Yazdır Arkadaşına gönder
Paşa ile Serap...
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanUzun zamandır yazasım yok. Ne yazacağım ki? Hırsın, ihtirasın, egoların tavanlara çarpıp çarpıp bir türlü yere inemediği, herkesin tek derdinin kendi olduğu, onurlu olmanın beş para etmediği, ideallerin, ütopyaların, hayallerin bir bir yakılıp küllerinin savrulduğu bir dünyada; bir bayırdan tepetaklak inen; freni, lastiği patlak bir arabanın içindeyiz hepimiz. Üstelik memleket yangın yeri gibi. Huzurlu, keyifli, yarınından umutlu, insanca, korkmadan yaşayan hiç kimse yok etrafta. Durum böyle olunca yapabileceğim tek şey edebiyatın huzur dolu dünyasında adımlamak, kâh yazarak, kâh okuyarak en çok inadına hayal kurarak...

Çok sık oturuyorum yazmaya... “Kent Yaşam için bir yazı yazayım,” diyorum, yazacak şey bulamadığımdan değil, zira mümkün değil memlekette yazacak bir şey bulamamak. Suriye, Silivri, yargı paketi, etrafımıza örülen; kalın görünmez ama bilinir duvarlar... Herkes yazmıyor mu tüm bunları; eli kalem tutanın, ağzı laf yapanın yazacak, söylecek bir çift kelamı illa ki vardır, olmaması mümkün mü? Ama mesele; “memleket meselerini” zaten bilinir olanları yeniden masaya sürmek değil. Bugün mesele, mucizeleri görmekte, en çok onlara ihtiyacımız var, en çok güzel haberler almak istiyoruz bu zamanlarda, döktüğümüz gözyaşı en çok mutluluktan olsun istiyoruz.

Öyle oldu işte: Hayatın olağan dışı olağanlığı, gündemin ve havanın bitmek bilmez kavurucu sıcaklığı içerisinde bir haber, bir müjde, bir mucize gelip yüreğimin kanatlarının çarpmasına neden oldu.

Kahramanlarını hiç tanımıyorum, ne Serap’ı, ne Paşa’yı. Fotoğraflarını gördüm ekrandan genç güzel bir kadın Serap, sıcak, içten bir gülümsemesi var, gülünce gözlerinin içi gülenlerden. Bir Paşa’sı var Serap’ın, Alaska Malamut cinsi bir erkek köpek, 11 yaşında. Bir gözü mavi, bir gözü kahverengi, onu diğerlerinden ayıran en büyük özelliği bu.

Benim Serap ve Paşa ile tanışmam, kızkardeşim Burcu’nun sayesinde oldu. O Twitter’da görüyor ilanı. İlan tarihi 4 Mart...İlanda şöyle yazıyor:

“Paşamız kayıp aranıyor.Lütfen yardım edin!!! Kaybolduğu yer Etiler, kaybolduğu tarih 4 Mart, kaybolduğu saat 16:00...”


O günden bu yana, Burcu ile beraber her Allah’ın günü Serap’ın profiline bakıyoruz. Serap tüm gün Paşa’nın kayıp ilanını paylaşıyor, onu takip edenler sözleri ile duaları ile kendisine destek veriyor.

Serap gün gün, saat saat anlatıyor yaptıklarını, gelen ihbarları, gelen ihbarlar üzerine gittiği yerleri, eli boş dönüşlerini, “Oğlum,” diyor,”bekle,” diyor, “geleceğim...” diyor da başka bir şey demiyor.

Bir zaman sonra benim umutlarım tükeniyor, “Yok,” diyorum “Bu kadar zaman geçti aradan bulamadı, mümkün değil Paşa’yı bulması. Bir araba çarpmış ölmüştür, en iyi ihtimalle birileri bulmuş sahiplenmiştir, arandığının farkında değillerdir.”

Ama pes etmiyor Serap; Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz... Tam beş koca ay boyunca her gün, neredeyse her saat köpeğini arıyor. Barınakları, köprü altlarını, hiç bilmediği mahalleleri...

Ve sonunda mucizeye tanıklık ediyoruz.

Çok değil iki gün önce Serap’ın takipçilerinden birisi Facebook sayfasında Ankara Altındağ Hayvan Barınağı’nın fotoğraflarını incelerken Paşa’ya çok benzeyen bir köpek olduğunu Serap’a haber veriyor.

Serap, deyim yerindeyse uçarak gidiyor Ankara’ya; giderken köpeğinin, oğlunun, can dostunun oralara nasıl gitmiş olabileceğini düşünmeden... “O değilse...” diye düşünmeden, “Paşa’dır mutlaka!” diye düşünerek gidiyor.

İnanması güç, filmlere konu olabilecek kadar büyülü. Barınak’ta ilk karşılaşmaları donup kalmak oluyor her ikisi içinde. Öyle durup bakıyorlar birbirlerine. Serap hiç umudunu kaybetmemiş ama Paşa başından geçen onca maceradan, onca korku dolu geceden dolayı bir parça ümitsiz olsa gerek. Serap’ın bildirimlerine göre Paşa, koşturarak arabaya biniyor, cehennemden kaçar gibi...

Serap’ın mutluluk çığlıklarını duymaya, gözyaşlarını görmeye gerek yok, o kadar içten haykırıyor ki yaşadıklarını, hissettiklerini istemsiz aynısını yüreğinizde duyuyorsunuz.

Veterinerin ilk bulguları Paşa’nın çiftleştirilmek için zorla ilişkiye sokulduğu yönünde, bu nedenle penisinde kanama var. 23 kilodan 14 kiloya inmiş, tümör oluşmuş, uzun soluklu bir tedavi süreci bekliyor kendisini, ama annesi yanında artık...

Serap’ın yüzünü, gözyaşlarını yalamış, patisi ile burnuna dokunmuş sevindiğini, sevdiğini öyle gösteriyor işte...

Paşa ve Serap usul usul kendi hikâyelerini, kendi mucizelerini yazıyor. Her birimiz buna tanıklık ediyoruz. “Hayatta güzel şeyler oluyor,” diyoruz, umudun peşinden inatla gidenlerin zaferi ile sarhoş oluyoruz, onlar ve biz mutluyuz.

Serap, beş ay boyunca, “Oğlum, can dostum, Paşam,” dediği köpeğinin izini sürüyor, tükenmeden, yorulmadan, usanmadan...

Serap ve Paşa dostluğu, sevgiyi, sevdayı, sevdiğin için canını dişine takman gerektiğini öğretiyor tüm dünyaya, anlayana...

İnsan olamayan insana küçük bir not:

Şimdi yaz sonunda o pahallı, şık yazlıklarınızdan ayrılırken çocuklarınıza aldığınız karne hediyelerinizi geride bırakacağınızı adım gibi biliyorum. Her yıl ardınızda bıraktığınız o dilsizler, size beddua edemeyecek kadar sever sizi ama ne ben, ne benim gibi düşünenler ne de Allah sizi affetmeyecek. O zavallılara yaşattığınız her şey sizinle olsun.

Hayvanlarımız değil mesele, mesele onların sahiplerinde bizim daha iyi bir dünya özlemimiz Serap gibi insanların sayısının çoğalması ile olacak.

Son bir not; bir kap taze suyu kapınızın önünden eksik etmeyin. En azından Allah rızası için yapın bunu...

Tarih: 13/7/2012
8808 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri