Yazdır Arkadaşına gönder
Kalıcı demokrasi kültürü 8
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırDeyim yerindeyse daha çok duygularıyla düşünen pek çok toplum ve insan gibi içinde yaşadığımız toplumun önemli bir kesimi uzun yıllardan bu yana yaptığı gibi son yıllarda da neredeyse her gün değişik komplo teorileri üretmekte ve bunların aslı astarı olup olmamasına hiç aldırmamaktadır. Her gün milyonlarca insanın benzer ya da farklı pek çok komplo teorisi üretmesinin en önemli nedenlerinden biri yine duygusal ağırlıklı toplumlarda karşılaşılan paranoid özellikler taşıyan bir düşünce yapısına sahip olmasıdır.

Böyle bir düşünce yapısı ise çağdaş bir demokratik toplum oluşturmanın önündeki en büyük engellerden biridir (politikacılar toplumların bu zaafından her zaman kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmayı bilmişlerdir). Zira güçlü ya da güçsüz muhatabını tehdit unsuru bir yabancıya dönüştürme eğiliminde olduğundan çoğu kez (eğitim düzeyi ve ahlak ilkeleriyle bağlantılı bir şekilde) onu yok etmekten çok yok olmasını dilemekte ya da onu simgesel anlamda bile olsa (örneğin, gazeteciler, köşe yazarları, TV yorumcuları, politikacılar vs) saf dışı edeceklerini düşündüğü kişileri desteklemektedir.

Dolayısıyla muhataplar zihinsel düzeyde karşılıklı olarak benzer bir tutum sergileyerek bu hasmane tavrın sonsuza dek sürüp gitmesine neden olabilirler. Bu rahatsızlığın giderilmesini sağlayabilecek en önemli şey akılcı yaklaşım olup toplumsal huzur ve güvenin sağlanmasında temel bir işleve sahip olabilir.

Ülkede yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu gibi Türkler ve Kürtler de duygusal insanlar olup sanırım her iki tarafın zihnini kurcalayan en önemli olay özellikle Güneydoğu'da yaşayan Kürt yurttaşların Türkiye Cumhuriyeti'nden ayrılmak isteyip istemedikleridir. Henüz bir gerçekliğe sahip olmayan bir ayrılma talebi bu duygusal insanların kendiliğinden denilebilecek bir şekilde çoktan ülkenin parçalanıp, yok olmasını düşünmeleri gibi bir sonuca yol açmıştır.

Aynı duygusallık Türk kökenli, belki başka kökenli yurttaşların da daha önce verdiğimiz örneklerde olduğu gibi yalnızca Güneydoğu'da yaşayan Kürt asıllı yurttaşları değil, ülkenin hemen her yerinde yaşayan ve büyük bir çoğunluğu da muhtemelen ayrılıktan yana olmayan Kürt asıllı yurttaşlara da şüpheli gözlerle bakılmasına neden olabilecektir. Bu bakış açısında ısrar edilmesi durumundaysa belki asıl bölünme o zaman başlayacak ve gerek kamu çalışanları gerekse özel sektör düzeyinde ırk ya da etnik özellikler üzerinden görece bir bölünme yaşanabilecek ve toplumun geneli belki de bugün olduğundan çok daha huzursuz ve mutsuz olacaktır.

Öte yandan, yine bu insanların büyük bir bölümü son otuz yılda ölenlerin karşılıklı yanlış anlama sonucu öldüğünü düşünmek isteyerek avunmak yerine bu ölümlerin karşılıklı bir düşmanlığın sonucu olduğu düşüncesi genelleşebilecek ve belki de hiç beklenmedik ya da ön görülemeyecek yeni şiddet olaylarına gebe bir süreç başlayacaktır. Daha ilk yazımızdan bu yana belirttiğimiz gibi böylesine hassas dönemlerde söylenecek her söz uzun uzun düşünüldükten sonra söylenmelidir.

Kişisel gözlemim, Güneydoğu'da yaşayan yurttaşların (Fanatik ulusalcılar ve onların baskı ve tehdidini üstlerinde hissedenler dışında) Türkiye Cumhuriyeti'nden ayrılma gibi bir sorunları yoktur. (Böyle düşünme nedenim yüzyıllar boyunca Şii ya da Sünni Türk ve Kürtler arasındaki akrabalık, dostluk, inanç, ticaret, vs ilişkilerinin Cumhuriyet döneminde daha da yoğunlaşmasıdır). Bu konuda lider olarak gösterilen kişi bile Türkiye Cumhuriyeti'nden ayrılma niyetinde değildir. Ülke çapında yapılacak (tabii sağlıklı olmak koşuluyla) bir Referandumun toplumun tamamını şaşırtacak olumlu sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim.

Akil insanlara kanımca doğrulardan çok büyük ölçüde duymak istedikleri ya da istemedikleri şeyler söylenmiş olup bu girişimin herhangi bir sağlıklı sonuç getirebilmesi zor görünmektedir. Zira böyle bir konuda toplumun her kesimi korkularını, beklentilerini ve öngördüğü sonuçları açık yüreklilikle sergileyebilmeli ve bir araya gelip tartışabilmelidir. Bu Güneydoğu'da yaşayan Kürt asıllı yurttaşların her istediklerini yapmak ya da onaylamak anlamına gelmez.

Eğer gerçekler herkes tarafından somut bir şekilde görülebilirse o zaman kolektif akıl taraflar ya da politikacılar üstünde daha sağlıklı baskılar kurabilir ve gerçek anlamda olması gerekenler olur. Çünkü asıl olması gereken yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan bu toplulukların bundan sonra da huzur ve güven içinde bir arada yaşamayı sürdürmeleridir. Başka hiçbir şey bundan daha önemli değildir, olamaz.

Dolayısıyla konuya tek bir bakış açısından bakmakta yarar vardır. Bütün zihinler bu noktada yoğunlaşmalı ve çözümlerin bu yönde üretilmesine dikkat edilmelidir. Bu duygusal ve aşırı hassas topluluklara yönelik çağrılar, bilgilendirme biçimleri, eleştiriler büyük bir titizlikle gerçekleştirilmelidir. Burada ön planda olması gerekenler Devleti temsil eden politikacılar, bürokratlar ya da dağa çıkmış bir örgütün temsilcileri değil öncelikle sivil toplum örgütleri ve temsilcileridir. Sorunun anahtarı budur. Sivil toplum örgütleri. Eğer gerçeklere ulaşabilecek birileri varsa onlar bu örgütlerde yer alan insanlardır yoksa başkaları değil.

Gözlemleyebildiğim bir başka sorun da son otuz yılda belli kesimlerde giderek keskinleşmiş ve neredeyse bir tür düşmanlık noktasına ulaşmış duyguların politik müdahaleyle bir anda silinip gidebileceği gibi yanlış bir yaklaşımdır. Politikacılar bu sorunu kendi çıkarlarına alet etmemeli ve her türlü sorumluluğu üstlenerek alelacele sonuçlar ve bunlara bağlı yanlış çözümler üretmek yerine yukarıda sözünü ettiğimiz toplumun her kesiminin kabul edebileceği yine toplum tarafından üretilen çözümlere hukuki bir geçerlik kazandırmaya çalışmalıdır.

Zira böyle bir sürecin yaşanmasındaki en büyük sorumlular politikacılardır. Olayın bu boyutlara ulaşmasına neden olan politikacıların önerecekleri çözümlerden yurttaşların kuşku duymaları kadar doğal bir şey olamaz. Dolayısıyla içten, dürüst, zeki politikacılar bugün yurttaşların ancak belli bir süre içinde üretecekleri çözümleri yaşama geçirmeye çalışabilirler. Çünkü böylesine kanlı olayların sonuçlarını yaşamın tüm alanlarında en derinden hissedenler ülkenin yurttaşlarıdır.

Yurttaşların da yanıldıkları durumlar olabilir ancak gerek dünyanın başka bölgelerinde yaşananlardan alınacak dersler gerekse herkesi ikna edebilecek çözüm önerilerinin toplum tarafından çok daha kolay bir şekilde benimseneceğini düşünüyoruz. Hatta bu aşamada çeşitli sivil toplum örgütlerinin olaya müdahale ederek sorumluluk almak istediklerini belirtmeleri ve bu sürecin bir parçası olmaları gerekir. Bir kez daha Avrupa ülkelerinde terör olayları sorunları olan etnik grupların ulusal meclislerde belli ölçülerde bile olsa temsil edilmesiyle son bulmuş ve diplomatik bir süreç başlamıştır. İstendiği takdirde Türkiye’de sürecin bu yöntemle sürdürülmesini engelleyecek bir durum yoktur.

Tarih: 30/9/2013
6131 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri