Yazdır Arkadaşına gönder
Kaynağından yudumladım...
Işık Teoman
Işık TeomanHafta sonu Kazdağı’na gidip suyu kaynağından yudumladım. Şimdi Ayazma zamanı. Nisan ve Mayıs aylarında başlayan yeşil örtü tüm Ayazma’yı sarıp sarmalamış.Yeşil ile gürül gürül akan su bir araya gelince doyumsuz bir güzellik ortaya çıkmış. Mayıs ayı bitmeden mutlaka gidip görmek gerekiyor. Çadır yaşamını seviyorsanız. Asırlık çam ağaçlarının altında gecelemek ve puhu kuşlarının sesiyle uyumak müthiş bir duygu ve o duyguyu yaşamak için de mutlaka ama mutlaka gecelemek gerekiyor.

Yol biraz uzun gibi gelse de; o kadar yeşil o kadar çok görülmesi gereken yerler var ki, hiçbir yolculuğumda bu kadar yeşil, bu kadar canlı bir ortamı hatırlamıyorum. Nisan ayında yağan yağmurlar, bölgeyi adeta çıldırtmış. Gelincikler, papatyalar, yaban otları fışkırmış, meşe ağaçları yeşil giysilerini kuşanmış, çam ağaçları yeni filizlerini gök yüzüne uzatmış, kuzular, keçiler, inekler yeşilin keyfini çıkarıyor. Hava o kadar güzel ki, sıcaktan bunalan koyun sürüleri bulabildikleri gölgeliğe kendilerini atmışlar. Yol üzerinde asfalta kadar uzanan gölgelere yan gelip yatan koyun ve kuzular geçip giden araçlara aldırmıyorlar bile.

İvrindi pazarı yine kalabalık, yine çevre köylerden gelen kadınlar, kızlar yayılmışlar alışveriş ediyorlar. Yaşlı olanlar siyah, genç kızlar ise daha renkli kumaşları tercih etmişler. Pazaryeri tam bir renk cümbüşü.

Şimdi gelelim yolculuğun en başına. Yine aynı ekip, haftalardır: “çadır-kamp” diye kuduruyoruz. Tam anlaşıyoruz. Ama o hafta içimizden birinin işi çıkıyor, gidemiyoruz. Nihayet beklenen gün geldi.

Aykut Fırat, Engin Yavuz , İsmet Orhon ve ben “Ayazma” konusunda karar kıldık. Hiç birimiz bu bölgeyi görmemiştik. Çevresinde gitmediğimiz yer kalmadı. Ama Ayazma gerçekten bölgede ki, nadir alanlardan...

Güzergah: Menemen-Aliağa-Bergama-İvrindi-Balya-Yenice-Çan-Etili-Bayramiç ve Evciler... Evciler’den sonra 8 kilometre. Yolda problem yok. Pırıl pırıl. Asfalt bir yol. Ve bu güzergah, kesinlikle en yeşil, en temiz, en huzurlu yol. Dura kalka, piknik yaparak yol boyunca fotoğraf çekerek İvrindi’ye kadar geldik.

İvrindi pazarı cumartesi günleri kuruluyor. Birkaç saat buraya ayırmak gerekiyor. Bir de karanfilli ekmeğinden tatmak gerekiyor. İvrindi’ye özel bir ekmek. Bizim gevrek gibi görünüşte ama İzmir gevreğinin dört-beş katı büyüklüğünde, mis gibi karanfil kokuyor. İvrindi’nin bakraç yoğurtları da ayrı bir güzellik ve özellik taşıyor. Pazaryeri tam bir renk cümbüşü. Civar köylerden gelen taze meyva ve sebzeler hem ucuz, hem de hormonsuz ve çok lezzetli.

Sıkı bir alışveriş yaptıktan sonra, Balya, Yenice, Çan, Etili oradan Muratlı köyünde çay için mola. Çaylarımızı yudumlarken şans mı? desem. Yan masamızda çalgıcılar, köy düğününe gelmişler. Önce kemancı akordu ile uğraştı.. Ardından klarnet , darbuka derken bir fasıl başladı. Değme sanatçılara taş çıkardılar. Kulaklarımızın pasını silen bu sürpriz konserin ardından, köyün içinden yükselen dumanlara yöneldik.

Yaklaşık 40 kadar kazan, ama çok büyük kazanlar. Biri balta ile kuzu etlerini parçalıyor, bir diğeri buğdayları suda yumuşatıp kazanların içine atıyor. Ardından gelenler tuzunu ve yağını ayarlıyor. Diğer tarafta yaklaşık 5o santim derinliğinde ve 50 metre uzunluğunda bir çukurun içinde ise meşe ağaçları yanıyor. Sabaha kadar sürecek olan bu tutuşturma işleminin ardından köz haline gelen odun ateşine kazanlar yerleştirilecek ve keşkek yapılacak. Muratlı’ya yakın köylerden gelenler bu keşkekler ile ziyafet çekecekler. Her yıl hıdrellezden sonra gelen gün böyle bir etkinlik düzenlenirmiş, seyahatımız sırasında bu güzellikleri de görmek varmış.

Bayramiç’e ulaştıktan sonra aracımızın yönünü Evciler’e çevirdik. Yol kenarlarında binlerce kasa ve ambalaj kağıtları bizi çok rahatsız etti. “Ne olabilir?” diye düşünürken, dere kenarında kiraz ağaçlarını görünce kasaların sırrını çözmüş olduk.

Yollarda o kadar çok eğlendik ki, akşamın nasıl olduğunu anlamadık. Karanlık bir anda üzerimize çöktü. Yine de günler uzadığından çadır kurmamız sırasında sıkıntı yaşamayız diye düşündük. Saat: 20.30 sıralarında gece karanlığı çökmeden Ayazma’ya ulaştık. Ne olur ne olmaz diye Jandarmaya telefon ederek kamp kuracağımızı bildirip isimlerimizi yazdırdık.

Gök yüzünü delecek gibi yükselen çam ağaçlarının da etkisiyle gece karanlığına kaldık. Düz bir alan bulup far ışığında birbirimize destek verip kısa sürede çadırlarımızı kurduk. Taşlardan oluşan ocağa odun atıp etrafı aydınlattık, biraz da ısındık. Balçova Belediyesi Başkan Yardımcısı Ahmet Hepdarcan’ın gönderdiği ve uzun süredir bu gezi için sakladığım Kavacık şarabını açtık. Peynir, salatalık, zeytin ve domates eşliğinde kadeh kaldırdık.

Bir yandan puhu ötüyor, diğer yandan, kaynağından süzülüp gelen Ayazma suyunun döküldüğü yataktan gürül gürül su sesi geliyor. Ay tepemizde yarı aydınlık, yarı karanlık. Ağaçların arasında birkaç yıldız görmenin mutluluğunu da yaşıyoruz. Uykumuz geliyor ve çadırlarımıza çekiliyoruz.

Her zaman olduğu gibi sabah erkenden kalkan Engin Yavuz ocakta çam kozalaklarından ve çalı çırpıdan oluşan ateşi yakmış, köz oluşmuş. Ekmekleri kızarttık. Mis gibi koku çevreye yayıldı. İvrindi pazarından aldığımız, peynir, zeytin, domates, salatalıktan oluşan nefis bir kahvaltı ile güne başladık

Gidip gören ve gelip anlatan yok ama sanki bir cennette uyandık. Çam ağaçlarından gök yüzü görünmüyor. Şelalenin sesi hiç kesilmiyor. Kuş sesleri harika, biri başlıyor ve susuyor diğeri devreye giriyor, yaban bülbülleri, sakalar, ağaçkakanlar ve diğerleri..

Kahvaltının tamamlanmasıyla birlikte ellerimizde fotoğraf makinaları safariyi başlattık. Orman yolunda yürüyoruz. Bir yanda Ayazma suyu, bulduğu yatakta yol almış gidiyor güldür güldür, diğer yanda kuş sesleri ve yeşil çam ormanları...

“Ayazma’ya gidilir de Ayazma suyunun doğduğu kaynağa gidilmez mi”diyerek, güvenli bir şekilde oluşturulmuş taş merdivenleri izleyerek Ayazma’nın kaynağına ulaştık. Ve binlerce yıldır akan ve gün yüzüne “merhaba” diyen o kaynaktan suyumu yudumladım. Buz gibi, berrak ve tertemiz.

Ağır ağır gün yüzüne çıkan kaynak hemen aşağıda devasa bir şelaleye dönüşüyor ve işte güzellik burada başlıyor. Ayazma mesire yeri, civardan gelen vatandaşlar piknik yapıyor ve güzellikleri paylaşıyor. Doğal ortam bozulmamış. Düzenlemeler yapılırken ağırlıklı olarak taş ve ahşap kullanılmış. Doğal taşlardan yapılmış merdivenler, ahşap korkuluklar. Böyle bir doğal ortamı, böyle bir güzelliği herkesin yaşamasını ve bunları paylaşmasını isterim. Binlerce yıldır hiç kesilmeden yerin kilometrelerce altından çıkıp gelen Ayazma suyu bölgeyi yeşile boyamış. İnsanlar bu doğal güzelliğe sahip çıkmış.Bu gezi böyle sona ermedi tabii...

Dönüş yolculuğumuz da saatlerce sürdü. Önce Adatepe’ye uğradık. Zeytinyağı müzesini gezdik. Görülmeye değer bir müze. Zeytinyağının bulunuşundan günümüze kadar ulaşmasıyla ilgili tüm gelişmeler bu müzede yer alıyor. Hemen girişinde de zeytinyağıyla üretilmiş ürünler satılıyor. Satın almak zorunda değilsiniz. Müzeyi gezmek de yeterli olabilir. Sonra bahçesine çıkıp yorgunluk atabilirsiniz.

Adatepe Köyü yoldan birkaç kilometre içeride. Köyde çok sayıda insan oturmuyor. Ancak ağırlıklı olarak İstanbullular köydeki eski Rum evlerini satın almışlar. Restorasyonlarını yapmışlar. Okullar kapanıp tatil başladığında cıvıl cıvıl bir ortam oluyormuş köyde...Köyün meydanında asırlık çınar ağaçlarının altına kendimizi attık ve serinledik. Çaylarımızı içtik.Sonra çevre turu çektik.

Adatepe Köyünün hemen karşısında Zeus Sunağı var. Zeus Sunağını da ziyaret ettik. Tek parça halinde yüzlerce metre yükseklikteki tepeye nasıl götürüldüğünü düşündüğümüz devasa büyüklükteki kaya parçasına bakıp durduk. Zeus Sunağında tanrılara adaklar buradan adanırmış. Gök yüzüne en yakın bir tepe özellikle seçilmiş olmalı, tanrılara yakın olmak için herhalde...

Adatepe turunun ardından yolumuzun üzerinde yer alan Ören’e uğrayıp meşe ağaçlarında koşuşturan sincapları görmeyi düşledik. Yıllar önce geldiğimde sincaplara bakmaktan boynum tutulmuştu. Bu kez ilginçtir tek bir sincap bile göremedik. Tabii ki, sincap görmek fikri benden geldiği için ve ortalıkta sincap falan da bulunmadığı için Engin Yavuz tarafından alaya alınmak gibi bir durumu da göze almak zorunda kaldım. Ören’den sonra güneşin batmaya başlamasıyla birlikte dönüşe geçtik, bir başka gezide buluşmak dileği ile...

Tarih: 9/5/2006
8225 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri