Yazdır Arkadaşına gönder
Kore Gazisi Muzaffer Abi kamyon altında kalınca
Işık Teoman
Işık TeomanBaşbakanın “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözüne herkes gibi ben de takıldım kaldım. Zaten kendisinin her söylediği söz, her ettiği lakırdı takılmayacak gibi değil. Meclis’te Lübnan’a asker gönderilmesi 340 oy ile onaylandı.

Bu oylamalar yapılırken, şehit aileleri haklarını helal etmeyen açıklamalar yapıyorlardı. Kendilerine gönderilen şeref veya onur belgelerini geri göndereceklerini söylüyorlardı. Şimdi o anlamsız savaşa katılacak olan çocukların ailelerini düşünüyorum. Şu anda çocukları askerde olan veya askere gidecek olan aileler diken üstünde oturuyor. Lübnan’a asker gönderilmesini onaylayanlara lanet okuyorlar.

Ben de buna benzer bir olayı yaşamıştım. 1974 yılında Kıbrıs’a haklı nedenlerle asker göndermiştik. Çünkü Kıbrıs yüzyıllardır bizim toprağımızdı. Bu asker göndermenin tartışılacak, konuşulacak bir tarafı yoktu. Çünkü; Kıbrıs’ta insanlarımız göz göre göre öldürülüyordu. İşgal vardı. Kıbrıs’tan gazi veya şehit dönülmesi bir onur bir gururdu.

En yakınlarımız o savaşa katıldı. Akrabalarımız, arkadaşlarımız ve ağabeyim. Birinci çıkarma sırasında Hatay’da askerlik yapıyordu ve Kıbrıs’a gönderilmesi gündemdeydi ve gönderildi de. Annemi hatırlıyorum. Günlerce uyumadı, gözüne bir damla uyku girmedi. Ama bir tek söz ettiğini hatırlamıyorum gönderilmesi konusunda. “Kıbrıs’ta vatanımızdır” diyordu annem o günlerde...

Sadece ağlıyordu. Ağlıyordu. Ağabeyimden mektuplar gelmeye başlayınca hüzün gözyaşları sevince dönüverdi. Ağabeyim ile Kıbrıs’tan dönene kadar yazıştık. Çünkü o yıllarda telefon ile görüşmek kesinlikle mümkün değildi. Ağabeyim sağ salim askerliğini tamamlayarak evine döndü. Ama yan gelip yatmadı Kıbrıs’ta...

Çok zor günler geçirdi. Çok sıkıntılar çekti. Her an ölüm tehlikesi yaşadı ve bize de yaşattı. Belki gazi veya şehit olsaydı; o günlerde çok üzülürdük ama “vatan için feda olsun” derdik gibi geliyor bana. Ama bir Lübnan için veya başka bir ülke için tek bir insanın bile şehit edilmesi dayanılır gibi bir durum değil. Buna katlanmak olanaksız.

Ağabeyimin Kıbrıs’ta olduğu dönemlerde, onunla birlikte savaşa katılan birçok arkadaşını hatırlıyorum. Döndüklerinde yıllarca kendilerine gelemediler. Tedavi gördüler. Sağlıklarını yitirdiler. Kolay değil bir savaşa katılmak ve savaşmak ne uğruna olduğu tabii ki çok önemli.

Ağabeyimin Kıbrıs’taki askerliği bir yana bir de hala oğlum var Kore gazisi. Daha doğrusu vardı. Muzaffer Abi.
Amerika istedi diye yine aynı mantıkla sevimli görünmek uğruna Kore’ye de asker göndermemiş miydik? Gidenler, ölenler, kalanlar, gaziler ve şehitler. Gazilerden biri de benim hala oğlum Muzaffer Abi...

Boylu poslu, kumral, renkli gözlü, beyaz tenli tam bir muhacir oğlu. Bizim anne tarafı İştip kökenlidir. Ne acılar içinde anneleri, babaları topraklarını, mallarını ve mülklerini terk edip gelmiştir. Acıları çok iyi bilirler. Savaşı da.

Çocukluğumuzun önemli bir bölümünü yaz tatillerinde, bayramlarda şimdi Bağyurdu denilen yıllar önce adı Parsa olan beldede geçirmişizdir. Suların sokaklardan aktığı, bağcılığın en kalitelisinin yapıldığı, insanları güler yüzlü, sıcak kanlı bu beldede unutulmaz anılar yaşadım ve geride bıraktım.

Muzaffer Abi Kore’den dönmüş ve gazi ünvanını elde etmiş. Bize savaşın anlamsızlığını ve neden gidip orada savaştığını hangi toprak, hangi bayrak, hangi millet uğruna kurşun sıktığını bir türlü anlamadığını anlatırdı Muzaffer Abi...

Sağlığını yitirmemiş, ama dalıp dalıp giderdi bizimle sohbet ederken. En keyifli zamanlarda Kore’ye döner ve anlamsızca ölüp giden arkadaşlarından söz ederdi. Bir de o zamanlar bana garip gelirdi. Korelilerin de ölmesine çok üzüldüğünü söylerdi. Amerika’nın anlamsız misafirliğini tartışırdı.

O yılların Amerikan mantığı neyse bugün de o değil mi ki?

Muzaffer Abi daha sonra evlendi, iki güzel kız çocuğu oldu.

Ama sanıyorum Kore savaşı onda bir durgunluk bir unutkanlık havası yaratmıştı. Ailesinin olanaklarıyla bir kamyon satın aldı. Yük çekmeye başladı.

Para kazanmaya başladığı günlerde; kamyonunu yol kenarında durdurdu. Hava çok sıcaktı. Çok susamıştı. Bir metre daha gidecek durumda değildi. Kamyonun kapısı açtı, basamaklardan indi ve yola yöneldi.

Karşı yönden gelen kendisi gibi bir kamyoncu O’na çarptı. Metrelerce yükseldi. Yere düştü. Kamyon vurduğu anda ölmüştü.

Kore savaşı, ölümler, gaziler, arkadaşları ve savaşla gelen dalgınlık O’nu yıllar sonra aramızdan aldı.

Geride iki kız çocuğu ve gözü yaşlı eşi. İnanıyorum ki, bu ve buna benzer öyküleri çok dinleyeceğiz. Çok okuyacağız. Belki gözyaşı döktüğümüzü kimse görmeyecek ama; içimiz çok kan ağlayacak çok...

Tarih: 6/9/2006
8415 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri