Yazdır Arkadaşına gönder
Kent ve sanat kültürü 3
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırOrtaokuldan bugüne akılcı bir eğitim aldım, akılcı yakınlar ve çevre içinde büyüdüm. Belki de liseden bu yana duyguların akla değil, aklın duygulara egemen olması gerektiğini düşündüm ama uygulamada pek çok kez tersini yaptım. Özellikle lise yıllarımdan itibaren ansiklopedilerde akılcı düşüncenin en önemli isimlerinin öz yaşam öykülerini okumaya başladığımda bir şey dikkatimi çekti. Bütün bu insanlar bilimle, bilimsel düşünce ve gerçeklerle iç dışlı olmalarına karşın hepsi düşsel nitelikte şeyleri yaşama geçirmeye çalışıyorlardı. Hiç sönmeyecek lambalar, durmadan çalışacak gemi, lokomotif, araç motorları, uzaya gidecek uzay gemileri, sinematograf (günümüzde Internet) bunlardan yalnızca birkaçı.

O yaşlarda okuduklarımdan şöyle bir sonuç çıkarmıştım: yaşamda gerçekçi olmak ve imkansızı istemek gerekiyor. Evet imkansıza ulaşmak yalnızca düşlemekle gerçekleşmiyor, bunun için muazzam bir enerji, çaba, çok uzun yıllar, inatçılık, disiplin ve hiç durmadan üreten akılcı bir beyin gerekiyor. Çünkü hiçbir imkansız dilek yalnızca düşlenerek gerçekleşmemiştir. Bugüne kadar yaşama geçirilmiş tüm önemli düşlerin öykülerini okuyun siz de anlarsınız.
İzmir için ürettiğim çılgınca düşlerden birkaçını yine birkaç yıl önce Havagazı fabrikasında yapılan büyük bir toplantıda dile getirmiştim, bir kez de burada daha ayrıntılı bir şekilde sizlere aktarmak isterim.

Konak iskelesi açıklarında, Karataş-Küçükyalı arasında olabileceği gibi körfezin daha uygun ve sığ bir bölümünde de olabilir. Küçük bir yapay adacık düşünüyorum. Bunun üzerinde İzmir’in sevimli simgesi saat kulesinin yaklaşık 200 metrelik bir kopyası ya da daha modernize edilmiş bir benzeri olabilir. İzmir’in simgesini bu adaya taşıyalım, aslı da olduğu yerde var olmaya devam etsin. Adacığın ortasında bu çelik, krom nikel ya da başka bir maddeden kule olacak. Kulenin birinci katında manzaranın yanında daha popüler yiyecek ve içecekler sunan restoranda yalnızca akustik enstrümanlarla yapılan müzik dinlenecek. Bu adacıkta her türlü hoparlör (acil durumlar dışında) yasak olmalı. İkinci katta yine manzaranın yanı sıra daha turistik ve pahalı mönüleri olan bir restoran ve bar olmalı.

Yüzeyde küçük bir park ve İzmir’e özgü tüm ayaküstü yiyecek, içecek çeşitleri son derece modern ve sağlıklı bir ortamda ve ona uygun bir şekilde sunulmalı. Ayrıca bu kulenin gün batımı tarafında çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere en az 2000 kişilik bir anfitiyatro olmalı. İzmir’in gün batımı klasik, pop, jazz, Anadolu müzik konserlerini bütün dünya duymalı. Dünyanın bütün ünlü müzisyenleri burada çalmayı, söylemeyi arzulamalı. Bu anfitiyatro mümkün olabilirse yaz, kış çalışmalı. Yazın üstü yalnızca güneşi perdeleyecek ama batışının görülmesini engellemeyecek şekilde tasarlanmalı. Kışın da aynı şekilde gün batımı görülebilmeli.

Bu adacıktaki kule ve anfitiyatroya bir deniz müzesine dönüştürülmesi gereken Pasaport- Eski limandan kalkacak teknelerle gidilebileceği gibi başka iskelelerden kalkan tekneler de gidebilmeli.

Yok, adacık çok zor ve çok pahalıya gelir denirse (ama ben adadan yanayım!) kule ve anfitiyatro yüzer platformlar üzerine de inşa edilebilir. Bilemediğim çok yeni teknolojiler belki de bambaşka olasılıklar sunulmasını sağlar.

İzmir körfezinin her yerinden görülecek bu pırıl pırıl parlayacak kuleyi kentlilerin istisnasız hepsi ziyaret edeceği gibi, kenti ziyaret edecek herkesin, özellikle de çocuklar ve gençlerin bu kuleye çıkmadan ve gün batımında bir konser izlemeden İzmir’den ayrılmayacaklarını düşünüyorum.

Bu projeyle birlikte Konak-Pier ve yanındaki eski limanın dünyadaki önemli deniz müzelerinden biri haline getirilebileceğini düşünüyorum. Pek çok Avrupa ülkesi ve San Francisco’da gördüklerimden sonra İzmir’in sözcüğün gerçek anlamında büyük bir deniz müzesini hak ettiğini düşünüyorum. İzmir tarihsel anlamda denizciliğin beşiği olarak adlandırılabilecek bir coğrafyanın tam ortasında yer alıyor.

Antik dönem Ege, Osmanlı döneminde bölgede inşa edilmiş tüm önemli teknelerin birer gerçek boyut kopyasının yapılarak Eski Limanın üç yanına dizilebileceklerini düşünüyorum. Pier tarafındaysa kapalı mekanın tamamında gerek Türkiye’nin denizlerinde tarih içinde yüzmüş ticari, balıkçı, gezi teknelerinin maketleriyle yine Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de İzmir’e gidip gelmiş tüm teknelerin küçük maketlerinin yapılarak sergilenebileceğini düşünüyorum. Bunların sayısı belki de bine yaklaşacak! Belki de daha çok olacak! Bu müzenin dostları, sevenleri, olmalı. Madrid’deki deniz müzesinin ilköğretim düzeyindeki çocuklara İspanya denizleri ve denizcilik tarihini gönüllü olarak eğlenceli bir şekilde anlatan emekli astsubay gönüllüleri vardı.

Bu tekneler, maketler, görüntüler ve nesneler karşısında düşlere dalacak çocuklar, yazarlar, ressamlar, müzisyenler olmalı ve ürettiklerini bizlerle paylaşmalı. Bizim müzemiz de deniz öykülerini anlatan ve denizi çocuklara sevdirecek gönüllü gemici, kaptan, balıkçı, deniz astsubay ve diğer deniz insanları olmalı. Bu müze aynı zamanda deniz hakkında bir tür toplumsal sürekli eğitim merkezi olabilir.

Bu arada İstanbul Beşiktaş’taki deniz müzesinin Avrupa’daki önemli deniz müzelerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Avrupa’daki en etkileyici deniz müzesi bence Stockholm’deki Vasa’dır. 1628 yılında Stockholm limanında inşa edilip, denize indirildikten yaklaşık 15 dakika sonra batan, şu anda dünyada 17. Yüzyıl’dan kalma bir eşi ve benzeri bulunmayan bu muhteşem gemi yaklaşık 300 yıl sonra tek parça olarak sudan çıkartılmış ve kendisi için inşa edilen özel havalandırmalı müzede koruma altına alınmıştır. 1990 yılından bu yana ziyarete açık olan müze İskandinavya’da en çok ziyaret edilen müze olmayı sürdürüyor.

Vasa insanı büyüleyen bir gemi. Neredeyse yedi katlı bir bina yüksekliğinde, yaklaşık 60-70 metre uzunluğunda muhteşem bir tekne. Hemen her şeyi orijinal. Limandaki tatlı su, tuzlu suyun birbirine karışması nedeniyle bu kadar yüzyıl neredeyse hiç çürümeden olduğu gibi kalmış. Hediyelik eşya bölümü en gelişmiş müzelerden biri olup çok değişik hediyelik eşyaların hemen hepsi Vasa’yla ilgili nesneler.

İzmir’de açılacak bölgeye yönelik böylesine kapsamlı bir deniz müzesinin ilgi odağı haline gelmesi müze, yerli yabancı üniversiteler, APİKAM, çeşitli deniz tarihi dernekleri ya da kuruluşlarıyla birlikte muazzam bir araştırma ve çok değişik dillerde kitap, film vs yayınına yol açabileceği gibi, çok önemli bir hediyelik eşya üretim kooperatifinin oluşmasını da sağlayabilir. Gemilerin yapılması konusunda gerek Ege, Akdeniz bölgeleri gerek Yunanistan ve adalardaki ustalardan yararlanılabilir. Çok iyi bir örgütlenmeyle bu iş birkaç yıl içinde (tabii ki 360 derece ekibinin de önemli katkılarıyla) gerçekleştirilebilir. Yeter ki istensin!

Son olarak bu projelerin gerçekleşmesine koşut bir şekilde deniz müzesinin havuzu olarak kullanılabilecek Eski Limandaki Pasaport iskelesinden gerek müzeye ait, gerekse özel olarak yapılmış Antik Dönem’e özgü üç ya da dört büyük eski teknenin kopyaları hemen her gün günbatımına doğru tıpkı eski çağlarda olduğu gibi yelken ya da kürekle denize açılacak ve büyük bir körfez turu atacak. Bunlar içlerinde antik dönem ya da modern akustik enstrümanlarla müzik yapılan ve restoran görevi yapacak gezi tekneleri olacak.

Bugünlük bu kadar proje yeter, ama gerisi gelecek...

Tarih: 5/5/2014
6941 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri