Yazdır Arkadaşına gönder
Magazin muhabirinin jesti
Saadet Erciyas
Saadet Erciyas“Ben onu tanıdığımda 11-12 yaşlarındaydı. Bir berberin yanında çalışıyordu haftada 5 liraya. Mutlu değildi orada. ‘Gel ben sana 30 lira vereyim, ama haftalık tıraşımı da yapacaksın ha’ dedim ve böylece benim yanımda rozetçiliğe başladı’ diye anlatıyordu dün Recep Usta. “Sonra askere gitti, dönüşte bu işleri yapmak istemediğini söyledi. Bir fotoğraf makinesi almış, Kemeraltı’nda esnafın fotoğrafını çekiyordu. Çektiği fotoğrafları dışarıda bastırıyordu. Ben de bir agrandizör aldım, ona nasıl baskı yapılacağını anlattım. Bir sürede öyle birlikte çalıştık. Çok iyi çocuktu. Sonra tanındı, çünkü çok çalışkandı. Gazetecilik yapmaya başladığını duymuştum. Bir de köpekleri çok severdi. Sokak hayvanlarını eliyle beslerdi hep. Yazık olmuş, genç yaşta kaybettik” diye sürdürdü sözlerini.

Rakısından bir yudum aldı. Birlikte fuar zamanı İzmir’e gelen dönemin ünlü artistlerine çektikleri fotoromanlardan söz etti. Yılların rozetçisi, plaketçisi Recep Usta’nın bulutlu kafasıyla, duygu dolu sözlerle , “Onun adını kameraman diye yazardık” diye söz ettiği kişi, tahmin ettiğiniz gibi Tarık Abi’ydi.

Magazin muhabirlerinin tanıdığı çoktur. Normalde yüz kere randevu isteyip alamadığınız, yanına girmekte zorlandığınız kalbur üstü insanlardan, kapı komşularına kadar çoğu kişiyle “kankadırlar”. Nazları geçer herkese.

Kimi zaman vefa göremeden, güvencesiz ekmek davasına çalıştıkları kurum adına, kimi zaman kendi hatırlarına.
Cenazesinin kaldırıldığı gün, onun için verilen bir başsağlığı ilanı olduğunu da söylemek için ilan servisine uğradığımda, vefat ilanları hazırlarken yaşadığım o garip duyguyu yaşadım yine. İnsanlar gözyaşlarıyla görevlerini de yapmaya uğraşıyorlardı. Çünkü son yolculuğuna çıktığında bile görevini yapıyor gibiydi. Bu, sanırım ancak basın sektöründe olabilecek garip bir olay. Bu kez onun getirdiği haberlerle değil, onun adına verilen ilanlarla sayfalar çiziliyordu.
Ve o inanılmaz kalabalık.

Ne kısa süreler kalınan etkinliklerde çekilen birkaç karelik fotoğrafların hatırına, ne de çalıştığı kuruma yönelik bir kalabalık değildi kuşkusuz. Saygılı, sevgili, güler yüzlü bir insan adına, fırsatını bulan herkesin katılmaya çalıştığı bir tören alanına dönmüştü gazetenin önü. Herkesin etkinliğinde bulunan bir insanın bu son işinde, kimse onu yalnız bırakmak istememişti sanki.
Tarık Abi’yi çok yakından tanımasak da, bir insanın ardından hep güzel sözler söylenmesi, onca insanın bir araya gelmesi onun zaten güzel bir insan olduğunu gösteriyor kuşkusuz. Etkileniyorsunuz ardında bıraktıklarından.

İzmir basınında “magazin muhabiri” deyince insanların aklına geliveren birkaç isimden birisi yitirildi sonuçta. Yanında yol arkadaşıyla birlikte. Zaten gazete denilen o dev çarkta çalışan herkes “gazeteci” değil midir? Çaycısından, şoförüne, muhabirinden, ilancısına, sekreterine herkes.. Bunu en iyi, bu çarkın içinde çalışanlar anlar zaten...

Bir magazincinin yaşam öyküsünün böyle bitmesi yakışık almıyor kuşkusuz. Köpeğiyle çekilmiş, o tatlı fotoğrafı anımsamak belki de en iyisi. Bir de tüm İzmir basının duygu yüklü bir şeklide bir araya gelişini.
Etkinliklerde yaptığınız gibi herkesi bir karede toplayıp fotoğrafını çektiniz ya Tarık Abi, bu magazincilerin en büyük başarısı olsa gerek...

Tanrı size de, yol arkadaşınıza da rahmet eylesin...

Tarih: 13/9/2006
8856 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri