Yazdır Arkadaşına gönder
Kent ve sanat kültürü 1
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırEn eski çağlardan günümüze doğru gelindiğinde ülkeler ve kentler düzeyinde isimleri unutulmayıp, anılmaya değer bulunanlar hep yaşadıkları coğrafya ve insanlarına aldıklarını daha çoğuyla iade etmeye çalışanlardır. Genelde Ege Bölgesi ve özelde de yaşadığımız İzmir’in dünyanın en eski kentlerinden biri ve pek çok uygarlığın kolaylıkla benimsediği bir yer olmasının belki de en önemli nedeni güzel ılıman iklimi, cömert doğası ve cömert insanlarıdır.

Bu coğrafyanın doğası üstünde yaşayan canlılara karşı binlerce yıldan bu yana olağanüstü bir şekilde cömerttir. Dünyanın çok az yerinde doğa canlılara karşı hiçbir karşılık beklemeden böylesine bol ve değişik ürün bahşetmektedir. Arkaik ve antik dönemlerin uygarlıkları ve insanları da cömertlik konusunda genellikle doğaya öykünmüşlerdir. Diyonizos Şenlikleri bu cömertliğin kutsandığı günümüze kadar biçim değiştirip dönüştürerek gelmeyi başarmış kutlamalardan biridir.

Cecil John Cadoux’nun “İlkçağ’da İzmir” başlıklı kitabını okuduğunuzda bu cömertliklerle ilgili örneklere rastlıyorsunuz. Antik dönemde yasama yetkilerine sahip yüksek yöneticiler göreve getirildiklerinde kent haznedarına birer bedel öderlerdi. Buna karşılık Halk Kurultayı kentin minnetini hak etmiş insanlara karşı çeşitli biçimlerde saygılarını açıklardı (s.244-245). Minnet duyguları kişinin heykelini dikmek, yazılı anıt ya da başka şekillerde olabilirdi. Yine yarı-dinsel nitelikte bir görev olan “stephanephoros”luk (başında çelenk taşıyan kişi) makamına gelmek kişiyi büyük ölçüde masrafa sokmaktaydı (s.254).

Örneğin, aynı zamanda kamlık görevi de yapan bu kişi kurban törenleri yapmakla yükümlüydü. Bugün müzelerde antik dönemlere ait heykellerini gördüğümüz kişiler ya da kendileri adına tapınak da dahil olmak üzere değişik binalar inşa edilmiş, haklarında yazıtlar, şiirler, öyküler yazılmış kişiler büyük ölçüde kentleri için canlarını vermiş, onlara canla başla hizmet etmiş insanlardır.

Antikçağ İzmir’ini o günün dünyası bu insanların da katkılarıyla yakından tanırken günümüzün İzmir’i isminin duyulmasını ne yazık ki hala büyük ölçüde yakınında bulunan bir antik kent olan Efes’e borçlu olmaya devam etmektedir. Günümüz İzmir’inin büyük anıtları, eserleri nerededir. Bugünün İzmir’inden 2000 yıl sonrasına ne kalacaktır? İzmirli olmak yalnızca bu coğrafyanın nimetlerinden yararlanmak ve zaman içinde geride hiç bir şey bırakmadan kaybolup gitmekten ibaret bir duygu mudur?

İzmir’de yaşama mutluluğuna ve İzmir sayesinde servet yapma talihine erişmiş insanlar kendi yaşadıkları cömert İzmir’e hiçbir şey bırakmadan kaybolup gitmekten çok mu hoşlanıyorlar? 20. Yüzyıl’da İzmir için bir şeyler yapmış ya da bir şeyler bırakmaya çalışan/çalışmış servet sahibi insan sayısı yok denilecek kadar az olup bunlar istisna olarak nitelendirilebilir. Diğerleri İzmir’i hiç bir şey yapmaya değmeyecek bir kent olarak mı görmektedirler? Yoksa İzmirlilerin kendilerini yeterince teşvik etmediklerini ve yapılacak işi takdir edemeyeceklerini mi düşünüyorlar? Eğer böyleyse yukarıdaki tarihi veriler bu düşüncenin aksinin doğru olduğunu göstermektedir.

Bugünün İzmir’i büyük projeler üretmek zorundadır. Bu projeler artık tarihsel, kültürel, sanatsal, bilimsel ağırlıklı olmak durumundadır. Zira çağımız artık altyapı ve üstyapı çalışmaları arasında bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Başka bir deyişle, İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir’e önemli bir metro hattı kazandırdığında kent buna örneğin, dünyada eşi benzeri olmayan bir halı-kilim müzesiyle yanıt verebilir. Çünkü dünyaya el halısını tanıtan en önemli kent belki de İzmir’dir. Ancak bu konularda ileride daha kapsamlı yazılar yazacağımızdan şimdilik bu kadarla yetiniyoruz.

Kültürün, sanatın ciddiye alındığı söylendiği zaman bile çok ciddiye alınmadığı bir kent İzmir. Belki de dünyadaki pek çok kent gibi. Bu yüzden konunun ciddiyeti hakkında önemli bir örnek sunmak gerektiğini düşünüyorum. Bu örneğimiz 2012 yılında dünyada en çok ziyaretçi kabul eden ve aynı dünyanın en önemli büyük müzelerinden biri olan Louvre’dur.

Louvre günümüz terimleriyle uluslar arası bir yatırım şirketine benzetilebilir. 2013 faaliyet raporu henüz yayınlanmadığı için 2012 rakamlarını vereceğiz. 1789 yılında ziyarete açılan bu müzede sahip olunan 300 bin dolayında eserin 35 bini sekiz ana başlık altında sergileniyor. 2012 yılında müzeyi neredeyse 10 milyon ziyaretçi geziyor ki, o yıl bu bir dünya rekoru. Yaklaşık 300’ü restorasyon ve değişik konularda uzman ve bilim insanı olmak üzere toplam 2000 kişi istihdam ediliyor.

Louvre Müzesi’nin yıllık geliri 216 milyon Euro, gideri ise 228 milyon Euro. Bunun 100 milyon Euro’luk bölümü devlet tarafından karşılanıyor. 100 milyon Euro’luk bölümünü kendi kaynaklarından karşılıyor. Mesenler (*) toplam 35 milyon Euro’luk bir katkıda bulunuyorlar. Bunun 22.9 milyonluk kısmı Fransa’dan, 7.1 milyonluk bölümü Asya’dan, 3.4 milyonluk bölümü ABD’den, geriye kalan 1.3 milyon Euro’luk bölümüyse diğer Avrupa ülkelerinden geliyor.

2012 yılında Louvre Müzesi’ne ilk kez bağışta bulunan üç mesenin biri Koreli bir işadamı-sanatçı Ahae, kullanılacak alanı belirtmeden 1.1 milyon Euro, diğer 2.1 milyon Euroluk bölümse Frederic Jousset ve Nippon TV Network Corp. NTV tarafından bağışlanıyor. Müzenin gelir kalemlerinden biri de 3 milyon Euro tutan kitap satışları. Ziyaretçilerin büyük bir çoğunluğu yabancı ve 30 yaş altı ziyaretçilerden oluşuyor. Bu konuda yaklaşık100 sayfalık ayrıntılı faaliyet raporunu okumak isteyenler Louvre Müzesi web sayfasındaki ilgili linki ziyaret edebilir.

Louvre Müzesi bir de sivil toplum örgütüne sahip: Louvre Müzesi Dostları Derneği. 1897 yılında kurulan bu derneğin 2013 yılında 60 bin üyesi var. Bunlar yeni sergiler ve çeşitli etkinliklerde ayrıcalıklı ziyaretçi statüsüne sahip oluyorlar. 2013 yılında müzeye yaptıkları mesenliğin Euro olarak bedeli 16 milyon.

Louvre Müzesi ayrıca Fransa içi ve dışı birçok sergi, ortak sergi yapmanın yanı sıra yapılan kültürel bir anlaşma çerçevesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi kentinde 2015 yılında ziyarete tamamen açılacak büyük bir müzenin de partneri.

Başka bir deyişle, Louvre yalnızca çok önemli ulusal bir kültürel kurum değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik güç ve yanı sıra diğer ekonomi alanlarını harekete geçiren ve yaşatan bir müzedir. Louvre’u ziyaret eden milyonlarca insan kente muazzam bir ekonomik katkıda bulunmaktadırlar.

Türkiye’de ve dünyanın benzer pek çok ülkesinde neden Louvre’a eşdeğer bir müze yoktur?

Sorun görüleceği gibi tarih, sanat, kültür ve bilime bakış açısıyla ilgilidir. Bu bir zihniyet sorunudur. Dünyanın tarihsel anlamda belki de en bereketli toprakları üstünde yaşayan bizler bir anlamda bir zamanlar petrol yatakları üzerinde yaşayıp bundan haberleri olmayan toplumlara benzetilebiliriz. Yapılacak o kadar çok şey varken hiç bir şey yapamayacak kadar körleşmiş zihinlerin bir an önce açılması dileğiyle.

---

(*) Mesen: Sanatçıları, bilim adamlarını koruyan, onlara para yardımında bulunan kimse.

Tarih: 17/4/2014
7436 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri