Yazdır Arkadaşına gönder
Ayşe Başak KabanCehennem burası mı Hacı?

Çünkü öyle olmalı. Daha kötüsü olamaz, öte dünyada da var ise bir cehennem buradan pek farkı olamaz, düz mantıkla düşünürsek burada yaşadıklarımızdan, çektiğimiz sıkıntılardan, bitmek bilmez ahlarımızdan sonra öte dünyanın cehenneminin kapıları kapalıdır bize. Çalmadık, çırpmadık, zinhar yetim hakkı yemedik, koruduk kolladık sadece insan evladını değil, dört ayaklı dostlarımızdan, denizde dünyadan bihaber usul usul yüzen balığa, toprağa kök salmaktan, dallarını göğe yaymaktan başka derdi olmayan ağaca kadar.

Katil değiliz, katletme emri verenden yana hiç değiliz. Aç olana bir tas olsun çorba, üşüyene bir hırka peşindeyiz o nedenle cehennem bizden epey uzak yana düşüyor olmalı.

Tüm dertlerin buyken, ego denenen, insana özgü en ağır hastalıktan arınmaya çabalarken, kıskanç olmaktan, haset etmekten çekinirken, bir parça huzur ey Rab derdinde iken, huzurdan bunca uzak yaşamak, bizim başımıza gelmeyen ama her an geleceğini bildiğimiz o acılarla çepeçevre örülü yaşamak... Hacı, cehennem burası mı, burası olsun lütfen. Çünkü çok yorulduk ve üstüne feci mutsuz.

Peki hayat dediğin bir akvaryum olabilir mi?

Bu aralar sıklıkla hissiyatım bir akvaryum balığı olduğum. Allı, morlu, pembeli, şişman, zayıf, uzun, kısa, minik veya iri olmamın hiç önemi yok zira neye benzediğimden öte nerede olduğum mühim. Bir akvaryum balığı ne kadar mutluysa o kadar mutluyum, ne kadar özgürse o kadar özgür, hayata karşı ne kadar coşkuluysa o kadar coşkun. Evet, bir akvaryum balığı gibiyim, akvaryum balığından hallice bile değilim.

Oysa elbette kırlarda dört nala koşan bir at, sarp dağların tepesinden yamaçlara süzülürken kanatlarını alabildiğine açan bir kartal gibi hissetmek de mümkündü, ama heyhat, hayat!; artık geçmişte olduğu gibi sevimli hayaller kurmamıza, mış gibi yapmamıza dahi izin vermiyor. Çünkü hayatı içinde yaşadığımız memleket fena...

Mevsimsiz bir iklimde, şizofren ruhlu bir zamanın içindeyiz. Olduğumuz yerde çakılı kaldık, isyan boğazlarımızdan fışkırsa da ses çıkmıyor. Değer verdiğimiz, önemsediğimiz, sevdiğimiz her şeyin üzerinden geçiliyor, bir işkenceyi sessizce izlememiz isteniyor. İsteniyor ki ne yapılırsa yapılsın ses çıkmasın, isteniliyor ki her çarpıklık uyduruk bir doğruculuk edasıyla kabul edilsin, boyun eğilsin. Bir zeytin ağacının ederini hesaplayabilenlerle ona paha biçemeyenler arasında süren bir savaş bu. Ormanı görünce yaşamın kutsallığını hatırlayanlar ile yeşil parayı anımsayanlar arasındaki bitmek bilmez mücadele bu.

Ancak madende bir oğul kaybedip, yırtık lastikleri ile onun cenazesine katıldığında fark edilecek bir yoksulluk ile arsızca yediğini, içtiğini midesine indirmeden paylaşanlarla başlayıp, tek taşlara, pabuçlara, fok derisinden ceketlere kadar varan bin bir türlü soytarılığa varan görgüsüz zenginlikleri arasındaki uçurum bu...

“Oğlum yüzme de bilmezdi; suyun içinde ne yaptı?” diye soran 70’lik Ayşe Nine’nin çaresizliği içerisindeyiz. Bir işe yaramayacağını bilemeden tahliye borularını düzeltmeye çalışan Ermenek’te ki o teyze gibi belki’lerimiz, her cumartesi, çocuğunun kemiği için toplananların başına gelen o malum acıya rağmen yaşama sarılışımız, ardında patlayan bombalardan elinde bir naylon torba ile sınıra doğru koşan genç annenin korkusu gibi geleceğe bakışımız.14 yaşında 16 kiloya düşmüş oğlunu toprağa emanet ederken şehrin meydanlarından yuhalatılan bir başka annenin gözleri gibi gözlerimiz. Veya onun oğluyla aynı kaderi yaşayan, bir ölü evladın hakkını aramak için evinden kilometrelerce ötede dava kovalayan bir babanın gözyaşlarında saklı adalete olan inancımız.

Çünkü biz bu ülkede, yere düşene atılan tekmeyi izledik çaresizce. Böğrümüze inen tekmenin darbesi değildi canımızı yakan aksine alışıktık tekmelere ama bu hiçbir yere ait olmadığımızı hissettirdi, yurtsuz kalmak neymiş o tekmede anladık.

Peki hayata röveşata çekebilir miyiz usta?

Futbolda röveşata, pas atmak, topu kaleden uzaklaştırmak veya rakip kaleye şut çekmek için kullanılır. En zor ve en estetik hareketlerden birisidir. Yüksekten gelen topa gövdeyi sırtüstü devirip, makas yaparak vurmak olarak da tanımlanabilir ki anlayacağınız topa vurmak kadar nasıl düşeceğinizi bilmek de önemlidir. Tıpkı hayattan gelen pasları karşılamak gibi, o sert pasları gole çevirmek veya hayat kalenize gol atılmasın diye zemine sert bir şekilde düşmeyi göze almak gibi... çünkü röveşatayı yanlış kullandığınızda ömür boyu sürecek sakatlıkla yaşamak zorunda da kalabilirsiniz.

Ters dönmek, tepetaklak olmak…

Bu memleketin insan öyküleri, olağan akış içerisinde bir anda tepetaklak olanları, ayakları zeminden kesilenleri, kesilip de kabuksuz bir kaplumbağa gibi havada debelenenleri ve kimi zaman betona, kimi zaman çime, kimi zaman ise olması gerektiği şekilde ellerini doğru koyup süzülerek inenleri anlatıyor.

Röveşata, futbol oyununun en zor, en estetik, en az görülen, en insanüstü hareketi olarak tanımlanıyor, tıpkı bu yurdun gerçek kahramanlarının ellerinde olmadan ülke şartlarına ayak uydurması-diremesi, onlara rağmen yaşamaya çalışması gibi.

Bir seneyi daha devirirken, giden yıl bize endişeyi, korkuyu, çaresizliği, adaletsizliği bir kez daha belletti üstelik yıllardır aynı sınavdan geçmemize rağmen. Yorgunuz, bitkiniz, öfkeliyiz dolayısıyla mutsuzuz... Ortalama 70 yıl sürecek ömürlerimize tüm bunları iliştirenlerden şikâyetçiyiz. Mazlumun ah’ına inanıyoruz, inanıyoruz ki göğe yükselen ahlar yerini bulacaktır. Şimdilik tek tesellimiz bu.

Umarım o inananların dediği gibi bir cehennem vardır çünkü omuzlarımızda taşıdığımız hesap günü listemiz çok ağır artık taşıyamıyoruz.

Herkese keyifli, huzurlu, sağlık dolu bir yıl diliyorum. Sevdiklerinize ve sizi sevenlere sımsıkı sarılın ve lütfen yaşam alanlarınıza sahip çıkın.

Tarih: 23/12/2014
8650 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri