıl itibarıyla üçüncü büyük değişikliğe uğrar. Kent Hıristiyanlığı kabul eder. Buna bağlı olarak önemli idari değişiklikler meydana gelir.  

Altıncı ve yedinci yüzyıllarda meydana gelen üç olay, Sagalassos'un giderek zayıf düşmesine neden olur. Her iki yüzyılın başında birer deprem yaşanır. MS. 541-542'de ise kenti veba salgını sarar. Bundan sonra kentte yaşam on üçüncü yüzyıla kadar tarıma dayalı olarak devam eder. On üçüncü yüzyıla gelindiğinde Sagalassos'ta İskender Tepesi'ndeki son kale de Selçuklular tarafından yıkılır. Bunun yerine Selçuklu Türkleri?nin ovadaki yerleşimi Ağlasun gelişir. Sagalassos adı Türkçe'ye Ağlasun olarak dönüştürülür.

Sagalassos'un on üçüncü yüzyılda terk edilmesinin ardından, kentin harabeleri 1706 yılına kadar keşfedilmeden kalır. 1990 yılında Marc Waelkens'a Sagalassos'ta kazı yapma ve kent topraklarında araştırma yürütme izni verilir.

Sagalassos, Türkiye'nin en iyi korunmuş antik kentlerinden birisidir. Ağlasun'un sadece 7 kilometre kuzeyinde yer alır. 1990 yılından beri her yaz Leuven Üniversitesi'nden, Belçikalı, Türk ve diğer ülkelerden araştırmacılardan oluşan bir bilimsel ekip, Sagalassos'ta kazı çalışmaları yürütmektedir. En başından beri kazı ve restorasyonlarda Ağlasun'un halkı, ekiple birlikte çalışır. Açığa çıkarılmış ve restore edilmiş eserler Ağlasunlular'ın emeklerinin eseridir.

Bugün Sagalassos'u gezenler, kentin Yukarı Agora'sında restore edilmiş ve suları çağlayan Antoninler Çeşmesi, yaklaşık 13 metre yüksekliğinde onursal sütunlar, iki kemerli kapı ve agorayı çevreleyen yapıların kalıntılarını görebilirler. Antik kentte ayrıca devasa bir Roma hamamı, bir kütüphane, suyu pınarından akan küçük bir çeşme, bir kent konağı, 9000 kişilik bir tiyatro ve şehrin bin yıllık tarihini anlatan başka pek çok eser yer alır. Sagalassos, Anadolu'nun önemli mermer heykel okullarından birisi olan Afrodisyas'tan yetişen heykeltıraşların eserleri ile bezenmiştir. Kazılarda ele geçen buluntular ve dünyaca ünlü heykeller, Burdur Müzesi'nde sergilenmektedir.

Ağlasun nüfusu 4 bin civarında olan şirin bir ilçedir. Dağ yamaçlarından çıkan çok sayıdaki su kaynağı Ağlasun'un en büyük zenginliklerindendir.  Buğdaydan ve gülden başka, kiraz, şeftali, incir, üzüm, ceviz ve fındık...... yetişir. Doğrudan ihraç edilen kaliteli kirazı ile ünlenmiştir.

Ağlasun ilçesine Burdur yönünden yaklaşırken, Batı Toros dağlarının Akdağ yamaçları gümüşi bir ışıltı ile parlıyordu. Hava ilkbahar ama mevsim güzdü. Bereketli toprakların insanları harmanlarını yapmış, kış hazırlıklarına başlamıştı. Büyüleyici bir coğrafyada, görkemli bir Antik Kenti görmek için yoldaydım. İşte bu büyüleyici yolculuğa bir de şiir eklenirse, değmeyin tadına. Hasan Hüseyin Korkmazgil'in ''Ağlasun Ayşafağı'' nehir şiir kitabından şiirler dinleyerek Ağlasun'a geldik. Bu gezi beni bambaşka dünyalara götürdü. Beynim, yüreğim, gözlerim, kulağım bayram coşkusuyla duyargalarını iyice açtılar ve yaşadıklarımı kayda geçmeye başladılar. Şimdi kafanızda bir soru işareti olmalı. "Şair Hasan Hüseyin ile Sagalassos'un ne ilgisi var?" diyeceksiniz. Kısaca anlatayım:

Sivaslı şairimiz Hasan Hüseyin'inin eşi Azime Hanım Ağlasunlu'dur. Azime Hanım edebiyat öğretmenidir. Şairle yaşamını 1964'te birleştirmiştir. Hasan Hüseyin ve Azime Hanım yaz dinlencelerini Ağlasun'da geçirirler. Çift, Ağlasun doğasını ve Sagalassos kentini köşe bucak gezerler. Bir söyleşisinde Azime Hanım özetle şöyle anlatır:

"Sagalassos'ta henüz kazılar başlamamış ve kentin görkemli günlerine tanıklık eden heykeller, sütun parçaları, tapınak kalıntıları, kemerler, lahitler, gizemli geçitler ve toz toprak içindeki mozaik zeminler, yerlerde sürünüyordu. Keçi sürüleri ve yoksul insanlarla, çağın dışında ve kırık dökük yaşamın,  hep aynı ilgisizlik ve boyun eğmişliği karşısında Hasan Hüseyin'in çarpılmış, daha doğrusu büyük ozan Anadolu'nun ayrımına yeniden varmıştı.

Yaşamın tüm alanlarının şiirine açık olan Hasan Hüseyin için, Ağlasun da; tarihi ve coğrafyasıyla, insanı, insana bağlı olsun olmasın tüm güzellikleriyle bir şiirsel alan oldu. Daha çok yazları olmak üzere, birlikte o beldeye en az yirmi kez gittik. Taş toprak, yaprak kuş, gördüğü her şey, şiirine süt oldu Hasan Hüseyin'in. Bildiğimiz Ağlasun Ayşafağı'ndan başka, daha pek çok şiirini orada yazdı."


Şiir kitabının ilk baskısı 1970 yılında çıkar. Bugünkü halini alması on yılda gerçekleşir. İkinci baskıdan önce düzeltmeler yapar. Halikarnas Balıkçısı'na bir seslenişinde, şöyle demekten kendini alamamıştır:

"Usta, Ağlasun Ayşafağı'nı yazmadan; seni baştan sona okumuş olsaydım, o şiir daha başka olurdu?"

Ne kadar şanslıydım. Anadolu'nun zengin bir bölgesini, yine bu zenginlikle beslenmiş çok sevdiğim şairin dizeleri kulağımda ve yüreğimde gezmiştim. Ama bir şey eksikti. Şair adına bir müze yoktu. Azime Hanım şairin bütün eşyalarını ve arşivini gözü gibi korumaktadır. Azime Hanım yine bir söyleşisinde, Şair adına bir müze yapılması ve el yazması eserlerinin, arşivinin ve eşyalarının korunması, araştırma ve incelenmeye açılması ve şairin genç kuşaklara tanıtılmasının tek dileği olduğunu belirtmiştir. Ağalasun'un tek ve bence en önemli eksiği Hasan Hüseyin Korkmazgil Müzesi'dir. Bu müze hem Ağlasunlular'ın hem de şiir severlerin bir vefa borcudur. Bu nedenle duyarlı her bireyin elinden geleni yapması gerektiğini düşünüyorum. Ben bu yazıyı yazarak görevimi yaptığımı düşünüyorum.

Hadi ne duruyorsunuz! Sagalassos, Ağlasun ve Burdur Müzesi sizi beklemektedir. Yüreğiniz ve "Ağlasun Ayşafağı" ile gidiniz oralara. On bin yıllık kültür birikimi üzerinde yeşeren ve güzelleşen aşkın beslediği şiirler, rehberiniz olsun.

Kaynakça:
Ağlasun Ayşafağı/Hasan Hüseyin Korkmazgil
Anadolu Uygarlıkları/Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal
Hürriyet Gazetesi 07. 10. 2007

Tarih: 18/7/2017
1412 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri