16 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
Örgütlenen kazanır
Fergül Yücel
Fergül Yücel2009-2013 İzmir’in Altın Çağı Olsun!

3 Kasım genel ve 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde İzmir’de seçimi kazanan CHP aynı performansı 29 Mart 2009’da gösterebilecek mi?
O dönemde seçimin kazanılmasında önemli rolü olan, CHP İzmir İl örgütünün çok sayıda İzmirli aydın, bilim insanı, sivil toplum temsilcileri ve sivil inisiyatiflerin ortak aklı ve katılımıyla gerçekleştirdiği "yerel yönetim çalışma grupları" yeniden oluşturulacak mı?

Sayılı günlerin su gibi geçeceğini düşünürsek, geriye doğru sayımının başlamasıyla kızışan partiler ve adaylar arası rekabetten galip çıkacak olan, örgütlü çalışmayla, seçmenin sağduyusu olacaktır inşallah.
Tam da seçim arifesinde “nasıl bir parti, nasıl bir strateji, nasıl bir eylem planı ile seçim kazanılacak?" diye kafa yoruyorsanız, siz Kent-Yaşam okurları için çok taze, henüz matbaa mürekkebi kokusu üzerinde bir kitap öneriyorum: YERELGE

Ferlal Örs ve Mehmet Şakir Örs’ün Etki Yayınları'ndan çıkan bu kitabı “Yerel Yönetimlerde Üretkenlik, Katılımcılık ve Toplumsal İlişkiler" üzerine.
Teori ve pratiğin ayrılmaz birliğine olan inançlarını, bilgi birikimleri ve deneyleriyle açıklayan yazarlarımız Örs’leri imza gününde soru yağmuruna tuttum.


- Kitabınızın temel konusu olan yerel yönetimler, özellikle demokrasinin yerleşmesinde, toplumsal değişimin temel dinamikleri olan çok çeşitli halk kesimlerinin yönetime doğrudan katıldığı; katılması gereken alanlardır. Demokratikleşme açısından bu denli önem taşıyan yerel yönetimlere katılımın sağlanmasının önünde duran engeller nelerdir?

- Yerel yönetimlere halkın katılımının yeterince sağlanamaması sorunsalını, yerel yönetimler alanının başat konusu olarak değerlendiriyoruz. Bunun en temel nedeni ülkemizde demokrasi kültürünün yeterince gelişememiş ve içselleştirilememiş oluşudur. Bununla birlikte toplumsal alanlardaki birçok olumsuzluğun nedeni olarak da değerlendirilebilecek, örgütsüzlük, örgütlenme eksikliği bir diğer önemli nedendir. Ayrıca yerel yöneticilerin halkın katılımını yeterince önemsememesi, özendirmemesi, daha doğrusu belki de istememesi; yasal, yönetsel engeller ya da sıkıntılar; bu konudaki diğer engeller olarak sıralanabilir.
Ancak bütün bu engellerin ve olumsuzlukların aşılabilmesi, yine de yerel yönetimlerin önderliğinde olacaktır. İşte bu yüzden "toplumsal belediyecilik" anlayışını öne çıkarıyoruz. Bu anlayışı ve yaklaşımı benimsemiş kent önderlerinin ve kadrolarının öncülüğünde bu sorunlar aşılabilir. Halkın en geniş kesimlerinin örgütlenmesi ve kent yönetimi ile birlikte toplumsal yaşama müdahil olmaları sağlanabilir.

- Yerel yönetimlerin farklı toplumsal kesimleri temsil eden dernek, sendika ve farklı toplumsal gurupların kitle örgütlerini muhatap alacakları, herhangi bir yasal düzenleme veya yönetmelik var mı? Yerel Gündem 21’in çalışmaları yeterli düzeyde beklentileri karşılamaya elverişli midir?

- Yerel Gündem 21’ler ve yasal bir zemine kavuşturulan kent konseyleri oluşumları, aslında örgütlü kesimlerin ve onların temsilcilerinin, kent yönetimlerine katılmalarında bilinen kanallar olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu konuda başta yerel yönetimler olmak üzere ilgili çevrelerin, yeterli bilgiye ve isteğe sahip olduğu söylenemez. Bu oluşumlar bazı büyük kentlerde ve onlara bağlı alt belediyelerde gündeme gelmiştir. Birçoğu için maalesef "göstermelik" tanımlaması uygun düşmektedir. Çoğu işlevsel değildir. Düşünce ve proje üretenlerinin de, yerel yönetimlerce gerektiğince dikkate alındığı ve değerlendirildiği söylenemez. Anadolu’daki pek çok yerel yönetim ise bu tür uygulamalardan haberli bile değildir. Bu nedenle, gerek yerel gündem 21’lerin gerekse kent konseylerinin gerçek işlevleriyle yaşama geçmesi için, öncelikle yerel yöneticilerin katılımı önemsemesi, ciddiye alması ve samimiyetle istemesi gerekmektedir. Tabii katılım bilincinin, kültürünün oluşturulması ve yaygınlaştırılması, bunun toplumsal bir talebe dönüştürülmesi görevleri de; kentlilerin ve onların toplumsal temsilcilerinin önünde somut bir görev olarak durmaktadır.

- Kitabınızda yer verdiğiniz Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Örgütü Kuruluş Kongresi Kararları ve Sonuç Bildirgesi merkezi hükümet veya yerel yönetim olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından altına imza konulmuş bir bildirge midir?

- Adından da anlaşıldığı gibi uluslararası bu örgütlenme, merkezi hükümetlerin değil yerel yönetimlerin yer aldığı bir örgütlenmedir. Bu bağlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu örgütlenmenin bir bileşenidir.
Yaşamın birçok alanında olduğu gibi yerel yönetimler alanında da, uluslararası gelişmeleri yeterince izlediğimiz ve onlardan yararlandığımız söylenemez. Bu ülkemizdeki siyasal ve toplumsal çevrelerin önemli bir eksikliğidir. Küreselleşen günümüz dünyasında, yerel yönetimler alanına enternasyonalist bir yaklaşımın yararlı olacağını düşünüyoruz. Özellikle ve öncelikle yeterli insan gücüne ve bilgi birikimine sahip belediyeler, bu konuda önderlik yapmalıdır. Uluslararası ilişkileri güçlendirmeli; bilgi, deneyim ve uzman değişimi-paylaşımı gerçekleştirilmelidir. Başka ülkelerin yerel yönetimleri ile ortak projeler geliştirilmelidir. Uluslararası ilişkiler her alanda çok yönlü güçlendirilmelidir. Bu konularda da, önümüzdeki dönemde sol-sosyal demokrat belediyelerin öne çıkması gerektiğine inanıyoruz.

- Yerel yönetimler, siyasi partilerin adayları ile oluşturulan il ve belediye meclisleri dışındaki geniş ve örgütsüz halk kesimlerinin, yaşadıkları kente dair koşulların iyileştirilmesi ve yönetilmesi ile ilgili görüşlerini aktarabilecekleri olanağı sağlayabilir mi?

- Eğer istenirse bu olanakların sağlanabileceğini düşünüyoruz. "Yerel Gündem 21" ve kent konseyleri dışında da yeni örgütlenme modelleri geliştirilebilir. Kent halkının örgütlenmesinin ve o kentin toplumsal dinamiklerinin harekete geçirilmesinin, yerel yönetimlerin başat görevi olduğuna inanıyoruz.
Bu tür birliktelikler, somut konularda ve somut hedeflerle daha kolay gerçekleştirilebilir. Örneğin İzmir ve Ege Bölgesi, özellikle de Ege’nin kıyı kentleri için turizm yaşamsal önemdedir. Bu alanda merkezi yönetimin yanı sıra yerel yönetimlerin de yapabilecekleri vardır. Kitabımızda, turizm kentlerinde toplumsal bir kent örgütlenmesinin nasıl olabileceği, somut örneklerle ve önerilerle değerlendirilmektedir.

- Değişimin ve iyileştirebilmenin sağlanabilmesi için önce mevcut durumun analizinin yapılabilmesi, yani işlerin ölçülebilinir şeffaflıkta olması ve denetlenebilmesi gerekir. Halkın yerel yönetimin çalışmalarını izleyebildiği, yerel yöneticilerin sistemli rapor, bilgi, hesap vereceği yerel denetim mekanizmaları var mı? Örneğin UCLG’nin bildirgesinin17. maddesinde Yerel Demokrasi Gözlemevi kurulması önerisi var. Bir zamanlar bazı illerimizde Milletvekili İzleme Kurulları oluşturulmuştu, yerelde seçilen milletvekillerinin o kent ve yöre için yaptıklarını izlemek adına.

- Doğrusu bildirgede yer alan "Yerel Demokrasi Gözlemevi" bizim de ilgimizi ve dikkatimizi çekti. Bu öneriye biz de sempatiyle yaklaşıyoruz. Bunun ülkemizde öncelikle İzmir’de yaşama geçirilebileceğini düşünüyoruz. İçinde bulunduğumuz yerel seçim süreci, böylesi bir örgütlenmenin yaşama geçirilmesi için uygun bir zaman ve zemin sunuyor.
Milletvekilleri izleme kurulları da düşünce olarak güzeldi. Ama yeterince işlevsel ve kalıcı olamadı. Bunun nedenlerini, ilk ve ikinci sorularınıza verilen yanıtlar arasında bulabilirsiniz.

- Belediyenin neleri yapacağı-yapmayacağı, merkezi hükümetin işi bu ya da değil denilen çok mesele vardır. Yine aktardığınız bildirgenin 26 ve 27. maddelerinde belirtilen Kent yerel yöneticilerin görevleri bizim kent yöneticilerimiz ve özellikle hemşerilerimiz tarafından bilinmekte midir?

- Kent yöneticilerinin elbette bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bilen ya da bilmeyen yerel yöneticileri seçmeleri de, kentlerde yaşayan insanların sorunu ve sorumluluğu.
Bu konularda bir düşünsel üretime ve bilgi paylaşımına gerek olduğu, bunun hepimiz ve herkes için toplumsal bir gereksinim olduğu ise, yadsınamaz bir gerçeklik.

- Hemşeriler ve yerel yönetim arasında kurulabilecek özgür kitle iletişim ve medya araçlarının sağlanması için yerel yönetimlerin herhangi bir yasal dayanağı var mıdır? Mevcut durumda ya da daha önce böyle bir pratik var mı?

- Ülkemizde özel radyo televizyonculuğa geçildiği ilk dönemde, 90’lı yılların başlarında yerel yönetimler radyo ve televizyon istasyonları kurmuşlardı. Örneğin, Yüksel Çakmur’un belediye başkanlığı döneminde, Kültürpark içinde, günümüzde gençlik tiyatrosu olarak bilinen ve kullanılan eski meclis binasında, "Kanal Ege" televizyonu ve radyosu yayına geçmişti. Daha sonra gündeme gelen radyo-televizyon yasasıyla belediyelerin radyo-televizyon kurmaları engellendi.
Buna karşın günümüzde özellikle internet teknolojisinin gelişmesi ve yaygın kullanımının artmasıyla, bu mecranın belediyeler tarafından etkili kullanılabileceğini düşünüyoruz. Bunun güzel örnekleri de vardır. Ayrıca belediyeler periyodik yazılı gazete ve dergiler çıkarmaktadırlar. Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aylık gazetesi ve Konak Belediyesi’nin "İmbat" gazetesi ve benzerleri gibi.

- Dürüstçe söylemeliyim ki, kentlerin kalkınma, ekonomik ve sosyal gelişmesinde kentsel örgütlenmeye örnek olarak sunduğunuz Manisa’nın Kula ilçesi ile ilgili proje çalışması alanında uzman olan kişilerin rahatlıkla aynı tespitleri yapabilecekleri genel geçer formatlar. Ancak projenin hayata geçebilmesi için önerilen örgütlenme ve organizasyon modeli gerçekten tam bir demokratik model. Her hangi bir kent projesinde uygulamaya da çok uygun olan “Kula Turizm Platformu" ve “Yoksullukla Mücadele Kampanyaları" organizasyon modelleri siyaseten hangi zihniyete sahip çevreler tarafından hayata geçirebilir dersiniz?

- Elbette toplumcu dünya görüşüne sahip anlayışlar ve kadrolar tarafından. Bizler, yaşamın içinde duruşu ve anlayışı bilinen insanlarız. Bunu şimdiye dek tüm yaşamımız boyunca hayatın her alanında, inançla ve ısrarla, ilkesel duruşumuzla göstermeye çalıştık. Kısacası biz toplumsal dünya görüşünden yana tarafız. "Yerelge" isimli kitabımızın sunuş yazısında da bunu açıklıkla ortaya koyduk. Bu çalışmayı ve önerileri, öncelikle "toplumsal belediyecilik" anlayışına sahip başkanların ve kadroların hayata geçirmesi için hazırladık.

- “Kentsel örgütlenme sağlanmadan, kentin tüm dinamikleri harekete geçirilmeden, halkın destek ve katılımı olmadan gerçekleştirilecek tanıtım faaliyetleri başarılı sonuç vermeyecektir" tespitiniz ile ilgili olarak hemşeriler ve yerel yöneticilerin kentsel örgütlenmeyi gerçekleştirecek temel adımları ve yöntemleri neler olabilir, nasıl bir süreç gereklidir?

- Bu gerçekten önemli, kapsamlı, uzun soluklu ve zahmetli bir süreçtir. Kitabımız "Yerelge’nin 53. ve 63. sayfaları arasında yer alan "Yerel Yönetimlerde İletişim ve Halkla İlişkiler" bölümüne özellikle dikkati çekmek istiyoruz. Bu bölümde, sözünü ettiğiniz yerel yönetimlerin tanıtım ve örgütlenme çalışmaları ile ilgili olarak, ayrıntılı bilgiler verilmekte ve örgütlenme modelleri sunulmaktadır.

- Akademik çalışmaların sıkça eleştirilmesine sebep olan konu gerek üretim gerekse sosyal alanda yaşananlardan kopukluk olduğudur. Siz bu kopukluğun farkında olan akademisyenler olarak uygulamaya yönelik hazırladığınız değerli çalışmalarınızın, sahiplenilmesi gereken çevrelerin ilgisini çekeceğini ümit ediyor musunuz?

- Sizin de belirttiğiniz gibi özellikle sosyal bilimler alanında ağırlıklı olarak kuramsal çalışmalar yapılıyor. Kuram elbette çok önemli. Ancak kuram, yaşamla buluşturulmadığı zaman işlevsizleşiyor. Bu noktada bilimin temel işlevleri üzerinde durmak gerekir. Bilim, toplumsal gereksinimlerden doğmuştur. Bu nedenle bilimsel çalışmalardan toplumsal bir istemi yanıtlaması ya da toplumsal bir sorunu çözmeye yardımcı olması beklenmektedir. Çünkü bilimi geliştiren temel etken günlük yaşamda karşılaşılan sorunlar ve gereksinimlerdir. Bugün toplumsal sorunlar ve istemler giderek daha da artmakta ve karmaşıklaşmakta, çözülmesi zor duruma gelmektedir. Bunun doğal sonucu olarak bilimsel çalışmaya her zamankinden daha fazla gereksinim duyulmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, bilim, yaşamın ve canlıların yararına kullanıldığında işlevseldir. Yüzyıllarca bilim, seçkin bir grubun kapalı kapılar ardında çalışarak ortaya koyduğu, uygulamasız ve işlevsiz bilgilerin depolanması olarak algılanmıştır. Ancak bugün bu mümkün değildir. Çünkü dünyamızın, insanlığın sorunları olağanüstü artmıştır. Bu nedenle bilimsel araştırmalar, yaşama, insanlığa, toplumlara yeni ve yararlı bir şeyler kazandırmak için yapılmak zorundadır. Artık bilimsel araştırmaların konusu, yaşanılan güncel, somut olay ve sorunlar olmalıdır. Bilim, toplumsal istem ve sorunlara dayanmalı, onlara somut çözüm yolları, önerileri getirmelidir. İnsanları, toplumları etkileyen olaylar, bilim insanları tarafından incelenmeli, değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, bilimsel çalışmaların temel denklemi Bilim = Yaşam olmalıdır. Bu anlayışın akademik çevrelerde giderek yaygınlaştığını düşünüyoruz. Bu bakımdan kuram ve pratiği birleştirerek hazırladığımız çalışmaların akademik çevrelerin ilgisini çekeceğini umut ediyoruz.

- Kitabınızın son bölümündeki “Yerel Siyaset, Yerel Seçim ve İnsan Odaklı bir Sosyal Demokrasi Eylem Programı" üzerine yazdıklarınız, içinde aktif olarak yer aldığınız 3 Kasım 2002 genel, 28 Mart 2004 yerel seçimlerdeki çalışmalarınızı yansıtıyor. Tabii ki o dönemdeki çalışmalarınız ile seçim kazanmış bir partili olarak aktardığınız deneyler değerlidir. Ancak bilimsel olarak bakıldığında bu oyların ne kadarı kendiliğinden ve ne kadarı partinin örgütlü çalışmaları sonucu kazanılmıştır, bu konuda ölçüm yaptığınız parametreler neler olmuştur?

- Bu konuda bir ölçümleme söz konusu değildir. Ancak siyasal kampanyaları bir bütün olarak değerlendirmenin daha doğru ve sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, toplumsal ve siyasal kampanyalarda, örgütlü çalışmanın, yaygın ve etkin örgütlenmenin, bilinçli bir hazırlığın önemi yadsınamaz.
Seçimlerde kampanyayla birlikte bir diğer önemli örgütlenme de sandık örgütlenmesidir. Bu da neredeyse tamamen örgütlerin çabasıyla gerçekleştirilen ve başarılan bir aşamadır.

- 2002 ve2004 seçim kampanyasında CHP il yönetiminin başarılı çalışmalarını irdeliyorsunuz. O dönemde diğer siyasi partilerin çalışmaları ve siyasal partiler dışı demokratik sivil oluşumların sizi etkileyen, demokratik katılımcı yapıyı geliştirmeye açık etkinliklerinden yararlandığınız fikirler oldu mu?

- Söz konusu seçim kampanyalarının hemen her aşamasında sendika, meslek odası, sivil girişim gibi yapılarla birlikte olduk. Onlarla düşünsel ve eylemsel işbirliği yaptık. Özellikle 2004 yerel seçimleri öncesinde yaşama geçirdiğimiz "Yerel Yönetim Proje ve Çalışma Grupları’nın oluşmasında bu yapılardan dostlarımız doğrudan görev aldılar. Yararlandığımız pek çok fikir ve proje önerdiler, hazırladılar. Kısacası İzmir’in demokratik, toplumcu "ortak akıl havuzu’nu oluşturduk. Yaşadığımız ve hayata geçirdiğimiz bu güzellikler, hem bizim için ve hem de bunlardan yararlanmak isteyen başkaları için, pek çok esinle doludur.


- Şöyle söyleyeyim; CHP İl örgütü “Sosyal Demokrat Belediyecilik ve İzmir Modeli" seçim planı diğer illerde de uygulansa idi CHP’li belediyelerin sayısı ülke çapında artar mıydı?

- Seçimlerin yazgısında örgütlenme ve çalışmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Bu bakış açısıyla yaklaşıldığında, benzeri örgütlenme ve çalışmalarla, ülke düzeyinde daha iyi sonuçlar elde edileceğine inanıyoruz.
O dönemlerde yaşama geçirilen "İzmir modeli’ni önemsiyoruz. Bu deneyimlerden bugün bile yararlanılabileceğini düşünüyoruz.

- CHP’nin sahip olması gereken temel siyasi hedefleri ile ilgili genel değerlendirmeniz ve yerel seçimler ile ilgili CHP örgütüne önerdiğiniz projeler ve eylem programları örnekleri, içerden bir bakışla güzel temenniler. Köklü bir zihniyet değişimini gerektiriyor. Yerel seçim takvimine bakarsak bu güzel temennilerin gerçekleşeceği kadar zaman ve istek var mı örgütte?

- Zaman gerçekten çok daraldı. Görünürde de maalesef büyük bir dağınıklık var. Bu olumsuzlukların hızla giderilip, bir an önce sahaya inilmesi gerekiyor. Biz, 2002 genel seçimlerinin hemen ertesinde, 1.5 yıl öncesinden 2004 28 Mart yerel seçimlerinin hazırlıklarını ve çalışmalarını başlatmıştık. Bu durum 29 Mart 2009 yerel seçimleri için ne kadar geç kalındığını da çarpıcı biçimde gösteriyor. Her şeye karşın yine de biz önümüzdeki yerel seçimde İzmir’de güzel bir sonuç elde edileceğine yürekten inanıyoruz. İzmir seçmenine güveniyoruz. Yerel yönetimlere aday olan dostlarımıza, arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz. Başarı için hep birlikte elimizden gelen çabayı göstereceğiz.

- Ben de "toplumsal belediyecilik ve İzmir kazansın" diyorum.
2009-2013 İzmir’in altın çağı olsun!



***

Doç. Dr. Ferlal ÖRS kimdir?

1959 yılında Ödemiş’te doğdu. 1981 yılında E.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Politika ve Çalışma Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Özel sektörde çeşitli kuruluşlarda çalıştı. 1996 yılında eşi Mehmet Şakir Örs ile birlikte İletişimevi’ni kurdu. Ulusal ve uluslararası araştırma, eğitim ve iletişim projelerinde koordinatörlük ve editörlük yaptı.
Yüksek lisans ve doktorasını E.Ü. İletişim Fakültesi’nde tamamladı. 1999 yılında iletişim doktoru oldu. Aynı yıl Celal Bayar Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak atandı. Manisa ve İzmir’de kırsal kesim, yoksulluk ve yerel yönetimler üzerine çalışmalar yaptı. Manisa’nın kırsal kesiminde “Kırsal Kesimde İletişim"; İzmir’in yoksul semtlerinde “Yoksulların İletişimi, Yoksulların Penceresinden Yaşama Bakış" başlıklı alan araştırmalarını gerçekleştirdi. İzmir’in ticaret ve ekonomi tarihi üzerine gerçekleştirilen araştırma projesinde koordinatör ve yazar olarak yer aldı.
Yerel yönetimler, yoksulluk, sosyal politika, sivil toplum, eğitim, ekonomi, iletişim, basın ve halkla ilişkiler alanlarında gerçekleştirdiği çalışmaları bilimsel dergilerde ve kitaplarda yayımlandı. Ulusal ve uluslararası toplantılarda bildiriler sundu ve konferanslar verdi. 2004 yılında iletişim doçenti unvanı aldı. 2007 yılından buyana E.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde öğretim üyesi.


Mehmet Şakir ÖRS kimdir

1956 yılında Alaşehir’de doğdu. 1979 yılında E.Ü. İktisat Fakültesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. Bir dönem E.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde lisans eğitimi yaptı. Çeşitli ekonomik, sosyal ve kültürel konularda araştırmaları yayımlandı. Radyo programları hazırlayıp sundu. 1985 yılında "Hasan Tahsin Gazetecilik Özel Ödülü’nü kazandı.
İlk kitabı "Toprak İnsanları" 1987’de yayımlandı. Bu kitabı ve kırsal kesime yönelik çalışmaları nedeniyle, kendisine "Türkiye Ziraatçiler Derneği (TZD) 1987 Tarımsal Basın Ödülü" verildi. 1988’de gazeteci yazar Burhan Esen’in anısına "İnsan Sevgisi" isimli kitabı hazırlayıp yayımladı. 1989 yılında Ege üzerine çalışmalarının toplandığı "İmbatın Türküsü’, 1990 yılında da denemelerinin, kültür sanat yazılarının yer aldığı "Kır Çiçekleri" isimli kitapları yayımlandı. 1992 yılında "Hümanist Enternasyonal Uluslararası Araştırma Ödülü’nü kazandı. Bu çalışması "Barış Güzellemesi" ismiyle yayımlandı. Yeni Asır gazetesindeki yazıları ve çalışmaları nedeniyle, kendisine "TZD 1998 ve 1999 Basın Ödülleri" ile "1999 USİAD Basın Ödülü" verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından "1999 yılı yerel gazetecilik birincilik ödülü" ile ödüllendirildi. 2001 yılında, İzmir Kent Kitaplığı kapsamında, "İzmir - Sesler, Yüzler, Sokaklar" isimli kitabı, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlandı. Aynı yıl, yazıları ve Ege ekonomisine yaptığı katkılar nedeniyle, EBSO tarafından kendisine özel basın ödülü verildi. 2002 yılında da, İzmir’in ekonomi ve ticaret tarihini araştırıp yazdıkları "Yüzyıllar Köprüsü" isimli ortak çalışma, İzmir Ticaret Odası tarafından yayımlandı.
Mehmet Şakir Örs, 1990’lı yılların başında, uzun yıllardır çalıştığı Tariş’te halkla ilişkiler birimini kurdu ve Tariş’in ilk halkla ilişkiler müdürü oldu. Dört yıl bu görevi yürüttü. 1996 yılında Tariş’ten ayrılarak, bir iletişim danışmanlığı firması olan kendi şirketi İletişimevi’ni kurdu ve aynı zamanda Yeni Asır’da köşe yazıları yazmaya başladı. İzmir’in, Ege’nin toplumsal yaşamına yönelik ekonomik ve sosyal konularda yaptığı araştırmaları, çalışmaları Yeni Asır’da yayımlandı. Başta ekonomi, iletişim ve kültürel konular olmak üzere, pek çok toplumsal içerikli toplantıya konuşmacı olarak katıldı ve bildiriler sundu. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık Danışmanlığı görevinde bulundu.
35 yıldır İzmir’de yaşayan ve çalışmalarını sürdüren Örs; Türkiye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesi.

Tarih: 17/1/2009
6421 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri