Yazdır Arkadaşına gönder
Köstem Zeytinyağı Müzesi
Saadet Erciyas
Saadet Erciyasİzmir çok yakında ekolojik turizmde önemli bir durak olacak yepyeni bir müzeye kavuşacak. Ortopedi ve travmatoloji uzmanı, spor hekimi Doç. Dr. Levent Köstem’in heyecanla ve büyük emekle yapımını sürdürdüğü “Köstem Zeytinyağı Müzesi”nde hazırlıklar son dönemece girmiş durumda. Henüz yapım aşamasında olmasına karşın yurt dışından konukların, zeytin alım heyetlerinin ziyarete geldiği, meraklıların uğramadan geçmediği eski Çeşme yolu üzerindeki müze, Köstem’in deyişiyle İstanbul’daki Koç Sanayi Müzesi’nden sonra Türkiye’nin en büyük ikinci sanayi müzesi olacak.

Çocukluğu dedesinin çalıştığı Buca’daki zeytinyağı fabrikalarında geçen, burnunda zeytinin kokusu, damağında zeytinyağının tadıyla büyüyen Levent Köstem’in müze kurma girişimi, kendi deyişiyle “ülkeye bir tuğla koymak” anlamına geliyor. “Ölmez ağacı” olarak bilinen zeytin ve onun meyva suyu zeytinyağıyla ilgili “her şeyin” yer alacağı Urla’daki müzeyi dolaşırken Köstem’in hayallerini, tuğla koyarken yaşadığı hayal kırıklıklarını, umutlarını, baba dostuyla çıktığı bu maceralı yolculukta yaşadıklarını konuştuk.

Onlarca zeytinyağı işliği bir arada

Akdeniz zeytinin anavatanı. Urla, zeytin ve zeytinyağı deyince Akdeniz’de önemli noktalardan biri. Milattan önceki dönemde de zeytin ve şarap üretimiyle ünlü Urla tarihten gelen bu ününü yapımı iki yıldan bu yana süren zeytinyağı müzesiyle daha da perçinleyecek. Levent Köstem’in dünyadaki 26 zeytinyağı müzesinden biri olacağını söylediği tesis 5 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Girişinde bir gemi direğinin sizi selamladığı, 500’e yakın meyva ve yöreye özgü ağacın dikili olduğu müzenin bahçesinde her biri tarihin tozlu sayfalarından tonlarca ağırlığıyla gelmiş onlarca zeytinyağı işliği yer alıyor. Restoranı, otoparkı, hediyelik eşya dükkanları, çocuk oyun bahçeleri, seramik, ahşap atölyeleriyle burası kompleks bir eğitim, kültür yapısı.

M.Ö. 6. Yüzyıl'a ait, Klozemenai’deki dünyaca ünlü zeytinyağı işliğinin bire bir aynısının kurulma aşamasında ziyaret ettiğimiz müzenin bahçesinde, her biri farklı sistemle çalışan el yapımı 100 - 150 yıllık taş zeytinyağı işlikleri sıralanmış. Granitten andezit taşına, kayrak taşından buharlı sisteme kadar “ez, parçala, beklet, ayrıştır” yöntemiyle elde edilen zeytinyağının serüveninin üretim süreciyle sergilenmesi planlanıyor müzede. 400 - 450 yıllık zeytin ağacı kökleri ise bahçede Köstem’in deyişiyle eşsiz birer sanat eseri gibi duruyor.

Çocukluğundan bu yana bir şeyler biriktirmeyi sevdiğini dile getiren Levent Köstem’le yağmurlu bir hafta sonunda bir araya geldiğimiz müzenin görkemi ilk anda şaşırtıyor bizi. “Müze kompleksi” diyebileceğimiz alanda çocuk eğitim bahçesinden, çalıştayların yapılacağı salonlara, satış dükkanlarından, restorana, meyva bahçelerinden arboretuma kadar bir çok ayrıntı düşünülmüş. Zeytinyağı Müzesi’nin içinde yer alacak “Sabun Hijyen ve Temizlik Müzesi” kapsamındaki sabun kesme makinasını, “Türk Hamamı”nın özelliklerini, 6 – 7 tonluk kazanlarda kaynatılacak sabunların döküleceği alanları heyecanla gösteriyor Köstem.

Zeytin denince akla gelen her şey

Eski bir mobilya fabrikasını satın alarak giriştiği müze kurma aşamasında dünyadaki bir çok müzeyi, özellikle de zeytinyağı müzelerini gezen Levent Köstem’i en çok Kalamata ve Midilli adasındaki zeytinyağı müzeleri etkilemiş. Bu müzeleri yılda 150 bine yakın ziyaretçinin gezdiğini anlatan Köstem, müzenin hem Urla’ya hem de İzmir’in eko turizmine ciddi anlamda katkı koyacağını söylüyor. Müzede zeytinyağı tarih ve kültürüyle ilgili bir bilim kurulu olduğunu, uluslararası çalıştaylara ev sahipliği yapacaklarını belirtiyor. Müzenin içeriğine ilişkin şu bilgileri paylaşıyor Levent Köstem:

“Zeytin deyince akla gelebilecek her şey bu müzede görülebilecek. Zeytin nasıl yetiştirilir, zeytin hastalıkları nelerdir, nelere şifadır, zeytinyağı nasıl elde edilir, hepsi yer alıyor bu müzede. Modern bir zeytinyağı fabrikası da kuruyoruz. Gelenler zeytinyağının üretimini görüp tadım yapabilecek. Restoranda Akdeniz’e özgü zeytinyağlı yemekleri yiyebilecek. Çevremizde 7 tane köy var, orada yaşayan kadınların ürettiği çok güzel yöresel ürünler var. Tarhanası, salçası, nohutu, sabunu, sirkesi, şarabı, kavunu, eriştesi ya da el işleri. Onları da buradaki dükkanlarda sergilemek istiyoruz. Organik ürünler de yer alacak yine burada. Çevresine de katma değer yaratacak bu müze. Yayınlarıyla, kitaplarıyla bilgiyi paylaşacak. Burası yaşayan, hareketli bir müze olacak.”

Köstem, müze için gereken tüm malzemeleri yıllardır dolaştığı Ege köylerinden derlemiş. Ziyaretçileri müzenin hemen girişinde karşılayacak işliğin, Urla Zeytineli Köyü’nde bulunan ve atla çalışan işlik olduğunu anlatan Köstem, müzenin içinde yer alan makinaların yoğun emekle onarılıp, parlatılıp yeniden kurulduğunu söylüyor. Makinalardan en eskisi 1856 yılına ait buharlı sistemle çalışan bir işlik. Söz konusu fabrikanın İzmir doğumlu ünlü otomobil tasarımcısı Sir Alec Issigonis’in yaptığı buharlı fabrikalardan biri olduğuna dikkat çekiyor.

M.Ö. 6. Yüzyıla ait Klazemenai işliğinin birebir aynısının da yer aldığı müzede, oldukça dikkat çeken bir başka alan ise Osmanlı zeytinyağı işliği. Bir minyatürden yola çıkarak hazırladıkları işlikle ilgili olarak şu bilgiyi paylaşıyor Levent Köstem:

“1582 yılında Osmanlı padişahlarından 3. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet’in sünnet töreni 52 gün ve 52 gece sürmüş. Sonrasında padişahın emri ile Nakkaş Osman ve ekibi tarafından minyatürize edilerek Surname-i Humayun ismi ile kitaplaştırılmış. Bu kitapta yer alan bir miyatürde atlar tarafından çekilen bir zeytinyağı işliği tasvir edilmiş. Zeytinyağı işliğinin detay resimleri; Klazomenai işliğine büyük emek veren Ertan İplikçi tarafından çizildi ve baba dostum ve bu süreçte benim en önemli yol arkadaşım marangoz / mühendis Erdoğan Tınaz tarafından yapıldı. Bu işlik müzenin en ilgi çeken bölümlerinden biri.”

Engelliler için de çözümlerin düşünüldüğü iki katlı müzenin ilk katında işlikler, Köstem’in Buca’da yaşadığı semtin tanınmış esnafları Bakkal Hüseyin Efendi ile Kadri Dayı’nın kahvesinin canlandırmaları, babasına ait bir model dükkanı tasarlanmış. Müzenin ikinci katında Sabun, Hijyen, Temizlik Müzesi’nin, yapılacak çalıştaylar için de toplantı salonlarının yer alacağını anlatan Levent Köstem, müzeye ilişkin bir vakıf kurduklarını da söylüyor. Köstem Kültür Eğitim ve Müzecilik Vakfı’nın eğitim projelerinin şimdiden hazırlandığını anlatıyor.

Bahçede dikilen 500 ağacın yeşerip büyüdüğünde, ağaçların altında oynayacak çocukların cıvıltısını şimdiden duyuyor sanki anlatırken. “Arka bölümde bir seramik atölyesi ve ahşap atölyesi yer alacak. Burada çocukların kendilerinni monte edeceği oyuncaklar yapmayı planlıyoruz” diyor. Yurt dışından eğitim amacıyla öğrencilerin geleceğini belirtiyor.

”Bir delikli kuruş gelmedi”

Yoğun bir emekle ve öz kaynaklarıyla ciddi bir yatırım gerçekleştirdiğini dile getiren Levent Köstem’e yatırımın tutarını sorduğumda, “İlk zamanlar harcamalarımı not ediyordum. Artık etmiyorum. Ne kadar harcadığımı kesin olarak söyleyemem, ama neleri sattığımı çok iyi biliyorum” diyor, biraz kırgın. Çok ciddi kurumların yöneticilerinin büyük destek sözleriyle kendisini ziyaret ettiğini ama kimsenin sözünde durmadığını belirtiyor. “Bir delikli kuruş gelmedi kimseden” diyor acı acı gülerek…

İki yıllık bir emekle Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aldıkları Yatırım Belgesi’ni göstererek, bölgedeki tek kültür yatırım belgesi olan tesis olduklarını söylüyor Levent Köstem. Bunca sıkıntının ardından gelecek aydınlık günlere hergün biraz daha yaklaşmış olmanın mutluluğuyla “Neden bu kadar ısrar ettiniz müze yapmak için” dediğimde şöyle yanıt veriyor:

“Bu müze bu ülkeye, bu kente çok şey katacak. her şeyden önce eğitim katacak, sağlık katacak, bir de tarih bilincini, eskiyi koruma bilincini katacak. Bu kadar bozulmuş bir ülkede bu da arada bir çeşni işte. Burası bu ülkeye bir tuğla koymak, bir tuğla koyup gideceğiz işte. Ama burası bizden sonra da yaşayacak.”

İzmirlilerin, İzmirli sporcuların yaşamına uzun yıllardır dokunan bir insan olarak Levent Köstem’in destek yerine köstek gören müze projesi bitip, kapıları ziyaretçilerine açıldığında, tüm yorgunluklarını ve yılgınlıklarını geride bırakacağından eminim. Elini taşın altına koymaktan kaçınanların kentinde, “Bir tuğla da sen koy” çağrısı ses getirir mi, zaman gösterecek…

Tarih: 11/3/2015
11086 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri