Yazdır Arkadaşına gönder
Kent ve sanat kültürü 7
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırYaklaşık iki bin yıl önceki Antik dönem İzmir’inde yarı ilkel demokratik bir düzen içinde yaşayan toplumun temel kurallarından biri “kimde varsa, kim varlıklıysa o vermekle yükümlüdür” idi. Varlıklı olup vermeyen şan, şeref ve saygınlığını yitirip “varlıklı bir hiç” olarak ölüp giderdi. Tarihi belgeler bu konuda istisnalardan (?) bile neredeyse hiç söz etmiyor. Başka bir deyişle hem kişinin, hem ailesinin hem de içinde yaşadığı topluluğun saygınlığının bu ve benzeri yükümlülük kurallarına bağlı olmasından dolayı kentin saygınlığını kazanmak, kentin başka kentler gözünde saygınlığını yitirmemesi adına herkes kendine düşeni yerine getirmek için büyük bir çaba harcardı.
İlkel toplumlarda verileni reddetmek savaş nedenidir. Modern toplumlardaysa şu ya da bu şekilde reddedilen insanın alınganlık sergilemesi anlayışla karşılanabilir. Oysa hemşerimiz Lucien Arkas ne birini yapmıştır ne de diğerini.

Yaklaşık beş, altı yıl önce çoğu 19. Yüzyıl olmak üzere bir kısmı 20. Yüzyıl başlarına ait 2000 dolayında Oryantalist ve Modern resim koleksiyonunu İzmir’e ve İzmirlilere bir müze aracılığı ile kazandırmak istedi. Ancak hayalindeki müzeyi hayata geçiremedi.

Bunun üzerine en az İzmir’deki kadar tutucu bürokratlara sahip Fransa’nın Paris’ten İzmir’e ve İzmirliler’e elini uzatmasını sağlayarak 2011 yılında eski Fransız Konsolosluğu binasında ARKAS Sanat Merkezi’ni kurdu. O tarihten bu yana İzmir’in bugüne kadar hiç tanık olmadığı, hatta rüyasında bile kolay kolay göremeyeceği sergiler düzenlediği yetmiyormuş gibi her sergiyi kalıcı hale getiren çok güzel sergi katalogları yayınladı. Bütün bu işleri çok nitelikli bir ekip oluşturarak gerçekleştirdi. Her sergi için harcadığı çuvalla para karşılığında İzmirli sanat severler kendisine ne kadar sahip çıktı? Sayıları bilemiyorum ama bana göre bu sergilerin hak ettiği ziyaretçi sayısının yüzde biri bile değil.

Böyle bir müzeye sahip olamayan İzmir’in neler kaçırdığını anlamaya çalışalım (bu arada benim bu süreçten ancak geçen yıl haberim oldu). Burada söyleyeceklerimin bir kısmını bizzat Bay Arkas ya da ekibi bile düşlememiş olabilir. Bu düşüncelerin yalnızca bana ait olduğunu Bay Arkas’la bir, iki toplantıda yan yana gelmekten başka hiçbir kişisel bağlantımız ya da ilişkimiz olmadığını söyleyebilirim. Burada bu kentte yalnızca herkes kadar onun adını duymuş, iş adamı olarak neler yaptığından az çok haberdar ve sanat ekibinden bir uzmanla yaklaşık yalnızca yarım saat sohbet etmiş bir İzmirli olarak konuşuyorum. Daha doğrusu size bu konuda ürettiğim bir düşten söz ediyorum.

Ben “Oryantalist ve Modern Eserler ” olarak adlandıracağım Arkas Müzesi projesine beş, altı ay kadar önce yapılan bir toplantı sırasında sıcak bakan DEÜ Rektörü’nün olumlu yaklaşımından yola çıkarak bugün Alsancak’taki rektörlük binasının bulunduğu yere yapılmasının İzmir adına alınacak muhteşem bir karar olacağı kanaatindeyim. Yıllar önce yapılan görüşmeler sırasında yine Alsancak’taki eski Tekel işletmesi binaları söz konusu olmuş, ancak süreç olumsuz sonuçlanmıştı. Alsancak’taki eski GSF binasının olduğu yere de muhteşem bir bina yapılabilir. Başka bir yerde bulunabilir hiç kuşkusuz. Bana kalsa Dokuz Eylül Rektörlük binasının olduğu yere inşa etmekle kalmaz önünü kapatan İzmir Palas’ı da satın alıp yıkardım. Çünkü Körfez’den İzmir’e gelen tüm büyük turist gemileri kilometrelerce uzaktan bu muhteşem binayı görüp merak etsinler ve hakkında bilgi edinmeye çalışsınlar, gemiler yanaştığındaysa ilk ziyaret edecekleri kurum olsun isterdim. Ayrıca bu bütün Kordonumuzun ve İzmir’in görüntüsünü değiştiren bir bina olurdu. İzmir’in evrensel bir sanat ve kültür kenti imajına da çok büyük bir katkı sağlardı.

İzmir’de gerçekleştirilecek bir “Oryantalist ve Modern Eserler Müzesi”nin doğru bir tanıtım politikasıyla (ki, Bay Arkas ve ekibinin bunu kusursuz bir şekilde başaracağına eminim) yalnızca bütün Avrupa’da değil, çok kısa bir süre içinde bütün dünyada da tanınacağına eminim. Ayrıca bu müzenin ismini ve görüntüsünü Arkas taşımacılığın bütün gemilerinin önüne nakşederek bütün Akdeniz, Karadeniz, Avrupa, Afrika ülkeleri kısaca şirket gemilerinin dünyada yanaştığı her limanda görülmesini sağlarım.

Avrupa’da Oryantalizmin ortaya çıkmasında rol oynayan en önemli iki, üç kentten biri olan İzmir’de gerçekleştirilecek bir “Oryantalist ve Modern Eserler Müzesi”nin bütün Akdeniz ülkeleri ve Avrupa’daki sanat severlerin dikkatini çekeceğine eminim. Bu dizide yer alan önceki yazılarda söz ettiğimiz gibi müze İzmir’in tüm Akdeniz ve Avrupa kentleriyle sanatsal, kültürel işbirliği gerçekleştirmesi konusunda çok önemli bir koz olabilir. Akdeniz ve Avrupa’nın neresinde Oryantalist ve benzer modern sanat eserleri varsa o müzeler, kurumlar, kuruluşlarla ortaklaşa sergiler, akademik ve sanatsal etkinlikler düzenlenebilir. Bu müzenin geçici sergi salonlarında bütün Akdeniz ve Avrupalı sanatçıların Oryantalist geçmişe ve günümüze ait eserleri “geçici statüsünde” sergilenebilir. Avrupa’daki ve başka yerlerdeki seyahat acenteleri ve bizzat bağımsız seyyahlar sırf bu müze nedeniyle güzergâhlarını değiştirebilirler.

İzmir, Oryantalist geçmişini yeni bir sanatsal, kültürel gelecek oluşturmak amacıyla çok çeşitli şekillerde ve kendi çıkarlarına da olabilecek bir doğrultuda değerlendirebilir. O anlamda bu müzenin varlığı inanılmaz katkılar sağlayabilir. Doğu Akdeniz’deki bütün liman kentleriyle de değişik işbirliği olanakları yaratılabilir. Müzenin yanı sıra Doğu Akdeniz kentleriyle ortaklaşa kurulacak bir Oryantalist eserler enstitüsü İzmir’in olduğundan daha önemli bir sanat ve kültür merkezine dönüşmesini sağlayabilir ki, Bay Arkas’ın gerek Doğu gerek Batı Akdeniz kentleriyle kurduğu kişisel ilişkiler bile bu konuda çok önemli ve hızlı adımlar atılmasını sağlayabilir.

İzmir’de gerçekleştirilecek bir “Oryantalist ve Modern Eserler Müzesi” yeni ve çağdaş bir Oryantalist sanat eserleri akımının ortaya çıkmasına neden olup, yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca İzmir’de sanat eserleri restorasyonu konusunda ciddi bir adım atılır ve gerek İzmir gerek Ege Bölgesi’nde geleceğin diğer müzelerinin tasarlanmasına modellik edebilir. Bu kurum tarafından bizzat ya da başka kurumlarla ortaklaşa gerçekleştirilecek çok çeşitli dillerdeki yayınlar, filmler tüm dünyada İzmir’in tanınmasına, dolayısıyla kentteki sanat kültürünün gelişmesine çok önemli katkıda bulunabilir. Burada şu anda öngöremeyeceğimiz daha pek çok sonuca yol açabileceğinden de hiç kuşkum yok.

İzmirlilere İzmir açısından böylesine olumlu sonuçlara yol açabilecek bir müze armağan etmek isteyen İzmirli Bay L. Arkas, ben sizden haddim olmayarak kentim ve kentliler adına özür diliyor ve bu müze projesinden kesinlikle vazgeçmemeniz gerektiğine inandığımı söylüyorum. Lütfen ama lütfen İzmirliler vazgeçse bile siz bu projeden vazgeçmeyin. Bazen insanlar kendileri için neyin doğru ve iyi olduğunu bilemezler. Doğduğunuz kente karşı minnet duygularınızı bugüne kadar çeşitli şekillerde gösterdiniz. Ancak bana kalırsa en önemlilerinden biri sanırım sizin elinizde olmayan nedenlerden dolayı engellendi. Size karşı daha anlayışlı olunmasını ne engelledi çok merak ediyorum. Anlaşmazlık kent halkı düşünülerek daha diplomatik bir şekilde çözülmeye çalışılabilir ve bir sonuca bağlanabilirdi.

Bu konuda sorumluluk taşıyan ve “İşimiz İzmir, Gücümüz İzmir”, “Biz İzmirliyiz Yaparız” sloganlarını içselleştirmiş tüm yöneticiler ve tüm İzmir aşıklarını, dostlarını Arkas müzesini gerçekleştirmeye davet ediyorum. Bunun için imza kampanyaları açalım. Ayağımıza kadar gelip reddedilen bu müzeyi Bay Arkas’ı ne yapıp edip ikna ederek yeniden gündeme getirelim ve en kısa süre içinde gerçekleştirilmesine maddi, manevi nasıl yapabilirsek katkıda bulunalım. Kentini gerçekten seven insanlar kentini gerçekten seven diğer insanların projelerine sahip çıkar ve onları sonuna kadar destekler. Bu projeden en kazançlı çıkacaklar İzmirliler olacaktır. Kimi oyunların kazananı ve kaybedeni vardır, savaş gibi kimi oyunlardaysa aynı anda herkes kaybedebilir, Arkas Müzesi gibi bir oyunda kentimiz yani hepimiz kazançlı çıkacağız.

Ey İzmir, bu fırsatı lütfen kaçırma ve gereğini yap!

***

* Ekte, iki ayrı ülkede içlerine koyulacak hemen her şeyin dışarıdan satın alındığı ve alınacağı, çok fazla sergilenecek eser olmayan, olmasının da zor göründüğü; yerel zihniyete uygun bir şekilde çalışan/çalışacak müze inşaatlarına inanılmaz meblağlar harcandığı görülmektedir.

Abu Dhabi Guggenheim Müzesi, tahmini açılış tarihi 2017
Toplam 30 bin metrekare, sergileme alanı 12 bin metrekare, bina maliyeti 200 milyon dolar civarında...




Abu Dhabi Louvre Müzesi, açılış 2015?
Toplam alan 24 bin metrekare, toplam sergi alanı 2 bin metrekare, bina maliyeti 108 milyon Euro.






Doha İslam Sanatları Müzesi 2008
Toplam 45 bin metrekare, 18 bin metrekare sergi alanı (İnşaat Baytur Constr. Turkey)

Tarih: 16/6/2014
8024 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri