Yazdır Arkadaşına gönder
Oyunu kullan oyuna gelme
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak Kaban
Ah bir anlayabilsek!

Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkes, ama herkes aynı geminin içinde yolculuk etmektedir. Bu sadece bizim için geçerli değil, tüm dünyada böyledir. Belirli bir sınırın içerisinde yaşıyorsan, senin de aslında diğerlerinden farkın yoktur. Gemi ile beraber yüzersin veya batan geminin kalıntılarına tutunup yardım gelmesini bekler, boğulur ve ölürsün. İki kere iki her zaman dört eder.

Anayasa paketinin halk oyuna sunulmasından da anlaşıldığı gibi, siyaset denilen arena koca bir bataklık olmuş durumda. Paketin sunuluşundan, tarafların meydanlarda düzeyi giderek düşen tartışmalarına baktığınızda anladığım tek şey, kimsenin bizi yeterince önemsemediği...

Bizim sorunumuz da tam bu noktada başlıyor. Bugün, her hangi bir seçimde, her hangi bir sandığa gidip, her hangi bir partiye gönül ve akıl rahatlığı ile oy verebilmem mümkün değil. Çünkü beni temsil edebileceğine, haklarımı içtenlikle savunacak, geleceğimin en azından bir bölümünü garanti altına alacak, daha insanca yaşatacak, inançlarımı sorgulamayacak, kendi erki üzerinden bana baskı kurmayacak bir partinin bu seçim barajı ile mecliste yer alması mümkün değil...

Sonuçta ben oy kullanma hakkımı aldığım zamandan bu ana kadar tam olarak temsil edilmiyorum. Benim gibi olan milyonlarca insan var! Peki, ne yapacağız?

Boykot çağrılarına, sisteme olan haklı tepkileri nedeniyle halk oylamasında sandığa gitmek istemeyenleri, kafalarında bu şekilde bir eylem planı hazırlayanları tam olarak destekliyorum. Ama... “Ama”ları ve “çünkü”leri sevmem... Sorunun gerçek kaynağı, sorunun kör düğümü hep bu sözcüklerden sonra gelir. Ancak, bu sefer kocaman bir “ama” koymak istiyorum tam cümlenin ortasına!

Ama görünen o ki, bu iş minik anayasa paketini halkın oyuna sunmaktan çok daha öte bir şey oldu. Zaten bu noktaya geleceğini de az çok okuduğunu anlayabilen herkes biliyordu. İktidarın canhıraş bir şekilde yürüttüğü, “evet” kampanyasının en büyük nedeni arkasını sağlama alıp, güvenoyu tazelemek, erken genel seçimlere bu güçle gidip, bir kez daha iktidar olmayı istemelerinden kaynaklanıyor. “Hayır” cephesi de bunun tam tersini gerçekleştirmek için çabalıyor.

Yani genel manzaraya bakınca aslında her iki tarafın da halkın gerçek hak ve özgürlükleri konusunda fazlaca bir endişesi yok. Herkes kendi bindiği dalı sağlamlaştırma derdinde. Burada yine iş kararsızlara ve boykotçulara kalıyor.

Seçim sisteminin tam olarak adeletli olduğuna inansam, boykot tarafında yer alacağım. Ama biliyorum ki kullanılmayan her oy “evet”i güçlendirecek. Ben tam bu arada kaldım. Her ne kadar her iki tarafında kendi içlerinde kurduğu oyuna dahil olmak istemesem de, aynı geminin yolcularının teknelerini yüzdürebilmeleri için “hayır” oyu kullanacağım.

Çünkü; Türkiye yıllardır şu düşünceye sahip iktidarlar tarafından yönetiliyor. Halkı eğitimsiz bırak, kendine güvenmesin, umutsuz olsun ve borçlansın...


Sistem, kendine ait yeni köleler yarattı. Bu başta ABD olmak üzere pek çok yerde kullanılan bir yöntem. Etrafa korku yay, umutları yok et, geleceğe karşı karamsar olsun ve benim söylediğim her şeye inansın. Tam demokrasinin yerleştirildiği ülkelerde iktidar halktan korkar. Meydanlara dökülen insanlar, haklarını arayan işçiler, parasız okumak isteyen öğrenciler, ücretsiz bakılmak istenen hastalar onların korkulu rüyasıdır. Bizim gibi ülkelerde ise halk egemen olan güçten, siyasi iktidardan yani hükümetten korkar.

Şimdi şunu düşünmek gerekiyor. Televizyon ekranlarına çıkıp, bakliyat üzerinden ekonomimizin nasıl da şahlandığını anlatan güçlere karşı ne yapabiliyoruz? Mesela en son ne zaman bonfile yediniz? Veya özelleştirilen, sözde parasız olduğu iddia edilen sağlık sisteminden nasıl faydalanıyoruz? Üniversite de ücretsiz okuyabiliyor muyuz? Ödediğimiz vergiler nereye gidiyor? Onca vergi ödüyorsak neden özel emeklilik ve sağlık sigortası yaptırmak zorundayız? Haftada kaç saat çalışıyoruz? Ömrümüz boyunca kaç seneyi çalışarak geçirmek zorundayız? Çocuklarımızın kitapları devlet tarafından karşılanıyor da, neden bir tomar parayı özel ders kitaplarına harcıyoruz? İlköğretim ve lise de devlet okullarına yolladığımız çocuklarımızı neden dershaneye göndermek zorundayız? Senede kaç gün tatil yapıyoruz?

Bu ülke yüzde seksen insanının acımasız bir şekilde sömürüldüğü bir ülke haline geldi. Yüzde birlik kesimi gayet rahat yaşıyor. Ne sen, ne de senin çocukların o yüzde birin içerisinde yer alamayacak!

Tekne su alıyor...

Şimdi sıra sende. Ama bu sefer tuzaklara dikkat et, geleceğini karanlık sulara itme.

Çok iyi niyetli olduğuna ve bu iyi niyetleri çerçevesinde daha iyi bir Türkiye için hareket etmek isteyen insanlar tanıyorum, aman ha...

Boykot iyidir, ama hepimizin olduğu tekne alabora olmak üzereyken değil. Sen boykot kararını verdiysen şimdi durup nereye ne kadar uzakta olduğuna bakman gerek...

İnsanca yaşayabilmen için sana sunulan seçenekleri iyi değerlendir. Oyunu kullan, oyuna gelme...

Tarih: 5/9/2010
8091 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri