Yazdır Arkadaşına gönder
Tufan AtakişiKapıyı açmadan önce kaytanı yavaşça çekmem gerekiyordu. Özellikle sıcak günlerde göğsüme yapıştığı için canımı çok acıtıyordu.
Boynumu hafifçe öne eğdiğimde tam tamına denk geliyordu. Deriden yapılan kaytanı boynumdan da çıkartmam yasaktı.
"Kaybedersin" diyorlardı.
İlkokula başladığımda, ucunda demir parçası kaytanla tanıştım.

***

Kadriye teyze eve sabah sekizde geliyordu .
Tam annemle babam kapıdan çıkarken. Çoğu zaman zili bile çalmıyordu.
Öylesine denk getiriyordu.
İlk başlarda annemle Kadriye teyzenin konuşmalarını hatırlıyorum.
- Kadriye Hanım... Kahvaltısını hazırladım. Mutfaktaki bankonun üzerinde. Sütü hala ılıktır. Senin çayını da demlendim. Ocağın üzerinde...
- Ben hazırlardım.
- Öğle yemeğini yedirip okula gönderdikten sonra gidersin. Sonrasında O başının çaresine bakar.

***

İlkokula başladığımda sabahın vazgeçilmez ilk konuşmalarıydı bunlar.
Giderek yerini,
- "Kadriyanım. Sen her şeyin yerini biliyorsun. Bildiğin gibi yap"a bıraktı.
Ama boynumdaki kaytan konusunda disiplin hiçbir zaman yumuşamadı. Aynı sertlikte ilkokul üçüncü sınıfın sonuna kadar devam etti.

***

Yaz geldi.
Tatil başladı.
Babam "Biletleri aldım. Bu Cumartesi gidiyoruz" dediğinde havalara uçtum.
Annem boynumdan dikkatlice kaytanı ve ucuna bağlı olan demiri çıkarttı. Büfenin ikinci sürgüsündeki işlemeli örtünün altına koydu.
Ve seslendi:
- Orhan, sağdaki ikinci sürgünün örtüsünün altında. Unutmayalım.
On yaşına gelmiştim. Artık demir parçasının ne olduğunu da öğrenmiştim.

***

Yaşantım boyunca en güzel yaz tatillerini hep Karşıyaka'da yaşadım.
İstanbul'dan daha çok arkadaşım vardı burada. Kuzenlerim de cabası.
Üstelik yıl boyunca beni sadece iki-üç ay gören anneannem, dedem, teyzem, dayım beni oldukça şımartıyorlardı.
Annem zaman zaman disiplini bozdukları için kızıyordu ama, hasretlik onu gevşetiyordu sanki.

***

Yaz bitti.
Annem Karşıyaka'ya gelip beni aldı.
İstanbula döndük.
Okulun açılmasına bir hafta kala annem.
- Artık konuşma zamanı geldi. diye babama seslendiğinde benimle önemli şeyler konuşacaklarını hemen anladım.
Kan dolaşımının hızlandığı, ateşimin yükseldiği anlarda kafamdan ilginç şeyler geçiyordu.
Beni en çok korkutan yatılı okula gönderilmemdi. Her şeye rağmen sabah-akşam bile olsa görmek, annemin kokusunu solumak çok farklıydı.
Gerçi Kadriye Teyze'yi daha çok görüyordum ama. Onların yerini hiçbir zaman tutmuyordu.
Annemle babam beni karşılarına oturttular.
Babam sanki karşısında bir yaşıtı varmış gibi konuşmaya başladı.
- Bak oğlum! Sen... Artık büyüdün!
Kıvranıyorum. Bu cümlelerin ardından neler çıkacağını meraktan deliriyorum.
Duaların bini bir para. Sürekli söyleniyorum: Yatılı okul değildir, yatılı okul değildir...
Babam birkaç kez yutkunduktan sonra :
- Bundan böyle Kadriye Hanım gelmeyecek. Sen kendi başının çaresine bakacaksın. Annen sabah gitmeden önce kahvaltını ve yemeğini hazırlayacak....
Yemeği düşünen mi var. Ben Kadriye Hanım gelmeyecek sözünün sonrasını hiç hatırlamıyorum.
Soğuk bir ter boşanıyor ve sonrasını hatırlamıyorum.

***

Artık kaytanın ucundaki demir parçasıyla bir bütün halinde dolaşıyoruz. Biliyordum ki o demir parçası, benim onlar için en büyük güven kaynağımdı. Kendimi öyle ispatlamıştım.

***

Öğlen okula gitmeden önce kapıyı kapattıktan sonra, hafifçe öne doğru eğilip anahtarı kilite denk getirip iyice kitliyordum.
Akşamları da aynı hareketi yapmak artık sıradan bir hale gelmişti.
Sabahları anahtarı sağa çevir kilitle.
Akşamları sola çevir aç.
Annemle babamın bana olan güvenleri de giderek artıyordu.

***

Üniversiteye başladım.
O sabah sokağın başında, içimden dönüp eve bakmak geldi.
Döndüm ve baktım.
Pencerede kırmızı giysili bir kadın vardı.
Gözlerimi kısarak bir kez daha baktım.
Elim, göğsümün üzerinde gezinip kaytanın ucundaki demir parçasını aradı.
Yoktu.
Pencereye bir kez daha baktım.

***

Emekli olan annem, kırmızı sabahlığı ile el sallıyordu.

Tarih: 26/11/2008
1731 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri