Yazdır Arkadaşına gönder
Keşke bir köpeğin olsaydı
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanKeşke sen de bir gün, bir sokak arasında; ürkmüş, acı çekmiş, dayak yiyip işkence görmüş, günlerce boğazından bir lokma ekmek girmemiş, temiz taze bir yudum su içmemiş bir köpekle karşılaşsaydın.

Kuytu bir köşeye sinmiş, kuyruğunu gövdesine siper etmiş, yorgun, üzgün ve bitkin gözleri ile buluşsaydın. Seni görünce - iyi bir insansan eğer, anlar kedi ve köpekler - gözlerinde bir küçük pırıltı yanıp, sönseydi. Senin için eriseydi, keşke...

Aylardan kış, vakit fırtınanın zemherisi... Bahara çok var daha. Senin üzerinde kalın, sıcak palton ve ellerinde yün eldivenler. Kara kışın ayazı sinmiş köpeğe, "sabaha çıkması zor" diye düşünseydin keşke...

Kara gözlü, karabaşlı, kara vücutlu... Bildiğin kapkara, karga karası köpek, iç çekerken sen yanından geçip giderken dursaydın. "Bu da bir can" diye düşünseydin. Soğukta üşüdüğüne, sıcakta fenalaştığına, senin gibi acıktığında susadığına, sevgiye ihtiyacı olduğuna inansaydın, dururdun.

Durup, biraz başını okşar sonra, "Haydi dostum kalk bakalım, derdin. Eğer, sana hayvan sevgisinin tıpkı insan sevmekle eş olduğunu öğreten birilileri olmuş olsaydı. Keşke...

Eğer, öyle olsaydı. O dondurucu soğukta, o küçük kara köpeği peşine takıp evine götürdüğünde, sana gülümseyerek bakıp, başını okşayan bir baban. Kaşla göz arasında tavuk suyuna ekmek doğrayıp papara hazırlayıp, şallarından birini o yatsın diye yatak yapan bir annende olurdu.

Sonra kara köpek, kuyruğunu sallayarak yerdi yemeğini. Ardından gelip ellerini yalardı senin, babanın kucağına çıkar, anneni gördüğünde sırt üstü yatıp küçük göbeğini okşatırdı. Mutlu ederdi sizi... Keşke seninde hesapsızca mutlu olabildiğin bir ailen olsaydı.

Bir dost edindiğini fark ederdin böyle olunca. O andan itibaren, senin için gözünü kırpmadan ölecek bir dostun olduğunu bilirdin. Sen ne yaparsan yap; yemeğini geç versen ve hatta utsan da, işlerin yoğun olduğunda yürüyüş saatlerini kısıtlı tutsan da, kendini sevdirmek istediğinde, "Sonra... Şimdi işim var" diyerek onunla ilgilenmesen de o seni severdi.

Canın sıkkın olduğunda, gözünü üzerinden ayırmaz, ağladığında gelip gözyaşlarını yalar, kızdığın her şeye o da kızardı. Ölürdü senin için, ölürdü. Bir an bile düşünmezdi bunun için üstelik...

Ve sen o kara köpeğe, "Arap" derdin. Kara kapkara olduğu için... Onu tasvir ederdi bu kelime. Başka hiçbir şey düşünmeden, dostuna, en yakın arkadaşına, evlat, oğlum, kızım diye sevdiğin can yoldaşına, "Arap" derdin.

Çünkü ben öyle dedim... Arap... Arap... Arap... Canım oğlum, evladım, can yoldaşım...

Keşke senin de bir köpeğin olsaydı.

O zaman, hayvan seven insanların; evlerinde besledikleri; kedi, köpek, kuş, balık, timsah, hamster... Bilirdin ki, evini, yemeğini, emeğini, zamanını, yatağını, soluduğun havayı paylaştığın canların sadece bir hayvanın ötesine geçtiklerini bilirdin.

Oysa belli ki hiç olmamış. Olsaydı bilirdin; hiç kimse canına can katan yoldaşına sevmediği bir şekilde seslenmez...

Keşke bir köpeğin olsaydı. O zaman, öfken daha az, hoşgörün daha yüksek olurdu.

Tarih: 15/6/2010
8099 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri