Yazdır Arkadaşına gönder
Kocaoğlu verdiği sözü tutmadı
Münir Koçarslan
Münir KoçarslanAHMET PİRİŞTİNA'NIN EŞİ MİNE PİRİŞTİNA,
MİLLİYET EGE'YE İÇİNİ DÖKTÜ


Ahmet Piriştina... Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na ikinci kez seçildikten 3 ay sonra, 52 yaşında kalbine yenik düştü. Yüzbinlerce İzmirli ağladı. Görülmemiş bir cenaze töreniyle toprağa verildi. Ölümünün ardından adı "efsane başkan"a çıktı. Sonrasında çok şey söylendi, yazıldı, çizildi... Acıyı yüreğine gömen ailesi, aradan geçen 1.5 yıl boyunca suskun kalmayı tercih etti. Ve Piriştina'nın eşi Mine Piriştina ilk kez suskunluğunu Milliyet EGE'ye bozdu.
Mine Piriştina konuşurken, geçmişin sayfalarını açtı, duygulu anlar yaşadı, zaman zaman gözyaşları süzüldü.
İşte merak edilenler ve Mine Piriştina'nın açık açık yanıt verdiği sorular:

Ahmet Piriştina'nın vefatından bu yana yaklaşık 1.5 yıl geçti. Sosyal projelerin çok içindeydiniz. Sonra her şey birden kesildi. Sanki yok oldunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi nereden, nasıl diyeyim. O dolu dolu yaşadığım günleri bir daha yaşamama imkan yok. Benim güvencem Ahmetti... Ben de çok isterdim, bir şeyleri sürdürebilmem için başta, şimdiki Başkan'a (Aziz Kocaoğlu) çok güvenmem gerekiyordu. Maalesef ki başkanımızın bana vermiş olduğu sözü vardı. Ben onu hala unutmuyorum.

Ne dedi başkan size?
Evime Ahmet'in vefatı nedeniyle taziyeye geldiğinde, "Ne arzu ederseniz?" dedi. "Sizden hiçbir şey arzu etmiyorum. Ben sadece bir şey rica ediyorum. Ahmet için en önemli olan şey yönetici kadrolarıydı. Ahmet başarı yakaladıysa bunu ekibiyle yaptı. Düzeni devam ettirin. Tabii ki, daha sonra siz de yakın çevrenizle işbirliği yapabilirsiniz" dedim. O da bana "Size söz veriyorum. Ben zaten bu kadroya güvenerek bu görevi aldım. Ben de bu kadroyla gideceğim" diye karşılık verdi. Maalesef daha birinci ayda görevden almaya başladı. Üstelik bazıları itham edildi, rencide oldular. Onurları kırıldı, zan altında bırakıldılar.

Kızmıyorum ama kırgınım

Bu operasyonlardan sonra bir soğukluk mu oldu?
Ahmet'in bürokrat kadroları bir bir gönderilmeye başlanınca büyük soğukluklar yaşadım, hala daha yaşıyorum. Hiçbir zaman Aziz Bey'e kızmadım, kızmıyorum da ama kırgınım... Bazıları, Aziz Bey eşimin yerine geldiği için böyle düşündüğümü zannedebilir. Ama öyle değil. Mutlaka eşim hayatını kaybedince biri gelecekti başa. Ölüm bizim şanssızlığımız... Keşke daha güzel diyaloglar içinde olsaydık da, en azından 5 sene 3 aylık tecrübemi, Aziz Bey'in eşiyle paylaşsaydık. Sosyal projelerdeki güzellikleri aynen devam ettirseydik. Ona da bizim bir faydamız olurdu. Benim engelli basketbolcu çocuklarım altüst oldu. Rekorlar kitabına girmişlerdi. Şimdi durumları nasıl? Ekip dağılmış vaziyette... Canım gibi sevdiğim huzurevindeki yaşlıların yanına da Ahmet'ten sonra bir kere gittim. Çok duygulu anlar yaşadık. Tekrar tekrar arzu etmelerine rağmen, artık gidemiyorum. Çünkü sadece sevgi yetmiyor. Onlar için bir şeyler yapabilme gücünüzün olması lazım.

İktidarı paylaşanlar kapımızı çalmıyor

Ahmet Bey hayattayken çevresinde çok kişi vardı. Şimdi onlarla bağlantınız nasıl?
Sivil toplum örgütleri yanımızdalar, eksik olmasınlar... Beraber çalışmak istiyorlar, teklifler getiriyorlar. Fakat çalışmayacağımı söylüyorum. Gerçek anlamda yanımızdan eksik olmayan, arayan arkadaşlar da var. Ama Ahmet'le birlikte seçilen, Ahmet'in rüzgarıyla, gücüyle, yaptıklarıyla, halkın ona gösterdiği sevgiyle seçilen belediye başkanlarımız yok. Ahmet öldükten sonra iki bayram, bir yılbaşı geçirdim. Bu üçüncü bayramımız... Bir kez Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ aradı. Diğerleri, iktidarı paylaşanlar ne kapımızı çaldı, ne telefon etti, bir kart gönderdi. Aziz Bey de dahil. Hiçbiri benim ve çocuklarımın bayramını, yeni yılını kutlamadı. Hiçbiri... Bunlar belki çok küçük şeyler ama benim için çok önemli şeyler.
Bu arada özellikle yazmanızı rica ediyorum. İki insan var ki cümle bulamıyorum, kendilerine teşekkür etmek için. Biri, daha önce tanımadığım İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Nejat Basmacı... Biri de İzmir'den Turkuaz Restoran'ın sahibi (Atalay Noyaner ve çocukları). Daha bugün Atalay Bey'in tebriğini aldım. Nejat Bey'inkini iki gün önce... Tabi dolu dolu, çok yakınlarımızı, dostlarımızı saymıyorum... Bunların dışında, iktidar günlerinde var olanlar maalesef şimdi ortalıkta görünmüyor.

Sokaktaki halk bizi kucaklıyor

Sokaktaki durum nasıl?
Gezemiyorum. Şöyle söyleyeyim. Sokağa çok nadir çıkıyorum. Tamam, ilk defa kocası ölen kadın ben değilim. Çocuklarım da öyle...
Herkesin böyle bir acısı oluyor. İnsanlar bu acıyı kendileriyle, dostlarıyla paylaşıyor. Ben ve çocuklarım, inanın bunu halka paylaşıyoruz. Dışarı çıktığınızda, adım attığınızda sizi kucaklayan, hala gözyaşı döken insanlarla karşılaşıyorsunuz. Dükkanlarına, çalışma yerlerine hala Ahmet'in fotoğraflarını asanları görüyorsunuz. Vefa sokakta var...

Ellerine kalemi alamıyorlar

Başkan'ın ardından çok şey söylendi?
Eleştiriler tabii ki olacak. Ahmet yaşarken de eleştiriler oluyordu. Gereken cevabı veriyor, yapılması gerekeni de yapıyordu.
Şu anda cevap hakkı olmayan, hayatta olmayan bir insan üstüne kalem tutuyorlar. Ne kıymetliymiş bu koltuklar. Biri çıkıp olup biteni, gerçeği anlatmıyor. Ahmet'e yalvarıp bir yere gelmek isteyenler, etrafından ayrılmayan bazı gazetecilerin, şimdi elleri kalemlerine gitmiyor. Ahmet'i savunamıyorlar bile... Bir gün hatalarını anlayacaklardır.

UNIVERSIADE'a çapları yetmedi

Bugünkü manzara nasıl?
Bu günkü durumu görse herhalde kahrolurdu. Onun en büyük rüyası UNIVERSIADE'dı. Herhalde bunu herkes kabul eder. Açılış töreninde bile Ahmet'i, Türk bayraklarını, Atatürk'ü unuttular.
İtalyan kafilesi gibi bir teşekkür pankartı dahi taşıyamadılar, asamadılar. Halk tepki gösterince hatırladılar.
Benim başkana bir başka kırgınlık sebebim de, seçimde eşime rakip olan AKP'li Taha Bey'i bu işin başına getirdi. Ben üzülüyorum. Herhalde CHP'liler de üzülmüştür. Bakalım seçimde bunun altından nasıl kalkacaklar?

Böyle giderse CHP seçimi kazanamaz


Yani önümüzdeki seçimi CHP kazanamaz mı?
Böyle giderse kazanamaz CHP... Kusura bakmasınlar, o zaman da aralarındaki kavgalara, gürültülere, çekişmelere rağmen seçimi zaten Ahmet Piriştina almıştı. "İzmir'i AKP'ye bırakmamak lazım" diyordu, o nedenle CHP'ye geçti. Kararını verdi ama sonrasını kendi iç dünyasıyla paylaştı. Ahmet'e DYP'liler, ANAP'lılar, hatta AKP'liler bile oy verdi. Bakın bir şey anlatayım. Bir usta geldi, evimize, "AKP'liyim ama dedi, ben Piriştina'ya oyumu verdim... Okullarda süt dağıttı. O gitti, şimdi çocuğum sütsüz kaldı" dedi.
Seçim çalışmalarında hep Ahmet'in yanındaydım. Gitmediğimiz yer kalmadı. Limontepe, Gültepe, Buca, aklınıza neresi gelirse... İnanılmaz sevgi vardı. "Buca'da kazanmamız zor görünüyor, yine de yüklenelim" diyordu. Bir de Gaziemir ve Çiğli'den umutsuzdu. Çiğli son anda az farkla alındı.

Büyükşehir tatilde

Belediyenin durumu nedir, sizce?
Ahmet görevdeyken gururla söylediği bir laf vardı. "Meclislerde kavga yok. İlçe belediyeleri uyumlu çalışıyor" derdi. Daha Ahmet'in öldüğü gün, daha cenazesi kalkmadan bazılarının yerine geçmek için çekişmeye başladıklarını, kulis yaptıklarını sonradan öğrendim. Bizi en çok üzen de bu oldu. Bir vatandaş gibi de şunu söylemeye hakkım var. Ahmet Piriştina'nın seçim vaatleri, projeleri yerine getirilmeli. Çünkü İzmirliler bunun içinde oy verdi. Ahmet'in başarılı bulunan ekibi içinde oy verdi. Şimdi bir Ahmet'in bir tek arkadaşını bırakmadılar belediyede.... O bürokratlar 5 sene Piriştina'yla tatil bile yapmadan çalıştılar. Ama şimdi bakın Büyükşehir'de herkes tatilde.

Aile siyaseti düşünüyor mu?
Ben zaten siyaset yapamam. Çocuklarım adına ise konuşamam. İleride olur olmaz birşey diyemeyiz? O gün geldiği zaman, fikrimizi söyleriz. Ama Piriştina'nın soyadının hiç bitmeyeceğinin de bilinmesi lazım.

Tarih: 7/11/2005
8895 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri