Yazdır Arkadaşına gönder
Kent elden gidiyor, uyuyoruz
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasYeşilova'daki kazı çalışmalarının ardından İzmir'in tarihinin 8 bin 500 - 9 bin yıla dayandığı anlaşıldı. (http://www.yesilova.ege.edu.tr) Akademisyenler, bütün güçleriyle derinlerdeki uygarlıklara ilişkin buluntuları ortaya çıkartmaya çalışıyorlar. Canla başla çıkartılan küçücük kaplar bile özenle bir araya getirilip tarihlendirilmeye çalışılıyor.

Kentin 5 bin yıl diye bilinen tarihini 3 bin yıl daha geriye götüren bu alan, hepimize heyecan yaşatırken, yanı başımızda ayakta duran bir başka tarih ise göz göre göre yok oluyor.

Basmane'deki kültürel ve tarihi dokudan söz ediyorum.

Ekonomi Muhabirleri Derneği'nin Perşembe Söyleşileri'ne konuk olan Kent Yaşam yazarı, kent gözlemcisi Orhan Beşikçi, yanı başımızdaki tarihin kayboluşuna bir kere daha dikkatimizi çekti.

Ofiste oturduğumuz yerde fotoğrafların büyülü dünyasına daldığımız söyleşide yolculuğumuza Alsancak Garı yanındaki Devlet Demiryolları 3. Bölge Müdürlüğü binasından çıktık.

İngiliz mimarisinin tüm unsurlarını taşıyan bir zamanlar tütün ve liman işçilerinin yorgun argın önünden geçip baktığı, şimdilerde altındaki lojmandakileri rahatsız etmemek için gongunun çalmadığı Saat Kulesi...

1886 yılında inşa edilen, tavandaki volta döşemeleri hala yerinde olmasına karşın, içindeki tüm makineleri yok olmuş, sanayi müzesi olmayı hak ederken terk edilmiş halde ayakta durmaya çalışan Tekel Sigara Fabrikası binası...

"Bu binanın öyküsü hala yazılmadı" diyen Beşikçi, bize tütün rejisinin sigarayı düzgün sarması için ihtiyaç duyduğu küçük ellerin sahibi, 8-10 yaşındaki yoksul Türk ve Yahudi çocuklarının dramlarını anlatıyor. Çoğu genç yaşta vereme tutularak ölen çocukların, bir arada çekilmiş toplu fotoğrafı hepimizi hüzünlendiriyor. Beşikçi'nin "Keşke o bina bir endüstri müzesi olsaydı, makinelerin bazıları elde tutulabilseydi ve binanın önünde o küçük kız çocuklarının heykeli olsaydı" görüşüne hepimiz gönülden katılıyoruz.

Fotoğraflarla yaptığımız İzmir sokaklarındaki gezide Alsancak'tan Basmane'ye doğru yol alıyoruz yavaş yavaş. İngilizler'in ofis olarak kullandığı İş ve İşçi Bulma Kurumu binası, bir türlü yaşama geçirilemeyen ve geçirilemeyecek gibi görünen “Müzik Müzesi” binalarını geçip, Basmane Garı'na geliyoruz.

Garın karşısındaki Çorakkapı Camisi, caminin haziresi, Basmane Hamamı'nın yıllar boyunca geçirdiği değişimi gösteren fotoları art arda sıralıyor Orhan Beşikçi. Basmane Garı'nın orijinal panjurlarını yeniden yaptırmak için, Çorakkapı Camisi'nin istenildiği gibi olmasa da yapılan restorasyonu için verdikleri mücadeleden söz ediyor. Bireyler isterse, bazı şeylerin değişebileceğine ilişkin umut veriyor bize sözleri.

Bölgede restore edilen Oteller Sokağı'ndaki Sadık Bey Oteli'nin Uşakizadeler'in eski köşkü olduğunu, bu sokaktaki binaların sonradan otele dönüştürüldüğünü öğreniyoruz. Bu yapılar ne yazık ki, otele dönüştürülürken, özgünlüklerini hep kaybetmişler. Örneğin binalardaki ahşap merdivenler, otel yönetmeliği gereği betonlanmış, harika tavan süslemeleri, yer kazanmak için yapılan bölmeler sırasında hiçe sayılmış, zedelenmiş...

İzlediğimiz fotolar arasında yıkılmak üzere olan kimi binaların üzerinin, binanın eski halini gösteren dijital baskılı örtülerle kapatıldığını görüyoruz. Şu sıra Mithatpaşa Caddesi'nde, Asansör semtinde de görüyoruz bu uygulamayı. Bu perdelemelerin binaların ölümünü hızlandırdığını vurguluyor Orhan Beşikçi. Çok kısa bir süre sonra binaların arkasında hurdacıların, otoparkçıların peydahlandığını anlatıyor. Fotoğraflarla da destekliyor sözlerini.

Evliya Çelebi'nin İzmir'i ziyaret ettiğinde söz ettiği en eski camilerden birisi Fettah Camisi de bu önemli alanda yer alıyor. Caminin yanı başında, imamın kalması için yapılan lojman, tarihi binanın yanında bir çirkinlik abidesi olarak gözümüze batıyor.

Basmane'de Anafartalar Caddesi'nin uzantısı olan sokakta yer alan ve klasik bir Osmanlı eseri olan Kıllıoğlu Hamamı'nın kömür deposu olarak kullanıldığını görüyoruz. Evliya Çelebi'nin yine söz ettiği yerlerden birisi olan hamamın Vakıflar tarafından bir kömürcüye depo olarak kiralanması hepimizi şaşırtıyor...

Aynı bölgede karşımıza çıkan kortejolar da İzmir'in bir başka rengini yansıtıyor. Yoksul Musevi vatandaşlarının mutfak, tuvalet ve banyoları ortak kullanarak yaşamlarını sürdürdükleri kortejoların fotoğrafları, şu sıralar Abacıoğlu Han'da fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez tarafından da sergileniyor.

Orhan Beşikçi'nin iki yıl önce Ekonomi Muhabirleri Derneği üyeleriyle bir pazar günü gerçekleştirdiği Basmane gezisini bu defa dernek merkezinde, oturduğumuz yerde yeinelenirken, iki yılda bile binalardaki çöküşü fark edebiliyoruz.

Anafartalar Caddesi'nde otel olarak yapılan ilk bina Cihan Palas Oteli, ardından kentin bilinen en eski mescidi Kumrulu Mescit'i izliyoruz. 258 yıllık mescit binasının Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce onarılacağı günü beklediğini anlatıyor Beşikçi.

Kent gözlemcisi Orhan Beşikçi, tek başına bir sivil toplum kuruluşu gibi bizleri bilgilendirmeye çalıştığı bölgeye, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nu, İzmir Valisi Cahit Kıraç'ı götürmüş, anlatmış kaybolmak üzere olan tarihi. Beşikçi, göreve her yeni gelen başkanı götürdüğü bölgeye en çok Konak Belediyesi'nin yeni başkanı Hakan Tartan'ı götürmek istediğini vurguluyor. Eski başkan Muzaffer Tunçağ ile yaptığı geziler sonrası bölgede birçok binanın kurtarıldığını anlatan Orhan Beşikçi, aynı duyarlılığı Tartan'dan da beklediklerini anlatıyor.

Çoğu 200 yıldır ayakta, cumbalı evlerin hızla yok olduğunu belirten Beşikçi, EXPO çalışmaları sırasında İstanbul'dan gelen "kimi ileri görüşlü sermayedarlarca" bu evlerin satın alındığını anlatıyor. Bu tür binalara Kültür Bakanlığı'nın 200 bin lira onarım, 50 bin lira proje yardımı yapmasına karşın, halkın bilgisizlik nedeniyle bu binaları yok pahasına elden çıkardığına dikkat çekiyor.

Camiler, mescitler, hazireler, cumbaları yok olmuş binalar, havralar, sebiller arasında geçirdiğimiz yolculukta iyice anlıyoruz ki, biz bu kenti yeterince sevmiyoruz.

Kentin tarihi 8 bin 500 yıllık diyoruz ama, yakın tarihimize bile sahip çıkamıyoruz.

O sokakların, evlerin anılarını, yaşanmışlıklarını görmezden geliyoruz.

"Turist geldiğinde gidecek neresi var ki? Kemeraltı, Agora, Kale" diyoruz sadece.

Oysa elimizin altında Roma Uygarlığından Osmanlı dönemine kadar inanılmaz bir zenginliği üstelik neredeyse bütün bir dokusuyla koruyan Basmane'deki hazineyi görmezden geliyoruz.

Yine de geç kalmış değiliz.

Orhan Bey gibi kent gönüllüleri var oldukça, bizler çevremizi uyarıp anlattıkça, yazdıkça kent yöneticilerinin de konuya gereken ilgiyi göstereceğine ve bu bölgeyi bir an önce koruma altına alacağına inanmak istiyorum.

Tarih: 12/10/2009
8464 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri